• $9,4883
  • €11,0526
  • 542.491
  • 1455.42
5 Mayıs 2013 Pazar

Milli alkolsüzümüz çay, milli alkollümüz rakı

Başbakan alkolü hayatımızdan çıkarmaya kararlı olsa da rakının saltanatını yıkması kolay gözükmüyor. Hele çayın tahtı hiç sarsılmaz. Ayran ne kadar köpürse de boşa

Gündem yaratma dehası Başbakan Erdoğan, bu haftaki konumuzu da belirledi; 'Milli içkimiz ayrandır' dedi. Elbette Başbakan'ın bu ayran sevdasının altında alkolle mücadele yatıyor. Alkol tüketilmeyen bir toplum yaratmak için mücadele veriyor. Gündelik hayatımızda kendi ideolojik penceresinden bir hegemonya kurmaya çalışıyor.
AMA biz hiç oralı olmayalım. Ve soralım:
SAHİ milli içeceğimiz ayran mıdır? Göktürklerden bu yana içilen ayran bizim milli içeceğimiz sayılabilir mi?
TARİHSEL köklerine mi bakacağız yoksa en çok hangisini tükettiğimize mi? Ya da alkollü mü alkolsüz mü ayrımı yapacağız? Alkollülerde rakıyı nereye koyacağız?

İdealist bir ziraatçınınçay mirası
ay bize sonradan gelmiştir. Cumhuriyet'le birlikte tanıdığımız bir içecektir.
OSMANLI'DA çay var mıydı? Yerli üretim olarak hayır, yoktu. Seylan'dan ve Çin'den kaçak olarak getirilen ve sınırlı bir kesimin tükettiği bir içecekti. Kahvenin egemenliğine yanaşamıyordu bile. Ancak idealist bir ziraatçının sayesinde tanıdık çayı. Ve başköşemize oturttuk: Zihni Derin!..
1880 yılında Muğla'da doğdu. Muğla idadisini ve Selanik ziraat mektebini bitirdi. Milli mücadele yıllarında devlette görev aldı. İlk Tarım Genel Müdürü oldu. Cumhuriyet'in ilânından sonra 1924 yılında İsmet Paşa'nın talimatıyla Sovyetler Birliği'ne gitti. Tarımsal alanda incelemeler yapacaktı. İlk durağı Batum oldu. Dikkatini çeken ilk şey iklimdi. Rize ve Artvin'le hemen hemen aynı iklim ve coğrafi şartlara sahip Batum'da çay üreticiliği yapılıyordu.

CEBE BİRKAÇ ÇAY TOHUMU
HER taraf çay bahçeleriyle doluydu. Neden bizim Rize'de de üretilmesin diye düşündü. Laboratuvar gezisinde cebine birkaç çay tohumunu koymayı ihmal etmedi. Türkiye'ye döndüğünde üretmeyi deneyecekti. (Bu tohum meselesine dair bir başka rivayet de Avukat Hulusi Karadeniz'in Batum gezisinde tohumları cebine attığı şeklindedir. Ancak hangisi doğru olursa olsun Zihni Bey çayın modern ekimi konusunda öncüdür. Onun sayesinde çaycılığımız gelişmiştir.)
İSMET Paşa'ya konuyu açtı. Paşa "Bir dene bakalım" dedi. Sadece çay değil narenciye için de uygun bir iklim vardı. Narenciye, fındık ve çay yetiştirilmesine dair kanunu Zihni Derin hazırladı. Meclis'e sundu. Kabul edildi.

25 YIL RİZE'DE ÇABALADI
ÇALIŞMALARI yürütebilmek için Rize'ye yerleşti. İlk denemesi olumlu sonuç verince Batum'dan fide getirterek halka dağıtılmasını sağladı. Ancak çay üreticiliği konusunda istekli olmayan Rizeliler pek ilgi göstermedi. Zihni Bey yılacak gibi değildi. Tam 25 yıl çayın modern koşullarda üretilmesi için çabaladı. Ankara'da yaşayan ailesini unutmuştu. (Bu arada büyük oğlu Haldun Derin de memuriyet hayatına girmiş ve Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü olmuştu.)
ARTIK o Rizelilerin Zihni Babasıydı. Uzun yıllar alan mücadelesi sonuç verdi. Ve çay giderek Rize'de yaygın bir şekilde üretilmeye, üretimle birlikte de sofralarımızda yer almaya başladı. Türk halkı çayı sevmişti. Kahvaltıdan akşam yemek sonrasına kadar günün her saati çay içebiliyordu. Tüketimin artması üreticileri de yüreklendirdi. 
Bu arada Zihni Baba, Rize'deki arkadaşlarının ısrarını kıramayarak 1950 seçimlerinde bağımsız milletvekili adayı oldu. Ancak sandıkta iş başkaydı. Rizelilerin sevgi selinden yolda yürüyemeyen Zihni Baba, aynı Rizelilerden seçimde yeterli oyu alamadı. Milletvekili seçilemedi. Belli etmese de Rize'ye kırgındı. Ankara'ya döndü. Emekliliğinin son günlerini Başkent'te yaşayacaktı.

