• $9,4902
  • €11,0491
  • 542.569
  • 1455.42
3 Ocak 2015 Cumartesi

Başkanlık sistemi gelebilir mi?

2015 genel seçimlerinde partilerin alacağı oylar aşağı yukarı belli.
MHP’nin oylarında pek bir değişiklik beklenmiyor. Belki bir miktar AK Parti’ye kayma, o kadar...
CHP’nin 2014 performansına bakılırsa, çekirdek oyun bütün sadakatine rağmen bir miktar düşme şaşırtıcı olmaz.
AK Parti’nin oy oranında bir değişme olması için herhangi bir sebep görünmüyor. Ama milletvekili sayısı, HDP’nin alacağı karara bağlı olarak çok değişebilir.
Sonuçta, bu seçimlerin merak edilen tek noktası AK Parti’nin Başkanlık sistemini getirmesine yetecek bir milletvekili sayısına erişip erişemeyeceği. Ki, bunu da büyük ölçüde HDP’nin seçime nasıl gireceği belirleyecek gibi görünüyor.
HDP eskisi gibi bağımsız adaylarla girerse AK Parti oylarında kayda değer bir değişiklik olmaz ve 330’u bulup bulamayacağı son dakikaya kadar sallantıda kalır.
Ama HDP parti olarak girerse muhalif cephenin yüzer gezer bütün oyları “Ha gayret” deyip HDP’yi baraj üstüne taşımak için etkili bir seferberlik başlatabilirler.
Eğer bu seferberlik HDP’yi baraj üstüne taşımaya yeterse gelecek Meclis’te güçlü bir HDP grubu görürüz. Ama kampanya başarılı olamazsa o vakit de milletvekili sayısı fırlamış bir AK Parti!
Ancak her iki durumda da AK Parti başkanlık sistemini getirebilir.
Birinci durumda HDP’yle ittifak halinde; ikinci durumda ise sadece kendi oylarıyla...
Hangisi daha iyidir, diye sorarsanız, ben elbette ki yeni anayasamızın AK Parti-HDP ittifakıyla yapılmasını AK Parti’nin tek başına yapmasına tercih ederim. Zira bir partinin tek başına anayasa değiştirecek çoğunluğa sahip olması, sadece Türkiye’de değil, bütün demokratik ülkelerde belli oranlarda tedirginlik ve endişe yaratır.
Ayrıca AK Parti-HDP ittifakıyla yapılmış bir anayasa ayrıca tarihi bakımdan da çok anlamlıdır; Kemalist rejimin dışladığı ve mağdur ettiği iki büyük toplumsal kesimin el ele vererek yeni bir toplumsal sözleşme yapması, simgesel olarak 1925 öncesine dönüş gibidir bir bakıma; böyle bir tarihi ittifak Yeni Türkiye Projesi’ne de güç katar; bu projenin toplumsal tabanını genişletir.
Ayrıca böyle bir ittifak tablosu, başkanlık sistemi tartışmalarını “evet-hayır” ikileminden çıkarıp “nasıl bir başkanlık sistemi” konusunu tartışmaya açacağı ve tarafları konsensüse zorlayacağı için de sonuç daha sağlıklı olur.
Ne var ki, bu formülün öyle tereyağdan kıl çeker gibi işlemeyeceği de şimdiden belli.
Birincisi, HDP’nin eline geçireceği ciddi pazarlık gücünü nasıl kullanacağından tam olarak emin olamıyoruz. “Anahtar bende” diye, pazarlık çıtasını iyice yükseltip ne AK Parti’nin ne de toplum çoğunluğunun hazır olmadığı – hatta yanlış bulduğu – taleplerle ortaya çıkıp yeni anayasayı kilitleyebilir de; olgun bir siyasi hareket gibi davranıp, toplumsal iklimi iyi okuyup, dolayısıyla partnerinin sınırlarını doğru ölçüp mümkün olanın en fazlasını elde etmeyi hedefleyen sorumlu ve akıllı bir politika da izleyebilir.
İkinci olarak, AK Parti-HDP arasında bir anayasa ittifakından söz ediyorsak, bu fikrin AK Parti tabanında yaratacağı alerjiyi de dikkate almak zorundayız.
Ben kendi payıma, muhafazakâr tabanı Öcalan’la müzakereye ikna edebilmiş bir AK Parti’nin HDP’yle anayasa ittifakına haydi haydi ikna edebileceğini düşünüyorum; tabii, bu dönem içinde HDP’nin çözüm sürecinin ana fikrine uyum içinde davranması kaydıyla... Ama böyle açık bir ittifakın hiç de kolay olmayacağını düşünen ve AK Parti tabanını benden daha iyi bildiği kesin olan birçok analist var.
Bütün bu faktörleri bir arada düşündüğümüzde, başkanlık sistemine geçişin çetin bir süreç olacağın söyleyebiliriz.
Ama şu da bir gerçek ki, AK Parti buna mecbur... “Ne deve, ne kuş” olan bir sistemle seçime kadarki geçiş dönemini idare edebilirsiniz ama dört yıllık bir süre, “idare etmek” için çok uzun...
Bakalım durum ne gösterecek...

<p> </p>

Arabeskin 'Babası' kim?

Güney Kore ilk yerli roketi 'Nuri'yi uzaya fırlattı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Üsküdar'da bir kafede vatandaşlarla sohbet etti

Niğde'de 20 milyon yıllık fosil bulundu