• $7,386
  • €8,9785
  • 441.061
  • 1546.27
02 Aralık 2012 Pazar

Kız öğrencilerin önlük boyları hep tartışıldı

Esat Sagay Bey, 1930'da Milli Eğitim Bakanlığı'na getirildi... Ancak kafayı kız öğrencilerin kıyafetlerine takmıştı. Konuyu Atatürk'e açtığında masadaki Reşit Galip Bey karşı çıktı: Bu bir geriliktir

Ankara'nın Küçükesat semtini duymayanınız var mı?
ŞİMDİLERDE dürümcülerin istila ettiği ama on yıl öncesine kadar Başkent'in en sakin ve seçkin semti Küçükesat'ı hepiniz duymuşsunuzdur. Peki bu semtimizin adı nereden gelir hiç düşündünüz mü? Ankara üzerine yazılan birçok kaynakta bile bu bilgi pek bulunmaz.
ESAT Sagay eski milli eğitim bakanlarımızdandır. Ankara'da kendine konut olarak seçtiği bahçeli ev şimdiki Küçükesat semtindeydi. O yüzden semte onun adı verilmişti. (Suriye krizinden sonra kırk yıllık Esat'ı Esed diye telaffuz etmeye başlayınca aklıma gelmedi değil. Bizim Küçükesat'ta Küçükeset diye değiştirilir mi diye?)
PEKİ kimdi Esat Sagay?
Tarİhİmizdekİ önemi neydi? Esat Bey 1874'te Selanik'te doğdu. Harbiye'yi bitirdi. Aynı okulda hocalığa başladı. Mustafa Kemal'in de aralarında olduğu sonranın birçok şöhretli ismine 'hoca'lık yaptı. Çanakkale Savaşı'na katıldı. Albay rütbesiyle emekli oldu. Ardından cumhuriyet meclislerinde Bursa milletvekili olarak görev yaptı.
TARİKAT MENSUBUYDU
ATATÜRK, Harbiye günlerinden dolayı ona hep 'hocam' diye hitap etti. Ve hoca-öğrenci ilişkisinin verdiği rahatlıkla da kabinesinde görev verdi. Milli Eğitim Bakanlığı koltuğuna oturttu.
ESAT Sagay Bey'in bir başka yönü de dinsel yönü ağır basan bir siyaset adamı olmasıydı. Kenan Rifai'nin yakın arkadaşı ve Rifai tarikatının mensubuydu. Selanik günlerinde dergahın devamlı müritlerinden biriydi... Hatta Ankara günlerinde bile gizli zikir ayinlerine gittiği konuşuluyordu. (Rifai tarikatının içinde kümelenen judaik akımları anlatarak daha da kafanızı karıştırmayayım. Ama başta Esat Bey olmak üzere birçok rifainin aslen başka bir dine mensup oldukları iddia ediliyordu. Neyse...)
KADIN-ERKEK İLİŞKİLERİ
ESAT Bey 1930 Eylül'ünde Milli Eğitim Bakanlığı'na getirildi. Atılımcı bir bakanlık yaptı. Okul sayısının artırılması, nitelikli eğitim için araç gereçlerin çeşitlendirilmesi gibi önemli atılımlara imza attı.
ANCAK kadın-erkek ilişkileri konusuna kafayı biraz takmıştı.
ANILARINDA (Hocam / Maarif Vekili Esat Sagay'ın Hatıraları-YKY sf. 74) bakanlık koltuğuna oturduğu günkü ahlaki vaziyeti nasıl özetliyor?
'...Bİlhassa kadın öğretmenler arasında da samimi olmayan vaziyetler ve münasebetler bulunduğu, kız mekteplerinde bazı kadın öğretmenler veya bunlarla bazı kız talebeler arasında da böyle samimi olmayan haller bulunduğu, bekar öğretmenlerden özel evlerde içtimai hayata uymayan kadınlı eğlenceler tertip edip de halk ve polis tarafından baskına sebep olacak derecede ileri gidenler bulunduğu...'
ESAT Bey bu duruma çekidüzen vermeye kararlıydı. İşe kız öğrencilerin kıyafetleriyle başlayacaktı. Atatürk'ün nezdindeki hocalık kredisinin buna izin vereceğini düşünüyordu.
ZİHNİYET MESELESİ
YER Dolmabahçe'deki sofraydı. 1931 Sonbaharı'nda yeni eğitim dönemi başlamadan hayata geçirmeyi düşündüğü planını anlattı.
REŞİT Galip, karşı çıktı: 'Yanlış düşünüyorsunuz beyefendi. Bu bir geriliktir. Kadınlar artık eski durumda yaşayamazlar. Devrimlerin en önemlisi onlara verilen haklardır. Başka türlü Batılı olduğumuzu iddia edemeyiz.'
