• $7,3195
  • €8,8572
  • 413.095
  • 1491.56
19 Aralık 2010 Pazar

Yaşasın kanlı ve zevkli mücadelemiz...

Bu söz İttihat Terakki fedailerine aittir. Onlar için siyaset hem kanlı hem de zevkli bir mücadelenin adıydı. CHP'nin 15. Olağanüstü Kurultayı'na giderken ittihatçıların bu sözünü düşündüm. Biz gazeteciler için iyi ki CHP var, dedim içimden. Düşünsenize parti içi mücadelenin, hareketin, entrikanın hiç bitmediği, parti meclisi seçiminin bile nasıl olay haline geldiği başka bir parti var mı? Başka partilerin PM'sinde kimler var veya MYK'sında neler oluyor biliyor muyuz? Ama Ankara'daki taksici bile soruyor. 'Abi ne olur parti meclisi?'

Mücadele bu partinin genlerinde var. Çünkü 1919 'Sivas'tan beri kongreler geleneğinin ürünüdür. Mustafa Kemal'in Sivas'ta ittihatçıların elinden 'mührü' almak için nasıl uğraştığını düşünsenize... CHP'de hareket bitmez bu yüzden...

***
Hep kaybedenler bana ilginç gelmiştir. Önder Sav da bu kurultayın Baykal'la beraber kaybedeniydi.

Peki Önder Sav bu kurultayı nasıl görüyordu?
Sav'a manevi babam diyen bir isimle konuştum. Eski Parti Meclisi Üyesi Korkmaz Karaca, Önder Sav'ın olayını nasıl gördüğünü bir örnekle anlattı.

Bir anne çocuğunu kaybetmiş. Sahipsiz kalan çocuk, başka bir kadın tarafından sahiplenilmiş ve onun tarafından büyütülmüş. Aradan yıllar geçmiş ve çocuğun asıl annesi çocuğun izini bulmuş. Çocuğu geri istemiş. Çözüm için kadıya gidilmiş. Kadı iki 'anne'ye tuhaf bir çözüm önermiş. Çocuğu her iki kolundan çekin, hanginizde kalırsa o çocuğa sahip olsun demiş. İki kadında kollarından çekmeye başlamış. Çocuğun gerçek annesi bakmış ki; çocuğun kolları kopacak.
Bırakmış.

Önder Sav, kendini CHP'nin 'gerçek annesi' olarak görüyor. Ancak daha 6 ay önce onu omuzlarda salona sokan delege, bu kez onu unutmuştu. Salonda ismi bile anons edilmedi.  Siyasetin acımasız belleği onu ne kadar daha aklında tutar bilmiyorum.

***
 'Ben demiştim' demek belki de gazeteciliğin en zevkli tarafıdır. Parti meclisine bile aday gösterilmediği, düşük kabul edildiği günlerde Gürsel Tekin için 'izzetin' vapurundan inmeyi başardı demiştim. Bugün durumu görüyorsunuz. Bunu bir siyasi analiz olarak değil, yakın tarihimize bakarak söylemiştim.
Bugün de devam ediyorum.


CHP iktidara yürüyor...
Kılıçdaroğlu'nun başbakanlığı için her şey ama her şey hazır... Yolundaki çer çöp temizlendi, güller döküldü... Baykal'lı CHP'nin gidip gidip duvara tosladığı türban, Kürt meselesi gibi engellerse onun umurunda değil.  
Kurultaydan çıkan parti meclisi mi? Bilmem... Ama küçük bir örnek verebilirim. Dünyaca ünlü böbrek nakil profesörümüz Dr. Alper Demirbaş'ı listeye yazmak, en azından bilim platformuna koymak Kemal Bey'in aklına gelmedi. İyi bir CHP'li olan Alper Hoca, kırdığı dünya transplantasyon rekorlarına Antalya'da yenilerini eklemeye devam ediyor. Bence bu insanlık için daha hayırlı...

Ermeni evlatlIklar
Her ne kadar Lozan'da Ermeniler'i azınlık olarak tanısak da, onlar bir azınlıktan çok öte bu coğrafyanın derinliklerine nüfuz etmiş bir etnisitedir. Büyük bir çoğunluğu Türkçe isim almış, Türk adet ve görenekleriyle büyümüş yaşamıştır. Ama ölüm çok büyük bir ayraçtır. Yıllarca müslüman olarak bildiğiniz birinin cenazesinde onun gerçek köklerini görürsünüz. Tıpkı talihsiz bir olayla yaşamını yitiren Zekeriya Vural'da olduğu gibi...
OKUDUĞUMUZ o haber hepimizi üzüntüye boğdu. İnanamadık. Gencecik bir çift Soney ve Zekeriya Vural, ağabey Günay Öğmen'in kurşunlarıyla can vermişlerdi. Anlatılanlara bakarsak, ağabey Günay, kız kardeşiyle evlenen Zekeriya'dan kilisede nikah yapmasını istemiş. Damat reddedince de çılgına dönüp kurşun yağdırmış. Bu haliyle okuyunca dinsel bir cinayet olarak algıladık.

