• $9,3003
  • €10,7986
  • 528.544
  • 1417.13
11 Ağustos 2015 Salı

MHP haklı çıktığını sanıyor!

MHP yönetiminde bir kibir, bir tepeden bakış, bir küstahlaşma ki sormayın... Bu kibir, terbiyeli ve sorumlu üslubuyla tanıdığımız Bahçeli’nin ağzını bile öyle bir bozdu ki, kendisini tanıyamaz hale geldik.

Nereden geliyor bu kibir?
Çünkü MHP, Çözüm Süreci’nin çıkmaza girmesinin ve PKK’nın yeniden silahlı saldırılara başlamasının, kendi tezlerinin hepsini doğruladığını sanıyor. Bütün partilerin yanıldığını, sadece kendisinin doğru çizgiyi savunduğunu, Türkiye’nin “vizyonu en geniş partisi” olduğunu söyleyip kasım kasım kasılıyor ve bu özgüven içinde herkese üst perdeden hakaretler yağdırıyor.
Oysa MHP’nin politikasında doğrulanan hiçbir şey yok. Bu partinin Kürt sorununa ve Çözüm Süreci’ne ilişkin politikaları dün de yanlıştı, bugün de yanlış. Ve eğer 2002’den bu yana MHP’nin politikaları uygulanmış olsaydı, bugün Türkiye kardeşin kardeşi kırdığı amansız bir iç savaş içinde, cehenneme dönmüş bir ülke olurdu.
Neydi MHP’nin Kürt politikasının esası?
Sadece Öcalan’la müzakereye karşı çıkmak mı? Ya da, Öcalan’ın çağrısından sonraki dönemde, çözüm sürecinin kazaya uğramaması uğruna, Güneydoğu’da güvenlik güçlerinin bölgedeki PKK hâkimiyeti karşısında pasif kalması mı?
Elbette değil... MHP’nin politikasının esası, devletin 1925’ten beri uyguladığı inkâr ve asimilasyon politikasıydı; ateşkese ve müzakereye karşı çıkışını da bu temel politikasının üzerine oturtuyordu.
Eğer MHP’nin politikaları uygulanmış olsaydı, bugün Kürtlerin anadillerini konuşması, anadillerinde kitap, roman şiir yazması, şarkı söylemesi, televizyon seyretmesi hâlâ yasak olacaktı. Çocukları hapiste olan ve Türkçe bilmeyen anne-babalar görüş günlerinde hâlâ çocuklarıyla konuşup anlaşamayacaktı. Sanıklar savunmalarını anadillerinde yapamayacaktı. Okullarda Kürtçe seçmeli ders bile olamayacak; özel okullarda anadilde eğitim hakkı da olmayacaktı. Güneydoğu’nun dağında taşında hâlâ Kürtlere gözdağı verircesine “Ne mutlu Türk’üm diyene” yazacak, okullarda Kürt çocuklar her sabah “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım” diye ant içmek zorunda olacaktı. MHP’nin politikaları uygulansaydı, Kürt vatandaşların kimlik taleplerini siyaset alanına taşıyacak bir partiye sahip olmasına müsaade edilmeyecekti. Yani siyaset yoluyla çözüm kapısı sımsıkı kapalı olacaktı.
MHP’nin politikaları uygulansaydı, Güneydoğu hâlâ olağanüstü hâl cehenneminde kavrulacak, insanlar köy meydanlarında soyulup toplu dayaktan geçirilecek; Kürt köyleri yakılacak, boşaltılacak, karakollara alınanlar bir daha çıkamayacak, JİTEM’ciler Kürt önderlerini “itlaf” faaliyetine tam hız devam ediyor olacaktı. Kürtlere hâlâ “Sen aslında Türksün” denilecekti!
* * *
Denecek ki, işte bugün de silahlar patlıyor, bugün de şehitler geliyor, değişen ne?
Evet ama biliyoruz ki, bu dönem uzun sürmeyecek. Çünkü Çözüm Süreci sayesinde, şu anda Türkiye devleti haklı, PKK haksız zeminde. Bu yüzden de, PKK’nın başlattığı saldırı ne iç, ne dış, hiçbir kesimden destek bulamıyor. Şu anda PKK, tarihi olarak, ulusal ve uluslararası planda en fazla tecrit olduğu dönemden geçiyor. Dünyanın hiçbir başkentinde aradığını bulamıyor; ne yapıp edip de ateşkesi yeniden sağlayabilsem diye çırpınıyor. İzlenen intihar çizgisi yüzünden kendi içlerinde binbir parçaya bölünüp birbirlerine düşmüş haldeler. Ana üsleri olan Kandil’in Zergele Köyü’nde bile köy halkı Barzani’ye müracaat edip “bizi PKK’dan kurtarın” diye yalvarıyor.
Eğer 2002’den bu yana MHP’nin önerdiği politikalar uygulansaydı, yani Kürtlüğün inkarı temeline dayanan devlet politikası değişmeseydi, şu anda PKK’nın saldırıları bütün demokratik dünya tarafından “yok sayılan bir halkın varlığını koruma mücadelesi” olarak görülür ve desteklenirdi.
Eğer 90’ların politikası sürdürülmüş olsaydı, bugün Kürtler sadece bölgede değil, bütün Türkiye’de PKK’nın mücadelesini haklı bulur ve arkasında olurdu. Hiç kimsenin de onlara ağzını açıp ‘meseleyi siyaset yoluyla çözüm’den bahsetmeye yüzü olmazdı. Şu anda kalan bütün sorunların siyaset yoluyla çözülebileceğini, silahlı mücadelenin en ufak bir meşruiyetinin kalmadığını söyleyebiliyorsak ve Kürtlerin büyük çoğunluğu da bu fikre katılıyorsa, bu 2002’den beri yapılan reformlar ve Çözüm Süreci sayesindedir.
Çözüm Süreci sırasında hatalar yapılmadı mı?
Elbette yapıldı. Ama tarihte ilk defa, böylesine girift bir sorunu demokrasi içinde çözmeye kalkışıp da hata yapmamak mümkün mü?
Ayrıca, bu hatalar yapılırken fark eden ve eleştirilerle düzeltmeye çalışan da MHP’liler değil, yine Çözüm Süreci’ne sahip çıkan insanlardı. MHP’nin yaptığı sadece, her şeyin yanlış olduğunu söyleyerek eski devlet politikalarına dönüşü –yani felaketi- savunmaktı. Bugün MHP hâlâ aynı çizgide, aynı çıkmaz yolu, aynı insanlık ve demokrasi dışı yöntemi “çözüm” olarak savunuyor. Üstelik de bunu her zamankinden daha küstah ve daha kışkırtıcı bir biçimde yapıyor. O yüzden de birilerinin onlara çok sevdikleri ve çok kullandıkları bir ifadeyle “hadlerini bildirmesi” gerekiyor. Savundukları ölümcül politikaları bize “vizyonerlik” gibi pazarlamaya kalkmaları, “haklı çıktık” tafrasıyla burunları bir karış havada dolaşmaları artık iyice dayanılmaz olmaya başladı çünkü...

<p><span style='font-size: 1.6rem;'>Haftanın gündemine oturan en önemli gelişmelerden biri Uzay Yolu

Elon Musk ve Jeff Bezos arasında sular durulmuyor | TeknoZone #5

Kargaların şaşırtıcı zekası ve alet kullanabilme becerisi

Dev şirketlerinin logolarındaki gizli anlamlar

Servis minibüsüyle kamyonet çarpıştı: 2 ölü, 11 yaralı