• $7,4513
  • €9,0629
  • 444.162
  • 1562.81
15 Temmuz 2012 Pazar

Mandela'sından kaçan adam Mehmet Bekaroğlu

Belki de Tayyip Bey Türkiye'nin Mandela'sı olabilirdi. Ama hiçbir zaman eski yol arkadaşı Mehmet Bekaroğlu'nun gözünde gerçek Mandela olmayacaktı. Olamadı da zaten!

Önceki günkü açıklaması, onu tanıyanlar için hiç de sürpriz olmadı.  Çünkü AKP ve temsil ettiği siyasi anlayışın dışında da islami bir parti olabilir düşüncesiyle ortaya çıkan HAS Parti'de hülle işaretleri belirince gözler ona çevrilmişti. 'Mehmet Bekaroğlu ne diyecek' diye herkes ona bakıyordu. Önce sosyal medyada nasıl tavır koyacağının işaretlerini verdi, genel başkanını net bir açıklamaya çağırdı. Genel Başkan Numan Kurtulmuş'tan beklediği netlikte bir açıklama gelmeyince de önce dozu arttırdı. Nihayet Erdoğan-Kurtulmuş görüşmesi ve ardında da birleşme kararı çıkınca basının karşısına geçti.
'Has Parti'yi doğuran koşullar olduğu gibi duruyor. Bugün ne değişti? Hani Harun gibi gelip Karun olanlara savaş açmıştık' dedi.
Sahi... İktidar, yüzde 1'in bile altındaki bir partiyi neden bünyesine katmak istedi? Neden o partinin genel başkanı da bu teklife koşa koşa gitti ve kabul etti. Dönen neyin pazarlığıydı?

İKTİDARDAN KAÇAN ADAM
Bu soruların cevabını önümüzdeki aylarda yeniden şekillenecek siyasi haritamızın 'çizer'lerine bırakalım.
Ama şu sorunun cevabını arayalım. Mehmet Bekaroğlu pekala 'iktidara sıkışma' operasyonunun içinde yer alabilirdi. Neden karşı çıktı? Neden iktidar olmaktan ısrarla kaçındı? 
Peki kimdir bu iktidardan kaçan adam? Mehmet Bekaroğlu'nun Tayyip Erdoğan'la paralel örülen ama siyasi hasım olarak devam eden yaşamına bir uzanalım mı?
***
Mehmet Bekaroğlu tıpkı Tayyip Erdoğan gibi 1954 yılında Rize'de dünyaya geldi. Onun ilçesi farklıydı. Fındıklı.
Tayyip Erdoğan İstanbul'un yolunu tutarken, o yüksek eğitim için Ankara Tıp fakültesine kayıt yaptırdı. Doktor oldu. Seçtiği uzmanlık dalı psikiyatriydi.
O da Tayyip Bey gibi, Necmettin Erbakan hocanın milli görüşünde siyasete başladı. Teşkilatlarında çalışmaya başladı. İstanbul'daki en yakın dostu hemşehrisi Tayyip Erdoğan'dı.
Her ikisi de Amerika'ya karşıydılar. Her ikisi de gerçek İslamın siyonizmle ve ABD emperyalizmiyle mücadele eden milli görüş tarafından gerçekleştirileceğine inanıyorlardı.
Tayyip Bey siyasi kariyerini Refah Partisi'nden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'yla taçlandırdığında Mehmet Bekaroğlu da yine aynı partinin Rize milletvekili olmuştu. Hoca'nın prensleri iş başındaydı.
28 Şubat sürecinde Tayyip Bey'i hapse götüren günler, iki yakın dostun da ilk ayrılığıydı.(Bekaroğlu'nun yazdığı 'Siyasetin Sonu' isimli kitap 28 Şubat sürecini en sağlıklı anlatan kitaptır. Çok samimi bir dille kaleme alınmıştır. Okumanızı öneririm)
Tayyip Bey ışık hızıyla biten davanın ardından kendini Pınarhisar Cezaevinde buldu. Bir anda Belediye Başkanlığı koltuğundan demir parmaklıkların ardına düşmüştü. Artık siyaset kapısının kendine kapandığını düşünüyordu. Kendisine büyük haksızlık yapıldığını bu durumu hak edecek hiçbir şey yapmadığına inanıyordu. Cezaevinde ziyaretine çok sayıda partili arkadaşı geliyordu. Ama hiçbirinin söyledikleri onu teselli etmeye yetmiyordu. Ta ki yakın bir partili dostu gelinceye kadar. Tayyip Bey onu can kulağıyla dinledi.
'Sen tıpkı Nelson Mandela gibisin! O da siyasetten dolayı 27.5 yıl cezaevinde yattı. Dışarı çıktığında kahraman gibi karşılandı. Önümüzde yeni bir süreç var. AB görüşmeleri Türkiye'nin önünde yeni bir ufuk açabilir. Düşüncenin ifade edilmesinin önündeki engelleri kaldırmak daha da kolaylaşabilir. Biz Meclis'te 312. maddenin kalkması için çaba göstereceğiz.'
Bu sözleri duyan Erdoğan sözü yasaklara getirdi. Çünkü Erdoğan'ın önünde 5 yıl daha vardı. Ve beş yıl siyaset yapamayacaktı. Bu endişeyi gözlemleyen siyasetçi, cezaevindeki başkana rahat olmasını telkin etti. Erdoğan'ı yakından tanıyan politikacı, endişelerinin yersiz olduğunu anlatmaya çalıştı. Aynı siyasetçi Erdoğan'ın yoğun duygusallık yaşadığını da tespit etti.