Ancak talihsiz gençlerin cenaze töreni sırasında bir başka ayrıntı daha öğrendik. Ölen Zekeriya Vural'ın dayısı Mehmet Erem 'Zekeriya'nın dedesi de Hırıstiyandı. 90 yıl önce Müslüman olmuştu'dedi. 

Bu haberi okuyup, araştırınca Vural'ın ailesinin de Ermeni olduğunu öğrendik.
Yani Günay Öğmen kardeşinin müstakbel eşine, belki de Ermeni'den dönme olduğu için kin ve nefret doluydu.

Zekeriya'nın ailesinin 90 yıl önce Müslümanlığa dönmesini düşününce aklıma Ermeni evlatlıklar geldi. Bir başka deyişle Ermeni yetimler...

TEHCİR ÇOCUKLARI
1915'te yaşanan tehcir, çok yetim bıraktı. Kimi ailesini tümden kaybetti,  Türk aileye sığındı, kimiyse sokaklarda büyüdü.
Örnek mi?
Agop Boyacıyan. Adanalı'ydı. Tehcir kararı çıktığında 12 yaşındaydı. Annesi ağır hastaydı. Onu bırakmak zorunda kaldılar. Sürgünde önce iki kız kardeşini sonra babasını kaybetti. Çetin yol ve hava koşullarında hayatta kalışına kendisi de inanmıyordu. Sefil bir halde gezerken bir simsar tarafından Arap Şamer Aşireti'ne satıldı. Oradan da başka aşiretlere... En son durağı, Halep'teki kamp oldu. Ardından normale dönebildi.
Veya bir başka isim. Sivaslı Siranuş Vorgehan. Zara doğumluydu. Sürgün için gittiği Urfa'ya varamadan ailesini yitirdi. Amerika'daki amcasına yıllar sonra gidebildi.
Meryem Bedrosyan. Sivrihisarlıydı. Anne ve babasını sürgünde kaybetti. Bir Ermeni kadının yardımıyla Atina'ya göç edebildi.
Ama onlar gibi şanslı olmayan binlerce çocuk vardı. Peki onlara ne oldu? İşte bugün Anadolu coğrafyasında geçmişinde bu tarihin acı izlerini taşıyan Ermeniler vardır. Çoğu Türk ailelere evlatlık verildi. Gazeteci Bekir Coşkun, anneanne bildiği Ümmühan Hanım'ın Ermeni evlatlık olduğunu yıllar sonra öğrendi. Şarkıcı Yaşar Kurt'un Ermeni olduğunu yıllar sonra öğrenmesi tesadüf mü?

YETİMHANELER DOLDU
Atatürk'ün manevi evlatlarından Sabiha Gökçen'in Ermeni yetimi olduğunu yazması, belki de Hrant Dink'in sonunu hazırladı. Sabiha Hanım hayattayken bunu yalanladı. Ama Ata'nın diğer evlatlıkları, örneğin yetimhaneden yetişen Zehra Aylin'in Ermeni olabileceğini hiç düşündük mü?

Kazım Karabekir ismi Ermeniler için çok büyük anlam ifade eder. Kurtuluş savaşımızın Doğu Cephesi komutanının ailesiz Ermeni çocuklarını gönderdiği yetimhaneler sıcak bir yuva oldu.

Ermeni yetimlerin sayısı o kadar fazlaydı ki mevcut yetimhaneler az geldi. Notre Dame de Sion Okulu, Rus Manastırı, Beyoğlu'ndaki Saint Joseph Mektebi gibi birçok yerin yanı sıra yabancılara ait meskenlere de el konularak yetimhane yapıldı. Kuleli Askeri Okulu da bunlardan biriydi.  
Karabekir Paşa, savaş yetimi Türk çocuklarına da kol kanat germişti. Ama her ne kadar Paşa'nın kızları buna karşı çıksalar da Karabekir Paşa'nın 2 yıl boyunca Kuleli Askeri Okulu'nda barındırdığı ve sayıları  6 bini bulan yetimlerin içinde Ermeni çocukları da vardı. Bunların bir çoğu Türk kardeşleriyle beraber ve Türk isimleriyle büyüdüler.


GÜRBÜZLER ORDUSU
Bir çoğu orduda görev aldı. Türk - Ermeni karışık bu yetimhane çocuklarına Gürbüzler Ordusu adı verildi.