ATATÜRK tartışmanın şeklinden rahatsız olmuştu:
'BU konuyu uzatmayalım , kapatalım. Kısa çorap giyip giymemek önemli değil. İleride onu da tartışırız.'
REŞİT Galip Bey geri adım atacak gibi değildi. Hırsla ve inançla devam etti:
'AF buyurunuz paşam. Bu inkılap ve zihniyet meselesidir. Müsaade buyurursanız fikrimi söyleyeceğim. Sizin huzurunuzda bu sofrada inkılapları zedeleyici icraattan bahsedilmesi küstahlıktır. Hoş görülemez.'
SOFRADA TEK KALDI
DOKTOR, Atatürk'ün huzurunda adeta hocasının kellesini istiyordu. Esat Sagay Bey hiç cevap vermedi. Atatürk tartışmanın tatsız bir noktaya gittiğini fark etti. Doktor Reşit Galip Bey'i masadan kibarca uzaklaştırmak istedi.
'DOKTOR, yorgun görünüyorsun. Mademki konuşmalar hoşuna gitmiyor, gidip istirahat edebilirsin'
DOKTOR Reşit Galip son hamlesini yaptı.
'BURASI milletin sofrasıdır, kovulmamalıyım, kendimi de iyi hissediyorum. Hiç de kalkmam.'
ATATÜRK yerinden kalktı: 'O halde biz kalkalım, masayı beyefendiye bırakalım.'
TREN BİLETİ YOKTU
MASADAKİ zevatta Atatürk'le beraber kalkınca Doktor masada bir başına kalmıştı. Sabahın olmasını bekleyecekti. Ne yapacağını soran yavere 'Sabahın olmasını bekliyorum, Ankara'ya döneceğim' dedi.
YALNIZ küçük bir sorun vardı. Dönüş biletini alacak parası yoktu. Kurucu önderin masasında devrimi savunuyordu ama tren bileti yoktu. Yaverden 25 lira aldı. Ankara'ya o parayla döndü.
PEKİ sonra ne oldu?
1931 yılında yaşanan bu şiddetli kavgadan sonra ne oldu dersiniz? Masada Milli Eğitim Bakanı Esat Sagay'ın tarafını tuttuğu anlaşılan Atatürk, aslında kişilerin değil devrimlerin takipçisi olduğunu icraatıyla bir kez daha gösterdi. Kişisel olarak ölçüsüzlük yapmış olsa da idealist çizgisinden taviz vermeyen Doktor Reşit Galip'i Esat Bey'in yerine Milli Eğitim Bakanlığı'na getirdi.
YANİ Gazi, o günkü sofrada aslında kimin fikirlerini benimsediği bu atamayla anlatmış oldu.
KIZ öğrencilerin forma/ önlükleri aynı boyutunda kaldı.
ŞU notu düşmeliyim... Esat Sagay Bey yoz bir siyasetçi değildi. Kızlı erkekli modern eğitime inanan cumhuriyet devrimlerinin bakanıydı. Ama her ne olursa olsun bir tarikat mensubuydu. Ve her koşulda kız çocuklarının kıyafetleriyle dinsel kaygılar yüzünden uğraşıyordu.
***
SON anekdot da benden. İlkokulu Ankara'da Maltepe İlkokulu'nda okudum. Cuma günleri serbest beslenme günümüzdü. O gün her öğrenci dilediği yiyeceği okula getirebiliyordu. Bir tek meyve hariç: Muz!
ZATEN birçok evde olduğu gibi bizim evde de muz 'ziynet' muamelesi görüyordu. Annemin evin ahalisine adilane şekilde dağıttığı muzdan hisseme herkes gibi yarım muz düşüyordu. Hafta da yarım muz!
ÇOCUKLUĞUN verdiği haylazlıkla bir cuma günü beslenme çantamın içine haftalık hakkım olan yarım muzu annemden habersiz tıkıştırmıştım. Hem okulun muz yasağını delecek hem de arkadaşlarımın önünde muz yiyebilecektim.
BESLENME saati başladığında yaptığımın farkına vardım. Arkadaşlarım elma, portakal getirmişlerdi. Meyvesi olmayanlar da vardı.
BESLENME çantamdan çıkartamadım o muzu. Akşam eve geldiğimde çantamın içinde kararmış cıvımış bir muz duruyordu.
               Twitter.com/gurkanhacir

<p>Fiziksel şiddetin kadının bedeni üzerinde geçici ve kalıcı hasarlar bıraktığının altını çizen Der

Kadına şiddete dur de!

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

En kötü yıl gerçekten 2020 mi? Bilim insanları, 536 yılına işaret ediyor

Dünyanın en saçma yasakları! Bunları ilk kez duyacaksınız