İKİ DOSTU NE AYIRDI?
O günlerin yakından tanığı olan gazeteci arkadaşım Barış Yarkadaş 'Hepsi Yaralar Sonuncusu Öldürür/Babil Yayınları' kitabında o günü böyle anlatıyor. Elbette gazeteci Yarkadaş'ın siyasetçi dediği isim Mehmet Bekaroğlu'ndan başkası değildi. Ve Yarkadaş ilerleyen satırlarda Tayyip Erdoğan'ın Bekaroğlu'yla konuşması sırasında ağladığını da anlatıyor.
Peki iki yakın dostun yolu ne zaman ayrıldı? AKP'nin kuruluşunda!
Tayyip Bey, Bekaroğlu'nu bu yeni 'hareket'e davet etti. Bekaroğlu, Hoca'yı bırakmanın şimdilik uygun olmayacağını ve Saadet Partisi'nde kalması gerektiğini söyledi. AKP'ye gitmedi. Sonraki günlerde kararında ne kadar da haklı olduğunu düşündü. Çünkü AKP kısa süre sonra milli görüş gömleğini çıkarmış ve liberal denize yelken açmıştı.
Bekaroğlu, kuralsız ve hileli zenginleşmenin bir aracı olarak gördükleri siyaseti böylesi bir yapının kirleteceğini yazdı. Ona göre sonradan görme, yeni bir zengin dindar sınıf yaratılıyordu. Ve piyasa kuralları gereği çok acımasız olmak zorundaydılar.

DERVİŞ'İN PROGRAMI
Bekaroğlu'na göre uygulanan ekonomik program Kemal Derviş'in programıydı. Tayyip Erdoğan, Derviş'in izinden gitmekteydi. Kendine has yorumuyla şöyle özetledi. 'Tenisçi Derviş halk tarafından sevilmezdi, futbolcu Tayyip'e bu işi yaptırdılar'
AKP ile cepheden savaşmaya başladı. Gerçek Hayat gibi sağ, Yeni Harman gibi sol dergilerde yazılar yazdı. Kitaplar yayınladı. Tayyip Bey'le artık siyasi hasım olmuşlardı.
Bu hasımlığı ilginç bir anekdotla açmama izin verir misiniz?
Bir gün, Yeşilköy Atatürk Havaalanı'nda annesini yolcu etmeye geldi. Havaalanı bankosunda gerekli formları doldururken annesi de biraz geride onu bekliyordu. Bekaroğlu'nun sırtı bekleme salonuna dönüktü. Başbakan Erdoğan'ın heyet halinde havaalanı bekleme salonuna geldiğini görmedi. Anne Bekaroğlu, kalabalıkla beraber yürüyen Tayyip Bey'i fark etti. Karadeniz şivesiyle 'oro bu bizum Tayyup değil mu?' diye seslendi. Başbakan Erdoğan'la göz göze geldiler. Erdoğan anne Bekaroğlu'nun yanına geldi ve 'Anneciğim nasılsın' diyerek elini öptü. Bekaroğlu sırtı dönük halde formları doldurmayı sürdürüyordu. Anne Bekaroğlu heyecanla oğluna seslendi. Eski yol arkadaşıyla onun da konuşmasını istiyordu.

