• $7,43
  • €8,9984
  • 438.975
  • 1467
25 Nisan 2012 Çarşamba

Tavuk yemiyoruz sebze de yiyemeyeceğiz biz ne yiyeceğiz?

Fiyatı ete göre daha düşük olduğu için tavuk tüketimi fazla. Deniyor ki, 'Üreticiler, talebe yetişemiyor.'
Antibiyotik, hormon ne veriliyorsa veriliyor, üç beş günde civciv, kesilecek tavuk etine bürünüyor.
'Abla' diyordu, geçenlerde hipermarket zincirinde, et-tavuk reyonunda çalışan biri: 'Tavuğun eti kırmızıya dönükse alma.'
Et yemeğe de korkuyoruz.
Akdeniz tarzı beslenme en iyisidir diye, sebze meyve yiyoruz.
Yiyoruz da A Haber'de Mehmet Ali Önel yönetimindeki Deşifre programı, meyve sebzelerdeki zirai ilacı belgeledi. Market ve semt pazarlarındaki, sebze meyveleri analiz ettirmiş. Yüzde 70'inde kanserojen madde bulundu. Çoğu meyve sebzeye, yıkamayla da geçmeyecek zirai ilaç boca edilmiş.
Ortalık karışır, biz sıradan insanlar 'Ne oluyor?' diye hesap sorar, bekledim. Yok.
Hadi, Mehmet Ali Önel'in programını çoğunluk seyretmedi, geçenlerde Vatan'daki köşesinde Mutlu Tömbekeci yazdı. Dün Mehmet Ali'nin telefon numarasını bulamadım. Mutlu'yu aradım: 'Yazına tepki var mı?'
Yok.
Bizi kanser ediyorlar, farkında mısınız?
Zirai ilaçlar, kanserojen.
İstediğiniz kadar meyveyi sebzeyi yıkayın, kabuğunu soyun, zehir içine nüfuz ediyor.
Benim için kara gün de var. Tarım Bakanlığı onaylı, 'iyi tarım' sloganlı, market zincirinden meyve ve sebzemi alıyordum. Deşifre programı ortaya çıkardı ki, 10 numuneden 6'sında yüksek oranda zirai ilaç kalıntısı tespit edilmiş.
Biz ne yiyeceğiz, söyler misiniz?

'Hüsmen Ağa ilaç attı ben de atayım'
Greenpeace, Türkiye'deki meyve ve sebzeler için uyardı, Tarım Bakanı, 'İftira' dedi, düşman ilan etti. Özellikle televizyon haberlerinde konu, bir iki gün sıcaklığını korudu, sonra unutuldu, gitti.
Bizler hala zehirli, kanserojen meyve ve sebzeleri yemeğe devam ediyoruz.
Dün Mutlu ile telefonda konuşurken, kardeşimin yaşadığı süreci anlattım. 'Yıllarca yediğimiz zirai ilaçlı meyve ve sebzeler yüzünden' diyordu. Kız kardeşim üç yıldır, 'organik pazar' dışında evine tek meyve ve sebze sokmuyor. Ne fark ediyor ki, doğduğu günden beri hepimizin yediğini, yedi o da.  İki aydır savaş veriyoruz, kansere karşı.
Ben de, düne kadar, 'Organik pazar yüzünden mutfak masrafınız üç kat arttı' diyor, Tarım Bakanlığı'nın garantisine güveniyordum. Güvenmekle ne büyük hata yapmışım.
Mutlu, daha yeni yazısında anlattı, Hatırlatayım:
'Tarım ilacının zararlı olmaması için üç kural çok önemli: Doğru ilaç, doğru doz ve doğru zaman. Peki Türkiye'de nasıl işler nasıl yürüyor?
Bu ilaçlar bakanlığın tavsiye ettiği ilaçlar olabilir de olmayabilir de. Zira denetim yok. Reçetede A ilacı yazar ama üreticiye B ilacı da verilmiş olabilir. İş, ilaç şirketlerinin yönetimine geçmiş durumda.
İlacın nasıl kullanılacağını üreticiye bayi anlatır. 'Gece sıkılacak', '100 litreye 20 gr ilaç atılacak' vs.
Fakat üretici çoğu zaman söylenenden daha fazla ilaç kullanır. İlacın kullanım talimatında yazan bilgileri dikkate almaz ve 'Bu kadarı bu böceği öldürmez' diyerek, 20 gr yerine 25 gr atar. Doğru doz kuralı ihlal olmuştur.
Çiftçi için doğru zamanlama her zaman 'yağmurdan sonra'dır. Her yağmurdan sonra üretici ilaçlama yapar. Ancak her yağmurdan sonra ilaçlama yapılacak diye bir şey yok. Hastalığın ve zararlının durumuna göre yapılması lazımdır. Aynı ilacı durmadan sıktığınız zaman böcek ilaca dayanıklı hale gelmeye başlar. Bu sefer 100 litreye 30 gram koyar.
İlaçlama ile hasat arasında da mutlak bir bekleme süresi var. Diyelim üzüm yetiştiriyorsun ve 35 günlük bekleme, parçalanma süresi olan bir ilaç sıktın. Erken hasat edersen, ilaç hooop soframızda.
Köylü ilaçlama yapmaya ne zaman karar verir?
Yan komşusu, Hüsmen ağa tarlaya ilaç attığı zaman.'

<h3>Başkan Erdoğan’dan CHP’ye erken seçim yanıtı</h3><p>“2023’E KADAR BEK

27 Ocak 2021 Güncel Haberler

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Klozeti açınca dev yılanla göz göze geldi! İşte o korku dolu anlar...

Ankara'da80 yaş ve üzerindeki vatandaşlara aşı uygulanmaya başlandı