• $7,362
  • €8,9057
  • 410.175
  • 1528.82
23 Aralık 2014 Salı

Üçüncü yol yok

Yazıya oturduğumda Meclis Soruşturma Komisyonu’nun 4 bakanı Yüce Divan’a sevk edip etmeme konusunda alacağı karar henüz belli değildi. Benim tahminim Bayraktar dışındakilerin sevki yönünde bir karar alınacağı doğrultusunda. Ama biliyoruz ki, asıl önemli oylama Komisyon’da değil, Meclis’te yapılacak.

Abdülkadir Selvi dünkü yazısında Yüce Divan’a sevk konusunda AK Parti içinde üç ayrı eğilimin söz konusu olduğunu yazmış.
Birinci eğilim “tutarlılık” adına, AK Parti’nin kendi bakanlarını kendi eliyle Yüce Divan’a göndermelerine karşı. “17-25 Aralık bir darbe girişimiyse, yolsuzluk değil demektir. Biz şimdiye kadar darbe girişimi dediğimize göre yolsuzluk olmadığını söylemiş oluyoruz, dolayısıyla şimdi bakanlarımızı Yüce Divan’a göndermek kendi kendimizle çelişmek olur” diyor ve ekliyorlar: “Ayrıca Mahkeme 17 Aralık hakkında, ‘Usulüne uygun delil toplanmadığı, suçun unsurlarının oluşmadığı ve örgüte rastlanmadığı’ gerekçesiyle takipsizlik kararı verdi. Yani iddiaların hukuki dayanağı olmadığı ortaya çıktı. Yargının suçlu bulmadığı bir davada biz 4 bakan arkadaşımızı neden suçlu olmadıklarını ispat etmek üzere Yüce Divan’a sevk edelim?”
Bu eğilim sahiplerine denilebilecek iki şey var. Birincisi, gerçekler her zaman bu kadar yalınkat değildir. Bir şey, aynı zamanda iki şey birden olabilir. Tıpkı 17 Aralık’ın hem bir darbe teşebbüsü hem de araştırılmaya değer bir yolsuzluk iddiası olabileceği gibi…
İkincisi, Mahkeme’nin o zaman “Usulüne uygun delil toplanmadığı, suçun unsurlarının oluşmadığı ve örgüte rastlanmadığı” gerekçesiyle aldığı takipsizlik kararı bakanların aklanması için yeterli idiyse, AK Parti neden bu konuda Meclis Soruşturma Komisyonu kurulmasına evet oyu verdi? Verdiyse, Meclis’te de aynı tutumu devam ettirip konunun yargıya gitmesinin önünü açmaması için bir sebep var mı?
İkinci eğilim bakanların AK Parti oylarıyla Yüce Divan’a gitmesi gerektiğini savunan eğilim. Gerekçeleri de gayet sağlam: “Bakanlar soruşturma komisyonunda yaptıkları açıklamalarla bizi tam olarak ikna edemediler. Biz kimseyi peşinen suçlu ilan edemeyiz. Ama aklayamayız da. Meclis’te çoğunluk oylarımıza dayalı olarak aklarsak bu siyaseten peşimizi bırakmaz. Yüce Divan’a sevk edelim, orada aklansın gelsinler.”
Selvi, yazısında bu iki ana duruşun yanı sıra bir de “Üçüncü yol”un varlığından söz ediyor. Seçim takvimi dikkate alınarak oluşturulmuş alternatif bir yol…
Üçüncü yol savunucuları, seçimlere kısa bir süre kaldığını, Yüce Divan yargılamasının seçim kampanyası dönemine denk geleceğini ve seçim döneminde bakanların Yüce Divan’da yargılanmasının AK Parti’nin görüntüsünü bozacağını söylüyor; “Seçim kampanyası sırasında Yüce Divan’la görüntü vermeyelim. Bakanları Yüce Divan’a göndermeyelim ama eşzamanlı olarak yolsuzlukla mücadele adına şeffaflaşma paketi çıkaralım” diyormuş.
Sanırım, şu “görüntüyü bozmak” meselesinden başlamak gerek… Gerçek şu ki, görüntü şu anda zaten oldukça bozuk ve AK Parti’nin Yüce Divan’a vize vermemesi, zaten bozuk olan görüntüyü iflah olmaz bir biçimde bozacaktır. Öyle ki, eşzamanlı olarak çıkarılacak bir Şeffaflaşma Paketi bu tablo içinde ancak alay konusu olabilir.
AK Parti’ye oy veren kitle, 17 Aralık’ta yolsuzluk olmadığını düşündüğü için değil, acil ve yakın tehlikeyi başka yerde gördüğü için partisini desteklemeye devam etti; ama öte yandan, Parti’nin bu hesabı soracağı ve özellikle 2015 seçimlerinden sonra temiz bir başlangıç yapacağı konusundaki umudunu da korudu.
AK Parti’nin, şaibe altındaki bakanlarını yargıdan kaçırma yoluna gitmesi, her şeyden önemlisi bu umudun yok edilmesi demektir. Eğer sandık hesabı yapılacaksa, hesaplanması gereken asıl nokta da budur.
Kısacası, üçüncü bir yol yoktur.

<p>Türkiye, CHP'li belediyelerdeki çöp rezaletini konuşuyor. Nuh Albayrak, Maltepe'deki çöp toplama

CHP'de 'çöp' krizi ve Bülent Tezcan'ın 'Maltepe' yalanı

Düzce'de altyapı çalışması sırasında şans eseri bulundu!

Her yerde uyuyabilen vurdum duymaz insanlar

Endonezya'nın Sinabung Yanardağı'nda hareketlilik