• $8,1809
  • €9,7416
  • 456.957
  • 1393.24
24 Şubat 2014 Pazartesi

Washington Türkiye'de olanları nasıl görüyor? (2)

WASHINGTON

Geçen hafta Ege Üniversitesi ile yürüttüğümüz bir çalışmadan hareketle Amerikan dış politikasını şekillendirmede rol oynayan kurumların Türkiye'yi hangi çerçeveden gördüklerinden ve bu çerçeveden hareketle Gülen-AK Parti çatışmasını nasıl yorumladıklarından bahsetmiştim. Amerikan dışişleri bürokrasinin bu sürtüşmeye idealist bir çerçeveden baktığını ve çatışmanın Türk demokrasisine zarar vereceği düşüncesiyle endişe duyduğunu anlatmıştım. Bu hafta Kongre'nin, Beyaz Saray'ın ve savunma bürokrasisinin Türkiye'de olup bitenleri nasıl gördüğünü aktarmaya çalışacağım.
Amerikan güvenlik bürokrasisi dünyaya pragmatik bir pencereden bakıyor. Her türlü angajmanın öncelikle Amerika için yaratacağı faydaları ve riskleri hesaplıyor. Gereksiz risk almamayı ve sonunu göremedikleri çatışmalarda taraf tutmamayı yeğliyor. Bu bakış açısının son örneğini Libya müdahalesinde ve Suriye ve İran'a olası müdahale tartışmalarında gördük. Libya müdahalesi askeri ve politik olarak nispeten risksiz bir müdahaleydi. Müdahalenin NATO çerçevesinde yapılması politik olarak Amerika'nın üzerindeki sorumluluğu azalttı ve uluslararası bir meşruiyet sağladı. Rejim güçleri ve muhaliflerin ülkenin doğusu ve batısında olmak üzere ikiye ayrılmış olması ve Amerika'nın operasyona savaş gemilerinden fırlattıkları Tomahawk füzeleriyle katılmış olmaları bu müdahaleyi askeri olarak da nispeten risksiz hale getirdi. Bu nedenle güvenlik bürokrasisi Libya müdahalesine karşı çıkmadı. Türkiye'de olanlara da benzer bir çerçeveden bakıyor. İdealist ya da ideolojik eğilimleri yok. Türkiye'nin Ortadoğu'da önemli bir askeri müttefik olduğunu düşünüyor ve bunu tehlikeye atacak her şeye kaygıyla yaklaşıyor. AK Parti Türkiye'de istikrarı sağladığı sürece 'biz bu partiyle çalışabiliriz' düşüncesi hakim.
Güvenlik bürokrasisinin Gülen-hükümet çatışmasından kaygı duymasının sebebi bunun Ortadoğu'da yer yerinden oynarken Türkiye'de istikrarsızlığı getireceğine inanması. Gülen hareketinin kısa vadede siyasi bir güç olacağını düşünmüyor, CHP'ye karşı da benzer düşünceler içinde. Bu nedenle kısa ve orta vadede kendilerine AK Parti'den başka bir muhatap düşünemiyor. Hükümet-Gülen çatışmasının biran evvel sona ermesi gerektiğini düşünüyor fakat Amerika'nın şu noktada taraf tutmasını riskli buluyor.
Beyaz Saray da dünyaya pragmatik bir çerçeveden bakıyor. Stratejik çıkarlarını direkt tehdit etmeyen hiçbir çatışmaya bulaşmamaktan yana. Obama'nın danışmanları arasında çatışmanın gidişhattından rahatsız olanlar var fakat Obama'nın meseleye açık açık müdahale etmesini çok riskli buluyorlar.
Amerikan Kongresi ise ülkelerin iç siyasetiyle en çok ilgilenen kurumlardan bir tanesi. Sebebi hem çeşitli lobi gruplarının etkisi altında olması hem de bunu Beyaz Saray'ın dış politikası üzerinde bir baskı unsuru olarak kullanmak istemesi. Tarihi olarak dış politikada Beyaz Saray ve Kongre arasında hep gerginlik oldu. Kongre Türkiye'ye de bu çerçeveden bakıyor ve bu nedenle Türkiye'nin iç siyasetinde olanlarla yakından ilgileniyor. Bunun son örneği, arasında 84 Kongre üyesinin ve Amerika'nın eski büyükelçileri Morton Abramowitz ve Eric Edelman'ın da yer aldığı bir grubun 19 Şubat'ta Başkan Obama'ya yazdığı mektup. Mektupta Kongre üyeleri Gülen-hükümet çatışmasına hükümetin verdiği tepkiyi eleştiriyor ve Obama'ya Türkiye'yi uyarma çağrısında bulunuyor. Fakat biraz önce belirttiğim Beyaz Saray'ın Türkiye'ye bakışını göz önüne aldığımızda Obama yönetiminin mektuba resmi bir yanıt vereceğini ya da mektubun çağrısına uyup Türkiye'de son haftalarda olup bitenlere karşı açık bir tavır alacağını düşünmüyorum.

<p>Koronavirüs salgınının uzun süredir kontrolden çıkmış olduğu ABD'de son durum ne? Aşılama süreci

ABD'de koronavirüs salgınında son durum

Beşiktaş, Erzurum'a ayak bastı

Zonguldak'ta dereden akan çamurlu su denizin rengini değiştirdi

Nisan ayında yağan kar Domaniç Dağları'nı beyaza bürüdü