• $9,4958
  • €11,0613
  • 543.538
  • 1455.42
26 Temmuz 2016 Salı

Batı medyasının aynasında

15 Temmuz darbe girişimi ile iki şey ayan beyan ortaya çıktı. Birincisi, ‘milli irade’ kavramının Türkiye’de ne kadar yerleştiği, kök saldığı. İkincisi, batı medyasının ve oryantalist hegemonyanın akla ziyan tutumu.

Milli irade, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 14 yıldır Türkiye toplumunun tarihi ve kültürel reflekslerini güncelleyerek ilmek ilmek ördüğü bir güç olarak Türkiye tarihinde fiili bir rol üstlendi. Millet, yakın tarihte olduğu gibi darbe karşısında sinmek yerine, şeksiz ve şüphesiz, azimle iradesini ortaya koydu. Bu güç, Erdoğan’ın 14 yıldır Türkiye’ye kazandırdığı güçlü ekonomiden, yeraltı ve yerüstü yatırımlardan daha değerli bir manevi dinamik olarak varlık gösterdi. Bir yönüyle, Türkiye demokrasisinin sigortası olarak işlev gördü.

Elbette bu önemli gücün bir de simetrisi var. Türkiye’nin, iradesi kendi elinde bir ülke olmasından hoşnut olmayan güç odakları, kendi doğrularını inkar pahasına Erdoğan’a ve onun temsil ettiği siyasi iradeye düşmanlık boca etti. Milli irade ne kadar güçlüyse, bu düşmanlık da o kadar yoğundu. Objektifliği, demokratlığı, kendinden menkul vasıflar olarak tüm dünyaya servis eden batı, kendisiyle özdeşleştirdiği tüm bu özellikleri inkar ederek hem darbenin failleri konusunda delil istedi, hem de henüz delil dahi görmeden etiketi yapıştırdı; darbenin bir kurgu olduğunu söyleyecek kadar ileri gitti. Bu girişimin, Erdoğan’a yarayacağına dair eyvahlarını peşinen dile getirdi.

15 Temmuz darbe girişiminden sonra batı medyasında çıkan haberlerin başlığı, bu çelişkileri ve endişeleri ayan beyan ortaya koyuyor; ‘Recep Tayyip Erdoğan: ‘Türkiye’nin acımasız Cumhurbaşkanı’, ‘Türkiye’nin gerçekleşmeyen darbesi’, ‘Birçok Türk, defolu bir demokrasiyi darbeye tercih etti’, ‘Erdoğan’ın pervasız intikamı’ bunlardan birkaçı...

En çarpıcı olan ise, ‘modern Türkiye’nin doğuşu’ konusunda önemli yayınları olan bir tarihçinin ‘kanıtlayamıyorum ama hükümet kesinlikle bu darbeden haberdardı, hatta hazırlayıcısıydı’ cümlesini kurabilmesi oldu. Kanıtlanamayan birşey hakkında böylesine kesin yargıda bulunmak, objektif olma iddiasındaki bir ‘biliminsanı’nın söyleyebileceği cümleler olamaz.

Neyse ki, Türkiye’de darbe girişimi, karşıt güç odaklarının iştahla beklediği bir sonla neticelenmedi. Millet iradesi duruma el koydu.

Türkiye toplumu, özellikle son on yıldır çeşitli vesilelerle batı medyasının ve entelijansiyasının ne kadar defolu ve çifte standartlı olduğunu görüyor. Daha da ötesi, kendi ülkesinde darbe yapacak kadar çılgınlaşabilen bir terör örgütünün dolduruşuna gelebiliyor. FETÖ’nün yurtdışında zehirlediği medya ve akademi mensupları, kendilerini 15 Temmuz aynasında sorgulamalılar. Zira, darbe girişimi ile ilgili anlık tüm gelişmeler, teşhislerinin ne kadar isabetsiz olduğuna dair peşpeşe deliller üretiyor.

Türkiye’de de, batının bu defolu değer yargılarına, modernitenin çelişkilerine ve oryantalist klişelere kayıtsız şartsız teslim olmuş çok sayıda zihin var. 15 Temmuz olayları ve yansımaları, onlar için de bir fırsat olarak değerlendirilebilir. Yeter ki, bir topluma içeriden bakmayı öğrenebilsinler.

<p>Verdiğiniz nefes aldığınız nefesle  karışmıyor. Akıllı maske telefonla kontrol ediliyor.</p><p>Ak

Akıllı maske nefes aldıracak

Güney Kore ilk yerli roketi 'Nuri'yi uzaya fırlattı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Üsküdar'da bir kafede vatandaşlarla sohbet etti

Niğde'de 20 milyon yıllık fosil bulundu