• $8,124
  • €9,708
  • 455.681
  • 1378.37
17 Şubat 2014 Pazartesi

Washington Türkiye’de olanları nasıl görüyor ? (1)

WASHINGTON

2011 yılında halen çalışmakta olduğum Ortadoğu Enstitüsü bünyesinde bir ‘Misafir Araştırmacı’ programı başlattık. Bu programın ilk konukları Ege Üniversitesi’nden Prof. Dr. Tanju Tosun ve Prof. Dr. Gülgün Tosun’la aynı yıl bir çalışma başlattık. Çalışmanın amacı Washington’daki kanaat önderlerinin, politika yapıcıların, uzmanların, akademisyenlerin Türkiye’yi nasıl gördüklerini, Türkiye’nin toplumunu, siyasetini nasıl algılayıp değerlendirdiklerini anlamaktı. Bunları ölçen bir anket hazırladık, anketleri hedeflediğimiz kitleye dağıttık.

Çalışmanın detaylarını rapor haline getirme sürecinde Amerikan dış politikasını şekillendirmede rol oynayan kurumların Türkiye’yi hangi çerçeveden gördüğüne, dünyada olan olayları yorumlarken hangi prensiplerle hareket ettiklerine dair fikir edindim ve bir çerçeve oluşturdum. Çalışmadan sonra katıldığım tüm toplantılarda, çalıştaylarda ve hatta bazen bu kurumlardan bazılarıyla yürüttüğümüz ortak çalışmalarda oluşturduğum bu çerçeveyi test ettim, yanlışlarını düzeltmeye, eksiklerini gidermeye çalıştım.

Geçen hafta Washington’da Türkiye’de olan biten son olayları, Gülen hareketi-hükümet çatışmasını konu alan birçok toplantıya katıldım. Ve toplantıların ardından Beyaz Saray’ın, dışişleri bürokrasinin, Kongre’nin ve son olarak savunma bürokrasisinin Türkiye’ye nasıl yaklaştığına ve bunun ışığında Gülen-AK Parti çatışmasını nasıl yorumladığına dair bir fikir edindim. Bunun sınırlı bir çalışma olduğunu, bu nedenle yanılma payını da hesaba katmak gerektiğini hatırlatarak gözlemlerimi sizinle paylaşıyorum.

Dışişleri’nden başlayalım. Amerikan dışişleri bürokrasisinin dünyaya idealist bir bakış açısı var. Yani prensip temelli, reel politiği arka plana atan bir bakış açısı. Buna birkaç örnek verelim. Obama yönetimi Suriye’de yaşanan insanlık dramına rağmen Suriye’ye askeri bir müdahaleyi çok riskli olduğu ve Suriye’nin Amerika’nın ulusal çıkarları için hayati önem taşımadığı gerekçesiyle reddetti. Dışişleri ise temel olarak insani kaygılarla askeri müdahaleyi savundu. İnsani yardım konusunda yönetimi sıkıştıran, Cenevre görüşmelerinde Homs’a insani yardımın ulaşması için ateşkes konusunda bastıran Dışişleri idi. Mısır’da da benzer bir tavır aldı. Obama yönetimi Kahire’deki son müttefiki Mısır ordusunu kızdıracağına inandığı için Mısır darbesine darbe demekten kaçınırken dışişleri darbe dememenin Amerika’nın dünyadaki meşruiyetini sarsacağını ve bölgeye yanlış mesaj vereceğini savundu.

Şimdi gelelim Türkiye’ye. Amerikan dışişleri bürokrasisi Türkiye’ye ve Gülen-AK Parti sürtüşmesine de benzer idealist bir çerçeveden bakıyor. Türkiye’de son aylarda olup bitenlerden endişe duyuyor. Bu endişenin altında iki tarafın çatışmasının Türk demokrasisine zarar vereceği düşüncesi yatıyor. Amerika’nın bu kavgada Türk demokrasisini yeniden rayına oturtacak tarafa destek vermesi gerektiğini düşünüyor. Ve bunun kim olduğundan hâlâ emin değil. Kürt meselesinin çözümünü, Türkiye’nin Batı ile ittifakını, Avrupa Birliği sürecini önemsiyor. Ve Amerika’nın bütün bu konularda Türkiye’ye destek vermesi gerektiğini savunuyor.

Haftaya pazartesi Kongre’nin, Beyaz Saray’ın ve savunma bürokrasisinin Türkiye’de olup bitenleri nasıl gördüğünü aktarmaya çalışacağım.

<p>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Esen Koronavirüs'ün kalp rahatsızlığı olanlar üzerindeki etkis

Koronavirüs Kalp Krizine Yol Açar Mı?

Güvenliğin dikkati, hayatını kurtardı

Polisin ikna çalışması sonucu teslim olan terörist ailesiyle buluşturuldu

Osmanlı döneminde padişahların iftar sofralarını süsleyen yemekler