• $8,4705
  • €10,2921
  • 501.151
  • 1441.33
03 Mart 2015 Salı

Sevinmeye korkmak

Öcalan’ın on beş gün gecikmeyle gelen açıklaması Türkiye’nin büyük kısmında sevinç ve umut, küçük bir kesimde ise hayal kırıklığı yarattı.
Küçük kesimin kim olduğunu artık yakından tanıyoruz.
“Barışan PKK”dan nefret eden; “Savaşan PKK”yı tek kurtuluş umudu olarak görenler; Gezi ruhuyla serhildan ruhunun birleşiminden Türkiye’yi birbirine katabilecek bir “ayaklanma ruhu” çıkarma sevdasında olanlar haliyle büyük hayal kırıklığı yaşadılar.
Toparlanmaları kolay olmayacak. Ayrıca son dakikada gelen bu kötü sürprizi geri döndürmek için ellerinden geleni artlarına koymayacaklarından da emin olabiliriz.
Ne var ki, silah bırakma çağrısı karşısında duyulan sevincin de ikirciksiz-katıksız bir sevinç olduğunu söyleyemeyiz.
Evet, bugün 28 Şubat tarihinden bir adım daha öndeyiz; biraz daha umutluyuz. Ama bir yandan da yüreklerimizin bir köşesi hala pır pır ediyor. İki yıldır yaşanan gelgitlerin yarattığı kuşku içinde, sevinmeye korkar bir haldeyiz.
Çağrının hemen ertesi günü bazı HDP yöneticilerinin yaptıkları yorumlar önümüzde uzanan sürecin hiç de kolay olmayacağını gösteriyor bize. Örneğin Pervin Buldan’ın “Mademki hükümet söz konusu on maddeye evet dedi, o halde İç Güvenlik Paketi’ni de geri çekmek zorunda. Zira bu paket mutabakatın ruhuna aykırı” tarzındaki üst perdeden açıklaması endişe vericiydi.
İktidar, iç güvenlik paketinin tartışılmaz olduğunu hiçbir zaman söylemedi. Tam tersine defalarca muhalefet partilerine “önerilerinizi getirin tartışalım” çağrıları yaptı. Bugün de HDP’nin değişiklik önerilerini Meclis Genel Kurulu’na getirmesinin ve bazı değişiklikler yapılmasının önünde bir engel yok. Ayrıca bu çok da iyi olur. Ama “Paketi tümüyle geri çekin” ya da “Şu ana kadar geçen maddeleri de yeniden görüşmeye açın” demenin sonuç alıcı bir tutum olmadığı da besbelli.
Açıklamanın ardından şöyle absürt yorumlara bile rastladık: Hükümetin bu on maddelik çerçeveyi kabul etmesi, başkanlık sisteminden de vazgeçmesi anlamını taşır. Çünkü çerçeve demokrasiyi öngörüyor; başkanlık sistemi ise otoriterliği...
Açıklanan on maddelik metin öyle bir metin ki, içine her şeyi sokar, istediğiniz gibi yorumlar, istediğiniz yere çekiştirebilir ve eğer mızıkçılık yapmak istiyorsanız, istediğiniz an “hükümet mutabakata uymadı, o zaman biz de uymuyoruz” diyebilirsiniz.
Dolayısıyla, önemli olan niyettir. Kandil’in silahlı güçlerini Türkiye’den çekmeyi şu anki konjonktürde kendi çıkarına uygun bulup bulmamasıdır.
Yaşadığımız son iki yıl PKK’nın bu konudaki niyetinin açık olmadığını ortaya koydu. Diyeceksiniz ki, eğer niyeti olmasaydı İmralı’dan kendisine iletilen metni baştan kabul etmezdi.
Ne var ki, PKK bu kadar net bir çizgi izlemiyor. Geçtiğimiz iki yıl boyunca, Öcalan’dan gelen hiçbir mesajı açıktan reddetmemesi ama gereğini yapma konusunda sürekli yan çizmesi ve hatta sık sık tersini yapması, bize bunu gösteriyor.
Önümüzdeki günlerde PKK-HDP çizgisinin samimi olup olmadığını bir kere daha test etmiş olacağız. Şurası açık ki, HDP seçim stratejisini nasıl bir hatta oturtacağı konusunda bir karar vermek zorunda. Ya, şu anki tutumunu devam ettirerek AK Parti’ye karşı yıkıcı muhalefet blokuyla birleşecek ya da Cumhuriyet tarihinin en büyük projesini birlikte yürüttüğü partiye düşmanca saldırmayı bir yana bırakıp sorumlu muhalefet dilini benimseyecek. Yani, yapıcı bir tutumla, AK Parti’yi daha demokratik bir hatta çekmek üzere eleştirecek ve kendi çizgisini ortaya koyacak. Ve tabii, halkı çözüm sürecinin başarıyla sonuçlanması için samimiyetle gayret göstereceğine ikna edecek...
Eğer HDP bunu yaparsa, Kürt siyasi hareketini AK Parti’yi alaşağı etmek için kullanmaya heveslenen kesimin oylarını alamaz; onlar hayal kırıklığı içinde başka arayışlara girerler.
Ama emin olabilir ki, kaybedeceği oyların kazanacaklarının yanında esamisi okunmaz.
Böyle bir HDP’nin barajı geçmesi işten bile değildir.
Sadece bu kadar da değil; kaderini yıkıcı güçlerden ayıran bir HDP artık geleceğin Türkiye’sinin ana muhalefet partisi, Yeni Türkiye’nin kurucu unsurlarından biridir.

<p>Bedir Acar: </p><p>'Kur'an'da iki yerde geçen ve Hz. Ya'kūb'un ikinci adı veya lakabı olan İ

Vicdan öldüğünde geriye ne kalır?

Milli Eğitim Bakanı Selçuk, emekli öğretmenlerle çevrim içi bayramlaştı

İşgalci İsrail, içlerinde hamile bir kadınında bulunduğu ailenin tüm fertlerini öldürdü

Mehmetçiğin dikkati Doğu Akdeniz'de faciayı önledi