• $9,5183
  • €11,0942
  • 546.068
  • 1455.42
13 Ocak 2015 Salı

Türkiye’nin rolü

Paris saldırısının şoku daha atlatılamadan, suikastın yarattığı travmanın sonuçları, bu olayın Avrupa ve dünya siyaseti üzerinde yapacağı etkiler üzerine tartışmalar başladı.

Genellikle karamsar bir hava var. Bütün dünyada İslam karşıtlığının güçleneceği, siyasi iktidarların aşırı güvenlik önlemlerine yöneleceği ve özellikle Avrupa’da hayatın Müslümanlar için yaşanması çok zor bir yer haline geleceği analizleri ağırlıkta.
Böyle bir ihtimal elbette var ama bana kalırsa tek ihtimal değil...
Bir ihtimal de şer’in hayra dönmesi; bu saldırının Avrupa’nın akil insanlarını, giderek siyasi kadrolarını ve kamuoyunu “neyi yanlış yaptık” noktasında daha etraflı düşünmeye ve tartışmaya sevk etmesi olabilir... Yaşananların Yaşlı kıtayı yükselen İslamofobi’ye ve yabancı düşmanlığına bir de bu açıdan bakmaya sevk etmesi; İslam karşıtlığının bayraktarlığını yapan politik figürlerin itibar kazanmak yerine “ateşle oynamakla” ve Avrupa’nın güvenliğini riske sokmakla suçlanıp itibar kaybetmesi, izlenen dış politikaların bu gözle revize edilmesi yönünde bir eğilim doğması da bir ihtimaldir.
Ben mesela, Paris’teki büyük anti-terör gösteriye baktığımda, şu anda kazananın Marine Le Pen değil, Hollande’ın tutumu olduğunu görüyorum.
Tabii bir de komplo kuşkuları var.
Eğer önümüzdeki günlerde, Charlie Hebdo’ya yapılan saldırının Fransa’nın Suriye politikasındaki değişimden, Rusya’yla ilişkilerinden ya da bilmediğimiz başka bazı sebeplerden rahatsız olan çevrelerin Hollande yönetimine ayar vermek için tezgahladıkları bir komplo olduğuna dair belirtiler artar ve böyle bir kanaat yaygınlaşırsa, bambaşka sonuçlar da çıkabilir ortaya.
* * *
Saldırı sonrası tartışmaların Türkiye boyutuna baktığımızda ağırlıklı soru şu:
Paris saldırısı sonrası dönemde Türkiye ne yapmalı; hangi politikalarını gözden geçirmeli; dünyanın girdiği bu tehlikeli sulardan çıkması için nasıl bir rol oynamalı?
Paris saldırısını her zaman olduğu gibi yine AK Parti’ye çakmak için bir vesile olarak gören “ontolojik” AK Parti düşmanlarını bir tarafa koyalım. Onların zaten iktidardan da Türkiye’den de hiçbir umutları da beklentileri de yok.
Bir de, iktidarın bu olay karşısındaki tutumunu destekleyen ama Türkiye’nin Batı ekseninden çıktığını ve tehlikeli bir mecraya doğru ilerlediğini düşünen ve son derece endişeli olan bir aydın grubu var.
Bu gruptakiler, Türkiye’nin dünyanın geçtiği bu zor dönemde laik ve Müslüman bir ülke olarak çok önemli bir rol oynayabileceğini kabul ediyorlar.
Ama bir şartla:
Batılı değerlere bağlılığını net bir biçimde ortaya koyması;
Batı’nın bir parçası olduğu konusunda güven uyandırması;
Batı’yla tam bir söylem birliği halinde olması şartıyla...
Oysa, bu “şartları” yerine getirmiş bir Türkiye bütün özgünlüğünü ve dolayısıyla önemini kaybetmiş bir Türkiye olur.
Bu arkadaşlar, Türkiye eğer “Medeniyetler Çatışması” kehanetini önleme konusunda bir katkı yapabilecekse, bunu ancak Batı’nın kayıtsız şartsız parçası olmayarak; Batı içinde Batı’yı sorgulayan, kıyasıya eleştiren bir unsur olarak yer alarak, özgün bir tutumdan, özgün bir duruştan, özgün bir üsluptan vazgeçmeksizin yapabileceğini anlamıyorlar.
Türkiye Batı içinde “Doğu’nun vicdanı” olarak yer alabildiği zaman etkili ve değerlidir ancak. Mazlumlar, Türkiye’yi Batı dünyası içindeki sözcüleri olarak gördükleri zaman; Türkiye aracılığıyla bir nebze olsun temsil edilebildiklerini, bir nefes borusu bulabildiklerini hissettikleri zaman biraz olsun ferahlayabilirler ancak. Çaresizlik duygusu ancak o zaman yerini umut kıpırtılarına bırakabilir. Umudu yeşertebilmek de terörle mücadelenin en etkili panzehiridir.
Türkiye özgünlüğünü İslam coğrafyasına karşı da koruyabilmelidir kuşkusuz. Müslüman dünyasını da içten eleştirebilmelidir. O coğrafyaya yönelik olarak da konuşmalı, tecrübelerini aktarmalı, isterlerse akıl vermelidir. Ama o sözlere kulak verilmesi de, Türkiye’nin “Batılı değerler” denen paketi sorgulayabilmesine; Batı dünyası içinde “şeytanın avukatlığını” yapabilmesine bağlıdır.

<p>Verdiğiniz nefes aldığınız nefesle  karışmıyor. Akıllı maske telefonla kontrol ediliyor.</p><p>Ak

Akıllı maske nefes aldıracak

Güney Kore ilk yerli roketi 'Nuri'yi uzaya fırlattı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Üsküdar'da bir kafede vatandaşlarla sohbet etti

Niğde'de 20 milyon yıllık fosil bulundu