Hatta Karabekir'i o kadar baba olarak bildiler ki... 1926'da İzmir'de Atatürk'e suikast davasında Karabekir Paşa'nın salona girmesiyle ayağa kalkan ve mahkeme başkanının talimatına rağmen yerlerine oturmayan ve ellerini silahlarından çekmeyen subaylar onlardı. Ne zaman ki Kazım Paşa başıyla işaret etti, Gürbüzler Ordusu o zaman oturdu. (Gürbüzler Ordusu'nun halen var olduğu ve bunlar içindeki Ermeniler'in Heron'ları düşürdüğü gibi deli saçması iddialara gülüp geçiyorum. Gürbüzler Ordusu'nun hemen hepsi 1900'lü yılların hemen başında doğmuştu. Çoğu 1970 - 80'lerde yaşamlarını yitirdi.)

ERMENİ ERDEN KARABEKİR'E
Bakın Erzurum'un Rus işgalinden kurtulması dolayısıyla Ermeniler'in Karabekir'e çektikleri mesaj nasıldı?


'EN BÜYÜK KUMANDANA,
 Bugün Ermeni sir zabitleri ve efradı için mes'ut bir bayramdırÖBugün on iki ay süren esaretten sonra biz artık ailemize ve vatanımıza kavuşuyoruz. Bizim en büyük amirimiz olmak hesabıyla zatialilerine ve maiyetleri zabitanına biz Ermeni zabit ve neferleri Türkiye'de hakkımızda gösterilen hüsnümuameleden(iyi muamele) dolayı bütün kalb ve ruhumuzla arzı teşekküre musarrat eyliyoruz. Biz buradan hareket ederken güzel hatıralarıda birlikte götürmekteyiz. Biz emin bulunuyoruz ki, bundan sonra Ermeni askeri size karşı silahbedest olarak bulunmayacaktır. Ve taraf-ı alilerinden bizlere tebliğ edildiği üzere 13 Teşrinievvel 1921'de Kars'ta bu husus her iki milletin evliyayı umuru arasında takrir ve temin edilmiştir. Biz dahi bundan eminiz. İki memleket arasında Türkler ile Ermeniler birbirine karşılıklı yardım edecek ve birlikte yekdiğerini müdafaa ve sıyanet eyliyeceklerdir.'

ÖLÜM BÜYÜK BİR AYRAÇ
Her ne kadar Lozan'da Ermeniler'i azınlık olarak tanısak da, onlar bir azınlıktan çok öte bu coğrafyanın derinliklerine nüfuz etmiş bir etnisitedir. Büyük bir çoğunluğu Türkçe isim almış, Türk adet ve görenekleriyle yaşamıştır. Ama ölüm çok büyük bir ayraçtır. Yıllarca müslüman olarak bildiğiniz birinin cenazesinde onun gerçek köklerini görürsünüz.
Tıpkı talihsiz bir olayla yaşamını yitiren Zekeriya Vural'da olduğu gibi...
 twitter.com/gurkanhacir

Notlar birikti...
Unutmadan not edeyim. Yeni Şafak'tan 'Taha Kıvanç' müstearıyla yazan Fehmi Koru bir önceki yazım için küçük bir düzeltme istedi. Haklıydı. Osmanlı'nın Wikileaks'ini anlatırken 'Gazeteciler Necip Fazıl, Osman Talat, Selanikli dönmeleridir' demiştim. Bu ifade haliyle herkesin aklına Kısakürek'i getirmişti. Doğrusu 'Fazlı Necip' olacaktı. Ama Necip Fazıl'ın da kökenlerini Fehmi Bey'le ayrıca tartışırız.  Aynı şekilde DHKC de canlı bombasına sahip çıktı. Şengül Akkurt'u dizgi hatası sonucu PKK'lı diye yazmışım. Örgüt hemen özel bir bildiriyle isim yanlışlığını düzeltmemi istemiş.  Devamlı okurlarım, Livaneli'nin 'Veda'sına ilişkin eleştirilerimi de, kendisine dair görüşlerimi de bilir. Tarihi nasıl çarpıttığını, el çabukluğu ve ticari kaygıyla nelere kalkıştığını yazdım. Ama Livaneli nihayet 'iyi bir işe' ön ayak oldu. Genç yetenek Züleyha 'Livaneli şarkıları'nı ülkemizdeki tüm etnik dillerde okudu. Lazca'dan Ermenice'ye, Rumca'ya kadar Anadolu'da hayat bulan onlarca kültürden şarkılar/türküler dinlemek isterseniz, 'Züleyha - Merhaba / Seyhan Müzik'...

<p>İletişim Başkanlığı'nın düzenlediği 'Nakkaş Osman Surname-i Hümayun Dijital Minyatür Sergisi' ilg

Osmanlı'nın Başnakkaşı Nakkaş Osman ve minyatür sanatı

Dünyaca ünlü yönetmen Guy Ritchie Ayasofya ve Topkapı Sarayı'nı ziyaret etti

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (01 Mart 2021)

Hafta sonu kısıtlamasının ardından yurt genelinde hareketlilik başladı