• $8,5263
  • €10,1349
  • 494.54
  • 1431.78
15 Nisan 2013 Pazartesi

İsrail, Kerry'nin çözüm önerisini reddetti

Geçen hafta Dışişleri Bakanı Kerry'nin İsrail-Filistin meselesinde müzakereleri yeniden başlatmak için giriştiği diplomasi trafiğinden çözüm çıkması konusunda büyük beklentiye girmemek gerektiğini yazmıştım. Bu yüzden birkaç gün önce İsrail tarafının Kerry'nin çözüm önerisini reddettiğini öğrenmek beni şaşırtmadı. 
Bu haber üzerine, birkaç hafta önce katıldığım, Boston'da bir üniversitenin düzenlediği 'Çatışma Çözümü Çalıştayı'nda söylenenleri İsrail-Filistin meselesi bağlamında yeniden düşünmeye başladım. Çalıştayın vardığı iki temel sonuç vardı: Barış için güçlü liderlere ihtiyaç vardır ve tarafların güvenlik kaygılarının giderilmesi şarttır. Birinci nokta net. İkinci husus tartışmaya açık ve biraz daha açmakta fayda var. Çalıştayda varılan sonuca göre toplumsal çatışmaların çözümünde psikolojik faktörler önemli rol oynarlar. Taraflar kendilerini tehdit altında hissettikçe savunma mekanizmaları güçlenir, taviz verme ve çözüm iradeleri zayıflar.

ÇÖZÜMÜN ÖNÜNDEKİ PSİKOLOJİK ENGELLER
İsrail-Filistin meselesindeki tıkanıklıkta da bu faktörlerin rol oynadığını düşünüyorum. Her iki tarafın da güvenlik kaygılarının artması müzakereye başlamak için gerekli güven ortamının oluşturulamamasına sebep oluyor.
İsrail'in güvenlik reflekslerini tetikleyen en önemli faktör bölgedeki toplumsal hareketlerin yarattığı yeni dinamikler. İsrail'in müttefiki Mübarek'in devrilmesi, İslamcıların bölgede mevzi kazanması, Sina Yarımadası'nda El Kaide'ye bağlı grupların etkinliğini artırması, Esad'ın birliklerini Golan Tepeleri'nden çekmesi ve boşluğun radikal gruplarca doldurulma ihtimali İsrail'in güvenlik kaygısını artıran gelişmeler. 
Filistin tarafı da kendi güvenliği için kaygılı. İsrail'in Filistin'in hak iddia ettiği topraklarda yerleşke inşasına hız vermesini ve Filistinlilerin işgal edilen topraklara dönüşünü engellemesini kendi fiziki varlığına yöneltilmiş bir tehdit olarak algılıyor. 
Çözümü güçleştiren diğer faktör her iki tarafta da güçlü liderlerin bulunmaması. Netanyahu, iki devletli çözüme karşı çıkan partilerin de içinde bulunduğu dört partili bir koalisyonun başbakanı, İsrail-Filistin meselesinde manevra alanı oldukça sınırlı. Arap Baharı İsrail'i iyice köşeye sıkıştırmışken Netanyahu'nun Filistin meselesinde cesur bir adım atması çok zor. Üstelik İsrail, Filistin'le anlaşsa dahi bölgedeki tüm Arap ülkeleriyle anlaşmadığı müddetçe içinde bulunduğu izolasyondan ve güvenliğine yöneltilmiş tehditten kurtulamayacağını düşünüyor. 
Diğer tarafta Filistin lideri Abbas da siyasi olarak zayıflamış durumda. 2011'de basına sızdırılan müzakere tutanaklarında, Abbas'ın İsrail'in Doğu Kudüs'teki yerleşke inşasını kabul etmesi Filistin'de büyük tepkiye yol açmıştı. Abbas müzakere sürecinde göstereceği esnekliğin zafiyet olarak algılanmasından endişe edip masaya oturma koşullarında çok daha tavizsiz davranabilir. 
Mevcut tıkanıklıktan çıkmak için Suudi Arabistan'ın 2002'de önerdiği Arap Barış İnisiyatifi yararlı bir çerçeve olabilir. İnisiyatif, İsrail'in işgal ettiği topraklardan çekilmesi ve Filistinli mülteci meselesinin Birleşmiş Milletler çerçevesinde çözülmesi karşılığında Arap ülkelerinin İsrail ile ilişkilerini normalleştirme garantisi veriyordu. Bu çerçeve, İsrail ve Filistin'in güvenlik kaygılarına cevap verirken her iki liderin de elini güçlendirip taviz vermesini meşrulaştıracak bir çözüm olabilir. 
Twitter.com/gonultol

<p class='MsoNormal'>Çok Güzel Hareketler 2 programının sezon finali yapmasının  ardından soluğu Köy

Yılmaz Erdoğan, yardım malzemelerinin yangın bölgesine ulaştığını duyurdu

Iğdır'da yıkılan cezaevinin yerine yapılan sosyal yaşam alanı ilgi görüyor

Milli Güvenlik Kurulu Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında toplandı

Uludağ'da yangın ihtimaline karşı helikopterli denetimler artırıldı