• $9,6153
  • €11,2367
  • 553.564
  • 1479.93
4 Ağustos 2015 Salı

PKK’nın ayakları yere basmadıkça…

Barışı gerçekten isteyenler için söylüyorum:

Şu sıralar söylenebilecek en anlamsız sözün - niyet ne olursa olsun - silah kullanan tarafları eşitleyen; saldıranla saldırılanı, haklıyla haksızı, meşru olanla meşru olmayanı
aynı kefeye koyan, dolayısıyla suçluyu
gizleyen “silahlar sussun” cümlesi olduğunu bir an önce görsek iyi olacak.
Silahlar tekrar susacak mutlaka…
Ama ancak PKK’nın ayakları yere bastığı, olmadık hayallerden vazgeçtiği ve Öcalan’ın 2013’te yaptığı tespiti sözde değil özde kabul ettiği, yani silahların miadını doldurduğunu, siyasetten başka çözüm olmadığını bu defa gerçekten anladığı zaman susacak. Ve ne yazık ki, o vakte kadar yine masum gençlerimizi toprağa vermeye devam edeceğiz.
Çünkü barış, savaşan taraflardan her ikisinin de barışı yürekten istemesi halinde mümkün olabilir ancak.
2013 Nevruz’undan bu yana yaşadılarımız, PKK’nın henüz barışı istemediğini gösterdi. Bugünkü dünya ve Ortadoğu konjonktüründe, yerli bir çözüm süreciyle kazanabileceğinden çok daha fazlasını kazanma ihtimali olduğunu düşünmeye devam ettiği sürece de, barışı istemeyecek.
Bugün, “Çözüm Süreci neden bitti?” sorusuna bu gerçeğin dışında verilen bütün cevaplar laf-ı güzaftır. İktidarın son dönemde söylemsel düzeyde yaptığı hatalar bugün vardığımız sonucu hiçbir şekilde etkilememiş, olsa olsa terör örgütünün suçu AK Parti’ye yıkmak için yürüttüğü algı operasyonunun bir ölçüde başarılı olmasına yol açmıştır.
* * *
Peki başlaması hata mıydı Çözüm Süreci’nin?
Hayır ve asla…
Öcalan’ın “Ben bu işi çözmeye talibim, savaşı bitirebilirim” dediği noktada, bu ihtimali kale almayan, bu kişiye o şansı vermeyen, barışı denemeyen bir iktidar halkına ihanet etmiş olurdu.
İktidar denedi; bütün iyi niyetiyle, bütün imkânlarıyla, büyük riskler alarak, olağanüstü tolerans göstererek ve mucizevi adımlar atarak denedi. Toplumun çok büyük çoğunluğu da umutla, sabırla yıllarca bekledi barışı…
Ama Öcalan PKK’ya sözünü geçirmeyi başaramadı. Belki de fikir değiştirdi ve başarmak istemedi. PKK’nın yaptığı “konjonktür okuması”nın haklı olabileceğini düşündü; çıtayı düşük tuttuğu ve eğer PKK haklıysa bunun hesabını veremeyeceği korkusuna kapıldı.
Sonuçta, örgütün silahlı kanadı kontrolü tamamen ele geçirdi ve hem içerideki liderini, hem de hareketin siyasi kanadını bir kalemde harcayarak kaldığı yerden hunharca saldırılarına başladı.
Gelinen bu noktada hükümetin, hükümet olmanın gereğini yapmaktan başka seçeneği kalmamıştı. Bir-iki haftada 15-20 asker ve polisini şehit eden, ülkenin Güneydoğu Bölgesi’ni haraca kesen, halka nefes aldırmayan, devlet içinde devlet kurmaya kalkan terör örgütüne karşı saldırıya geçti.
Şu anda barış için çok uğraşmış kesimlerde büyük bir hayal kırıklığı yaşanıyor. “Barış çöktü, yeniden başa döndük” diyorlar. Bense başa döndüğümüzü düşünmüyorum. Hiçbir toplum yaşadıklarını ve bu yaşanmışlıklardan damıttığı bilinci kaybedip başa dönemez. Hatta bu deneyim barış için yeni bir imkânı da içinde barındırır.
Görünen o ki, çözüm müzakerelerinin yeniden gündeme gelebilmesi için önce PKK’nın Suriye iç savaşının yarattığı “tarihi şansı”n sınırlarını sınaması; IŞİD faktörünün ortaya çıkardığı “uluslararası müttefiklerinin” ne kadar güvenilir olduğunu test etmesi; Ortadoğu’da sırtını Şii üçgenine yaslayarak etki alanını hem Kuzey Irak’ta hem de tüm bölgede ne kadar artırabileceğini görmesi gerekiyor.
Bunun ne kadar süreceğini bilemeyiz. Ama ABD’nin TSK’nın son operasyonları karşısında aldığı tutum moralini şimdiden epeyce bozmuş olmalı.
Bu arada, yaşadığımız sürecin kısalmasını isteyen herkesin kararlı olarak yapması gereken şey, soyut barış çağrıları yapmayı bir yana bırakıp, yüzünü barışı sabote eden tarafa dönmesi, onu lanetlemesidir. Çözüm Süreci’nin yeniden yerli bir sürece dönüşmesi ve PKK’nın boş hayalleri bir kenara bırakıp gerçekçi bir zeminde müzakereye hazır hale gelmesi için toplumca sıkı durmamız gereken bir dönemdeyiz.
“Sıkı durmanın” bugünkü somut anlamı, TSK’nın PKK’ya karşı başlattığı operasyonların meşruluğunu ve haklılığını tavizsiz savunmaktır.
Herkes sorumluluğunun farkında olmalı.

<p><span style='font-size: 1.6rem;'>Kültür ve  Turizm Bakanlığınca tarihi,  kültürel, mimari, ekonom

Beyoğlu dünya sahnesine çıkıyor

Kesilen ağaçtan bir anda kan akmaya başladı!

Sosyal medyayı sallayan en ilginç ilizyonlar

Karabük'te bilim insanları otonom kontrollü kalp masajı cihazı geliştirdi