• $8,2719
  • €10,0775
  • 487.499
  • 1460.9
19 Nisan 2016 Salı

Artık müzeler de şube açıyor

H. Hümeyra Şahin
H. Hümeyra Şahin
YAZARIN SAYFASI

Bir şehre ilk kez gittiğimizde yaptığımız şeylerin başında gelir müze ziyareti. Çünkü müzeler şehrin geçmişini, hafızasını, kültürel ve sanatsal ortamını, hasılı kimliğini toplu biçimde sunar bize. Eğer ilk kez ziyaret ettiğimiz bir ülkeyse burası, müze daha büyük pencereler açar zihnimizde. Zira bir ulusun ulus haline gelişi bize burada sunulan imgelerin toplamından oluşur. 19. ve 20.yy boyunca ulusların kimlik bilincinin oluşmasında müzeler belirleyici role sahipti. Fakat şimdi, 21. yy’da ilginç bir evrilmeyle karşı karşıyayız. Artık müzeler ulusallaşma yerine küreselleşme vaat ediyor. Fransız ulusalcılığının birinci elden inşa merkezi olan Louvre Müzesi, Abu Dabi’de şube açmaya hazırlanıyor. Bu gerçekten sorgulanmaya değer.

Louvre Abu Dabi, Körfez ülkeleri açısından anlaşılır bir durum. Zira birer balıkçı köyü olmak dışında hafızası olmayan Körfez ülkelerinin kendilerini dünya kültürlerine eklemlemesinin karşılığıdır bu tür ‘ticari’ anlaşmalar yapmak. Fakat Fransız kültür ve sanatının omurgasını oluşturan Louvre için anlaşılması zor bir mesele, şube açmak. Çünkü Louvre Paris’tir, Paris de Louvre’dur... Nitekim bu konu 2007’de Abu Dabi ve Fransız Hükümetleri arasında yapılan anlaşmayla sanat tarihçileri arasında da hayli sorgulandı. Yaklaşık 100 milyon sterline mal olan müzenin 2016 sonunda açılması bekleniyor.
Şube açan müze yalnızca Louvre değil. New York merkezli, inşası 1959’lara uzanan Guggenheim Sanat Müzesi, belki de dünyada en çok şubesi olan müze olarak karşımıza çıkıyor. Venedik ve Bilbao’da iki şubesi olan Guggenheim, Abu Dabi’de de şube açmaya hazırlanıyor. Her ne kadar Soho, Las Vegas ve Berlin şubeleri kapatılmış, 6 şube girişimi de akamete uğramışsa da, Guggenheim’in hikâyesi aynı zamanda kültür ve sanatın ticarileşmesinin hikâyesi olarak da kabul edilebilir. Artık müzeler, kimlik inşa etmekten çok shop’ları, cafe’leri, performans gösterileriyle birbirleriyle yarışıyor. Ticarileşme, şubeleşme, rekabet gibi kavramlar, kültür ve sanatla yan yana kullanılmaya başlıyor. Bu elbette son elli yılda hayatımıza giren ‘sanat yönetimi’ kavramının kültür ve sanatı bir işletme unsuru haline getirerek metalaştırması süreciyle yakından irtibatlı. Özgürlük ve özgünlük isteyen sanata kapitalizmin prangaları vuruluyor. Zaten Sanatın Sonu adlı eserinde, çağdaş sanatın başyapıt çıkarma imkânı yok demiyor muydu Donald Kuspit? Maddi baskılar, şöhret, başarı hırsı değil mi gerçek sanatı yok eden...
Koleksiyonerler arası alışveriş, antikacılık, bu işlere paranın kirini çoktan bulaştırmıştı zaten denebilir ama bu sefer mesele daha farklı. Para, sanatın tüm süreçlerini yönlendiren bir unsur haline geldi. Ve dahası artık Louvre’u sadece Paris’te değil, Abu Dabi’de de görebilir, körfez suları üzerinde yüzen Saadiyat Adası’ndaki Cafe’de küreselleşmeyi terennüm edebilirsiniz. Tıpkı uluslararası bir markanın farklı ülkelerdeki bayilerinde bir Hintlinin, bir Özbek’in, bir Rus’un, bir İspanyol’un aynı ödeme kuyruğunda beklemesi gibi...
Küreselleşme, her alanda olduğu gibi kültür ve sanat alanına da kendi mührünü vuruyor, homojen bir dünya yaratıyor.
Mona Lisa’yı görmek için şimdilik Paris’e gitmek gerekse de, Louvre’u görmek için artık Abu Dabi’ye de gidebilirsiniz.

<p>İsrail polisi Mescid-i Aksa'da Filistinlilere saldırıyor! Bölgedeki son durumu TRT WORLD Kudüs Mu

Kudüs'te son durum ne?

Süper Lig'in yeni takımı GZT Giresunspor, coşkuyla karşılandı

Galatasaray, Yukatel Denizlispor maçı için şehre geldi

Deniz salyasından gübre, tarım ilacı ve temizlik malzemesi yapacaklar