• $8,4396
  • €10,0747
  • 492.239
  • 1392.91
15 Eylül 2015 Salı

AK Parti’nin yol ayrımı

Seçim öncesi dönemler siyasetin en fazla ilkesizleştiği dönemlerdir. “Kararsızlar pazarı” üzerinde verilen paylaşım savaşları o kadar amansızdır ki, ilave üç-beş oy uğruna her şey mubah sayılır. İlkeler artık ayak bağı haline gelmiş, daha da kötüsü “böyle zamanlarda” ilkelerin delinebileceği konusunda bir konsensus oluşmuştur.

Öyle ki, çok bilmiş “siyaset uzmanları” lider konuşmalarını ikili bir okumaya tabi tutar; liderlerin gerçek duruşları ile seçim öncesi söylemesi kaçınılmaz olanları birbirinden ayırarak değerlendirir ve yapılan ilkesizlikleri, düşük siyaseti büyük bir anlayışla karşılarlar. Tabii, onların gösterdiği bu anlayış, kitlelere de bir çağrıdır; bir anlamda “bu ilkesizliği, bu düzeysizliği” ciddiye almayın çağrısı…
Oysa seçim icabı benimsenen o üslup öyle gelip geçici bir şey değildir ve bal gibi ciddiye alınmalıdır. Partinin kendini en geniş kitlelere en yüksek sesle ifade ettiği o dönemde belirlediği strateji, kullandığı üslup hem partinin kendi tabanında hem de kamuoyunda partiyle ilgili algıyı oluşturur.
AK Parti’nin 7 Haziran öncesi benimsediği stratejinin hiç de iyi sonuç vermediğini hep birlikte gördük. Parti liderliğinin MHP’ye kayan birkaç puan oyu geri çekmek uğruna benimsediği ve çözüm sürecini inkâr olarak algılanabilecek üslup, bugün AK Parti’nin bütün muhalifleri tarafından, PKK’nın çatışmalı sürecin tek sorumlusu olduğunu karartmak için kullanılıyor.
Allah’tan olaylar o kadar göz önünde yaşandı ki, bunda pek başarılı olamıyorlar.
Ama asıl önemli olan bu değil.
Aynı üslubun on milyonları bulan AK Parti tabanında, partinin siyasi kimliği ile ilgili nasıl bir algı değişimine sebep olduğunu; “Yeni Türkiye” hedefi açısından nasıl bir erozyona yol açtığını henüz tam olarak bilemiyoruz.
O yüzden de ben, bu seçimlerde AK Parti’nin izleyeceği stratejinin belki de seçimlerin sonucundan daha büyük bir önem taşıdığını düşünüyorum.
Sonuçta Türkiye hükümetsiz kalmayacak. 1 Kasım’da sandıktan ya tek başına ya da koalisyonun büyük ortağı olarak çıkacak olan AK Parti Türkiye’yi yönetmeye devam edecek.
Ama önemli olan şu: O parti nasıl bir AK Parti olacak?
“Gebertilen PKK’lıların sünnetsiz olduğuna” dayanan bir propagandadan medet uman bir AK Parti mi; yoksa diaspora Ermenilerine Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı vermeyi tartışan bir AK Parti mi?
Bugün bu söylemin geri dönüşü tesadüf olamaz.
Şunu bilmek gerekir ki, PKK’yla mücadele ederken kendi çizgisini MHP’nin çizgisinden net bir biçimde ayıramadığı takdirde, AK Parti’de eski Türkiye’ye ait her türlü hastalığın hortlaması kaçınılmazdır.
Bu partide Eski Türkiye’nin zihinsel kalıntılarıyla Yeni Türkiye’nin filizleri hep birlikte var oldu. İşlerin yolunda gittiği zamanlarda “eski”nin pısıp beklemeye çekilmesi ve yeni olanın galebe çalması doğaldı.
Ama şimdi zor zamanlar geçiriyoruz.
AK Parti çözüm süreci konusunda iki yönlü bir saldırı altında.
MHP bütün olanların sorumluluğunu AK Parti’ye yükleyerek oy toplamaya çalışıyor. Zamanında Çözüm Süreci’ni çelmelemek için elinden geleni yapmış sözde “ilerici-solcu” çevreler, şimdi “barışçı” kesilmiş AK Parti’yi şahinlikle suçlayarak sıkıştırıyor.
Bununla da kalmıyor; Çözüm Süreci’nin toplumsal tabanı da epey erozyona uğramış durumda. Sürece zar zor ikna olmuş muhafazakâr kitleler şu anda tam bir aldatılmışlık duygusu içinde, neredeyse ihanete uğradığını düşünüyor.
Şimdiye kadar birbirinin can düşmanı olmuş iç ve dış her türlü muhalif akımın AK Parti’yi boğmak üzere el ele vermesi partide büyük bir yalnızlık ve kuşatılmışlık duygusu yaratıyor.
Böyle zamanlar yeni edinilen ve henüz tam yerleşmemiş olan bilgi, tecrübe ve bilincin rafa kaldırılıp eski düşünce kalıplarına yeniden sarılma refleksinin ortaya çıktığı zamanlardır.
Ama vizyoner liderliğin tarihi misyonu da böyle zamanlarda çıkar ortaya. AK Parti’nin hangi tarihi şartlarda ve hangi ihtiyacın sonucu olarak ortaya çıktığını ve neyi temsil ettiğini iyi anlamış bir liderlik, bugün onu yeniden büyütecek olan stratejinin ne olduğunu da doğru tayin edecektir.
Umudumuz AK Parti liderliğinin, bu puslu günlerde partinin rotasını doğru tayin etmesi ve hem partiyi hem de Türkiye’yi bu puslu havadan en az zararla çıkartabilmesi...

<p>ABD'nin eski Başkanı Donald Trump devrildi. Trump'ın damadı ve danışmanı Jared Kushner da siyaset

Kushner siyaseti bırakıyor

Fransa'da 400 evsiz Vosges Meydanı'nda çadır kurdu

Nizip sabunu yurt içi ve dışından yoğun ilgi görüyor

Milas'taki yangında zarar gören 80 hektarlık ormanlık alan havadan görüntülendi