• $9,5122
  • €11,0909
  • 546.309
  • 1455.42
4 Ağustos 2018 Cumartesi

Betonsuz, tabelasız ve işletmesiz bahçeler

Şehircilik politikalarımız adına umut verici yeni bir sayfa açılıyor. Özellikle ‘millet bahçeleri’ milletimize büyük heyecan verdi. Öyle ki, Anadolu’da bazı şehirlerde yavaş yavaş millet bahçesi tabelaları asıldığını görüyoruz. Bunlar güzel adımlar. Fakat Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yanı sıra, belediyelerimizin dikkat etmesi gereken bir konu var. Milletimizin heyecan duyduğu, şehirlerimizin ihtiyacı olan bu nefes alanlarının adını eskitmeden, projeyi layıkıyla yapmak gerekiyor. Anadolu’da 5-10 ağacın bulunduğu her parkı ‘millet bahçesi’ olarak tanımlama tavrına şahit oluyoruz. Oysa millet bahçelerinin standartları olmalı. Öyle ki, ilk şart ‘beton’un minimize edilmesi. Ne yazık ki son yıllarda şehirlerimizde betonlaşmanın arttığı bir vakıa. Bu meseleyi daha çok binalar üzerinden konuşuyoruz. Oysa betonlaşma sadece binalarla ilgili bir mesele değil, adı park olan mekanlarda dahi dozu aşmış boyutta beton zeminlere şahit oluyoruz. Oysa millet bahçeleri için de referans gösterilen Hyde Park’ta da, Central Park’ta da beton neredeyse yok gibi. Yürüyüş yolları doğayla uyumlu, toprak görünümlü malzemeden yapılıyor.

Önemli bir başka mevzu da, bahçelerin içinde işletmelerin minimize edilmesi. Ne park bütünlüğünü ve doğallığını bozan kafelere ne de çeşitli amaçlarla kurulacak işletmelere ihtiyaç var. Şehir insanının uçsuz bucaksız yeşil alana, bol oksijene ihtiyacı var. Yine Hyde Park ve Central Park’a atıf yapalım. Buralarda bir şişe su alacak olsanız bir kafe bulmak için metrelerce yürümeniz gerekiyor. Parkın çok az noktasında büfe var. Yani yeşilliği işgal etmeyen, sevimli, küçük yapılar olmalı. Buna bağlı olarak millet bahçelerinde tabela kirliliği görmek istemiyoruz. Koyulan bankın sıklığının bile bir dozu olmalı. Bazı belediyelerimizin park düzenlemesinde şahit oluyoruz; sık yerleştirilmiş her bankın yanına bir çöp kovası koyarak hayli görüntü kirliliği ve göz yorgunluğuna sebep oluyorlar. Şehir hayatı hepimizi o kadar yoruyor ki, ne beton, ne bank, ne tabela, ne bir işletme görmek istiyoruz. Yani insan elinin en az değdiği korular, betonun olmadığı parklar, ihtiyacımız olan.

Öte yandan peyzaj kültürümüzü de gözden geçirmek durumundayız. Son yıllarda Türkiye’de birçok parkın Fransız bahçelerini andıran şekilli, müdahale edilmiş bir yapısı var. Oysa doğu bahçeleri çok daha doğal ve el değmemiş görünümlü bahçeler. İnsanın doğaya hükmetmesini değil, doğayla uyum içinde yaşamasını öngören bir fikre yaslanıyor.

Elhamra’daki Cennetü’l-Arifin’den Doğu’daki Şalimar Bahçelerine tasarım felsefesi medeniyetimizin özünü yansıtan bahçe kültürümüz varken, fazlaca müdahale görmüş bahçecilik anlayışı oldukça suni duruyor.

Millet Bahçesi tasarımı için referans olabilecek iki güzel eser var son yıllarda Türkçeye kazandırılan. İngiltere’de Kraliyet Sanat Akademisi’nde bahçe tasarımı ve kültür konusunun tanınmış ismi Emma Clark’ın İslam Medeniyetinde Bahçe Sanatı kitabı ilki. İkincisi ise, Illinois Üniversitesi’nde Peyzaj Tarihi profesörü D. Fairchild Ruggles’ın İslami Bahçeler ve Peyzajlar adlı eseri. Bu kitaplar bir zamanlar Batılıların hayran olduğu ve gizemli bulduğu Doğu bahçelerinin arkasındaki felsefeyi anlatıyor. Oldukça ufuk açıcı kitaplar.

<p>Verdiğiniz nefes aldığınız nefesle  karışmıyor. Akıllı maske telefonla kontrol ediliyor.</p><p>Ak

Akıllı maske nefes aldıracak

Güney Kore ilk yerli roketi 'Nuri'yi uzaya fırlattı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Üsküdar'da bir kafede vatandaşlarla sohbet etti

Niğde'de 20 milyon yıllık fosil bulundu