TAA ki 1964 yılına kadar...
ARTIK neredeyse tek geçim kaynağı çay olan Rizeliler çayın üretiminin 40'ıncı yıldönümü için Zihni Baba'larına gecikmiş bir saygı duruşunda bulunacaklardı. Zihni Baba kutlamaların onur konuğu olarak Rize'ye davet edildi. Yaşı bir hayli ilerlemişti. Çalışma Bakanı Bülent Ecevit, "Sizi Trabzon'da karşılamaktan onur duyarım" dedi. Zihni Derin, uçakla Trabzon Havalimanı'na indi. Ecevit'in makam arabasına bindiler. Birlikte sohbet ederek Rize'ye kadar geldiler. Sokakları süslenmiş Rize'de onları büyük bir kalabalık bekliyordu. Arabadan önce Bülent Ecevit indi. Ardından Zihni Baba ağır hareketlerle arabadan dışarı çıktı. Makam arabasının arkasından dolanarak kendisini bekleyen Rizeli 'hemşeri'leriyle kucaklaşacaktı. Tam o sırada makam şoförü geri vitese taktı ve arabayı geriye doğru sürdü. Zihni Baba aracın üstüne geldiğini fark etmedi. Araba Zihni Baba'yı yere sermişti. Yardımına Bülent Ecevit koştu. Ancak Zihni Baba'nın kalçası kırılmıştı. Törenler iptal edildi. Zihni Derin ilk uçakla Ankara'ya getirildi. Tedavisi Ankara'da yapılmaya başlandı.
ANCAK tüm yaşlıların başına bela olan kalça kırığı onu da ölüme sürükledi. Çayın 40'ıncı yılında, 25 Ağustos 1964 günü hayata gözlerini yumdu. Zihni Baba'nın girişimiyle sofralarımıza misafir olan çay, o günden bu yana saltanatını sürüyor. Sabah, öğle, akşam günün her saati içilmeye devam ediyor.
EVET... Başbakan her ne kadar alkolü hayatımızdan çıkarmaya kararlı olsa da rakının saltanatını yıkması kolay gözükmüyor. Hele çayın tahtını ise kolay kolay deviremez. Her ikisi de sonradan hayatımıza girdi ama vazgeçilmezlerimiz oldular.
AYRAN ne kadar köpürse de boşa...

Osmanlı'dan bu yana liderlerin içkisi!
GÜMRÜK Bakanı Hayati Yazıcı çıtayı biraz daha yükseltti. Çayı da bu yarışa ilave etti ve "Milli içkimiz çayran"dır dedi. Oysa alkollü içeceklerde rakının tahtını kimse sallayamaz.
OSMANLI'DA tüketilmeye başlanması 16'ncı yüzyılın sonlarındadır. Arapça 'arak' sözcüğünden geçmiştir. Su katılmadan içildiğinde renginin belli olmaması yasak dönemlerde içimini kolaylaştırdığı için hemen ilgi gördü.
PADİŞAHLARIMIZ rakıyı geç keşfettiler. Adı sarhoş padişaha çıkan 2. Selim şarapçıydı. Rakıyı hiç tanımadı. Ama sonrasında gelen padişahlardan rakı tutkunu olanlar vardı. Örneğin 
3. Selim'in koyduğu içki yasağını yerle bir eden 2. Mahmut sıkı bir rakıcıydı. 3. Ahmet de rakı seven bir padişahtı. Alkolik derecede içki bağımlısı olan Abdülmecid de rakıyı severdi. Cumhuriyet dönemine gelecek olursak. Atatürk esaslı bir rakıcıydı. Susuz rakısını beyaz leblebiyle içer, sofranın bitimine doğru da muhakkak kuru fasulyesini yer öyle yatardı.
BİLİNENİN aksine İsmet Paşa rakıya mesafeliydi. Protokol gereği bir kadeh aldığı olurdu. Ama esas gizli içici Adnan Menderes'ti. Zeki Müren'in yeni çıktığı yıllardı ve Başbakan Menderes onu dinlerken birkaç kadeh deviriveriyordu. O da rakıyı susuz içenlerdendi. Celal Bayar rakıdan çok şarap seviyordu.
SÜLEYMAN Demirel ise akşamları muhakkak bir kadeh viski içer, yemekte balık varsa bir kadeh sulandırılmış rakısını yudumlardı.
YANİ Osmanlı'dan Cumhuriyet'e liderlerimizin favori içkisi rakıydı. Peki rakıyı nasıl içerdik?
ÖRNEĞİN rakıya su konur muydu? Mina Urgan'a göre eskiden koymazdık. Missouri zırhlısı 1946'da İstanbul'a geldikten sonra koymaya başladık. İngilizlerin sek içtiği viskiye su, soda ve buz koymayı adet edinen Amerikalı subayları gören İstanbullular rakıyı sulu denemeye karar verdi. Ondan sonra sulu rakı içmek yaygınlaştı.
YUNANİSTAN'da içilen mastika ve uzoyu da kardeş alacak olursak rakı bizim coğrafyanın en şöhretli ve kabul gören içkisidir. Hafif alkollü biradan sonra en çok tükettiğimiz içkimizdir. Üstüne üstlük kendine has mezeleriyle yaratılan sofra geleneği de mutfak kültürümüzün ayrılmaz parçasıdır.
YANİ rakı bizim milli alkollü içkimizdir.

<p>Verdiğiniz nefes aldığınız nefesle  karışmıyor. Akıllı maske telefonla kontrol ediliyor.</p><p>Ak

Akıllı maske nefes aldıracak

Güney Kore ilk yerli roketi 'Nuri'yi uzaya fırlattı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Üsküdar'da bir kafede vatandaşlarla sohbet etti

Niğde'de 20 milyon yıllık fosil bulundu