ANNESİNİ DUYMADI ÇÜNKÜ...
'Mehmet! Mehmet! Bak Tayyip geldi'
Mehmet Bekaroğlu annesinin seslenmesini duyduğu halde duymazlıktan geldi. Erdoğan, anne Bekaroğlu'nun nafile çabasını görünce dayanamadı.
'Seslenme anneciğim. O seni duymak istemez. Benimle görüşmek istemiyor!'
Mehmet Bekaroğlu'nu tanıyanlar onun asla kibirli bir insan olmadığını bilirler. Ama Tayyip Bey'le olan düşman-kardeş ilişkisinde nezaket ölçülerini kısmen de olsa aşmayı göze alır.

RÜYA EKİPLE ORTADOĞU
Mehmet Bekaroğlu'nun neredeyse tek başına topladığı Doğu konferansı bugün yaşadıklarımızın önceden yazılmış bir özeti gibidir. Doğu halklarının neden birlik ve beraberlik içerisinde olması gerektiğinin çığlığı gibidir. Bir grup Türk aydınıyla ortadoğu ülkelerine yapılan ziyaretle bambaşka fikirsel bir kapı açtı. Otobüsle tüm Ortadoğu'yu onun öncülüğünde gezdiler. Suriye, Mısır, Lübnan, Ermenistan, İran ve Ürdün'e gittiler. Katılan aydınları bir daha bir araya getirmek hayal gibidir. Tam bir 'dream team'di. Nuray Mert, Ali Bayramoğlu, Hrant Dink, Nihat Genç, Hakan Albayrak vd.
Mehmet Bekaroğlu'nun Doğu konferansından sonra Müslüman sol bir parti için hazırlıkları yaptığı isim Ertuğrul Günay'dı. Sosyal adaletçi, eşitlikçi ama İslami değerleri de dışlamayan bir partinin arayışına girdiler.
Tayyip Bey'den teklif geldi. Ertuğrul Günay parti çalışmalarını yarıda bırakarak AKP'ye katıldı. Parti kurulamadan ortada kaldı.
Tayyip Bey de onu hep yalnızlaştırmanın yolunu seçti. Bekaroğlu nereye gittiyse orada alan temizliği yaptı. Yanındakileri kendi yanına çekti!
Bu kimi zaman Kültür Bakanlığı'yla ödüllendirdiği Ertuğrul Günay oldu, kimi zaman partide 'yüksek' bir görev vereceği Numan Kurtulmuş oldu. Hatta Tayyip rüzgarına direnen Hakan Albayrak gibi gazeteciler bile Bekaroğlu'ndan koparak Tayyip Bey'e hayran bir çizgiye geldiler.
O ise hep ideali arayan adam oldu. Hep vicdanın sesi oldu. Hep ezilenin yanında durdu.
***
Evet... Uludere'deki yol kazası olmasa Tayyip Bey için Nobel yolu açılmıştı. Yaptığı demokratik açılımlar ve Kürt meselesindeki çözümleriyle Nobel Barış ödülüne aday olabilir ve belki de o ödülü alabilirdi. Yani Tayyip Bey Türkiye'nin Mandela'sı olabilirdi.
Ama hiçbir zaman eski yol arkadaşı Mehmet Bekaroğlu'nun gözünde gerçek Mandela olmayacaktı. Olamadı da zaten!
twitter.com/gurkanhacir

Ben senin nasıl kazandığını biliyorum!
Bekaroğlu'nu daha yakından tanımak için bir başka anekdot daha ister misiniz? Rize yaylasında karşıdan son model bir 4x4 otomobille denk geliyor. Cipin sahibi Bekaroğlu'nun yanında duruyor, aşağı iniyor. Mehmet Bey çocuk saflığında sorar. Kaç motor bu cip? Adam da aynı saflıkta cevap verir. 4000 cc 'Bu çok para değil mi, bu kadar pahalı bir arabaya binilir mi' diye üsteler. Adam kızmaya başlar.
'İyi de sana ne? Kazandım aldım!'
'Ben senin nasıl kazandığını biliyorum da onu şu an sorgulamıyorum. Sorguladığım bunu nasıl harcadığın. Böyle para harcanmaz. Ayıptır günahtır.'
Adam şaşkındır. Cevap veremez.

<p>Hiçbir şey ortaya koyamayan, alternatif üretemeyen muhalefetin işi ve gücünün yalan söyleyerek se

'Muhalefet yalan, algı ve manipülasyonla oy devşirmeye çalışıyor'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Engelli ve yaşlılara aşı uygulanmaya başladı

Gediz Deltası'nda kış kuşları kayıt altına alınıyor