• $13,7194
  • €15,5684
  • 786.53
  • 1910.41
21 Eylül 2014 Pazar

Rizelinin girişimci ruhuyla Alman kalitesini birleştirdi

Marka oluşturmak isteyenlere, işinin uzmanının önereceklerini toptan yıkan markalardan biri Fakir. Adı Fakir ama kendi marka çağrışımında kalite açısından zengin. Elektrikli ev aletleri pazarında ve özellikle elektrikli süpürge pazarında 30 yıldır ciddi hakimiyeti var. Dahası Almanya’daki merkezin büyük hissedarı Rizeli girişimci aile Saruhanlar. Distribütörüydü sahibi oldu. Konuğum Saruhan Şirketler Grubu Yönetim Kurulu üyesi Sadık Ayhan Saruhan:

Önemli olan kalitesi

Alman markası ama niye ismi Fakir? Adı tuhaf değil mi Türk pazarı için?
Türkçede fakir, fukara anlamında da, 1933 yılında Wilhelm Kicherer kuruyor. Almancada aile anlamına gelen ‘Familia’ ile Kicherer kelimelerinin birleşmesiyle Fakir markası doğdu. 1990’lı yıllarda ihracat müdürü geldiğinde söylemiştim, Türkçe anlamını. O da ‘İyi ya unutulmaz, hafızalara yerleşir’ demişti. Türkiye’deki satışlarımızda bir sıkıntı yaratmıyor. Kaldı ki başka markalar da var. Mesela Alman Bosch. Önemli olan imaj oluşturması. Kalite algısı yerleştiği için Fakir açısından bir sorun olmuyor. Fakir’in Almancada da anlamı ‘derviş’miş.

1985’de distribütörü oluyorsunuz ve marka Türk pazarına giriyor. 2007’de stratejik ortak oluyorsunuz. Şimdi Fakir’in en büyük ortağı siz misiniz?
2007’de stratejik ortaklıkta hisse alarak ilk adımımızı attık. 2011’den beri çoğunluk hisse bizde. Karar koyucu mekanizması biziz, yönetim bizim uhdemizde. Kicherer ailesinden üçüncü kuşak da ortak. Merkez Stuttgart’ta. Fabrikada 30 yıllık deneyimdeki Alman mühendisler ar-ge çalışmasını devam ettiriyor. Biz de küresel bir marka olmak istiyorduk ve bunun için de küresel ortaklıklar gerekiyordu, vizyon gerekiyordu. Biz de genç bir grup olarak bu sorumluluğun altına girdik.

İstanbul ikinci merkez

Çoğunluk hissedarı olduktan sonra Fakir’de ne değiştirdiniz?
Dedik ki dünya haritasını masaya yatıralım, bayileri, servis ağını yeniden yapılandıralım. İstanbul’a Ortadoğu, Afrika ve Asya pazarlarının sorumluluğunu verdik. Tüm ihracat Almanya’dan yapılıyordu. Türkiye’nin konumu Ortadoğu, Afrika ve Asya ülkeleriyle yakın ilişkisi nedeniyle İstanbul’a bıraktık. Merkez Almanya, Avrupa ve Amerika ayağına bakıyor. Şu an üç ayrı ülkede fuarlarda arkadaşlarımız. Esnek fizibl hareket eden bir ekibimiz var. Özellikle İstanbul’da. Dış pazarlarda yüzde 20 civarında büyüyoruz, hem yeni pazarlar ekledik hem de mevcut pazarlardaki müşteri sayımızı artırıyoruz. Türk Cumhuriyetleri’ne açıldık, Gürcistan, Irak, Tunus, Yemen, Birleşik Arap Emirlikleri’nde büyük potansiyel yakaladık.

Almanya ar-ge üssü

Nasıl oldu da büyük hissedar oldunuz? Almanya’daki fabrika dara mı düştü?
Son 15 yılda Batı Avrupa’da üretim maliyetleri epey arttı, bir Uzakdoğu gerçeği de var. Biz, Almanya’da know-how’ı ve teknoloji birikimleriyle, ar-ge tasarımını bıraktık, üretimi farklı ülkelere kaydırdık. Elbette katma değeri yüksek ürünleri yine Almanya’da üretiyoruz. Ancak su ısıtıcı, ekmek kızartma makinası gibi basit ürünleri kalite standardımızda ısrarcı olmak kaydıyla uygun bulduğumuz ülkede üretiyoruz. Fakir’in cirosunun yüzde 6’sı ar(aştırma)-ge(liştirme)ye ayrılıyor.

Çorlu fabrikasında kardeşi üretiliyor

Kaç fabrikanız var? İtalya ve Polonya’da üretim yaptığınızı okumuştum.
Almanya’da bir fabrikamız, bir de Çorlu’da fabrikamız var. Çorlu’daki fabrikada Fakir’in kardeş markası Nilco üretiliyor. Nilco endüstriyel temizlik makineleri, sanayi tipi süpürgeler üretiyoruz. Ancak karar mercii ve ar-ge tasarımı, ürünlerin test yapılan merkezi Almanya’dır. İtalya ve Polonya’da anlaşmalı üretim yaptırdığımız fabrikalar var. Malumunuz dünya tek pazara gidiyor ve tüm uluslararası firmalar bir yerde üretim ısrarında değil. Dünyanın neresinde daha düşük maliyetle üretim politikasını güdüyor. Mesela Fakir de Almanya’da kalıbını yapıyor, üretimini o fabrikada yaptırıyor. Biliyorsunuz beyaz ve elektronik eşyada Polonya da, Türkiye’den sonra Avrupa’nın önemli bir tedarik merkezi.

Almanlar depoya bakmaya geldi, hayretler içinde kaldı

Rizeli zekidir, pratiktir. Kural, engel çıktığında da uygun pratik çözüm bulur. Almanlar da kuralcıdır. Sürtüşme oldu mu?
Beklediğimiz kadar hızlı hareket edemedik çünkü Almanların statükocu ve risk almama yapısı var. Biz ise akılcı, realist olmak kaydıyla risk alırız. Rize malum arazi dar, iklimi sert insanı risk almak zorundadır, ayakta kalabilmek için. Bir de üzüm üzüme baka baka yeşerirmiş. Bir hemşeri diğerinin başarısını görmüş cesaret bulmuş. Artık Almanlarla da kültür birliği oluştu, bir sıkıntı kalmadı. Yönetim bizde, iki genel müdürümüz var, biri Alman, diğeri Türk. Alman yöneticiler Türkiye’ye geldiğinde bizim servis ağımızı ve depomuzu incelemişlerdi. Hayretler içinde kaldılar. Stok maliyetiyle ve servis ağıyla nasıl yürüyorsunuz diye sordular. Biz kısa vadeli değil, uzun vadeli bakıyoruz. Bir yandan Almanya’daki ar-ge çalışması devam ediyor, bir yandan da müşteri mutlak memnuniyeti için servis ağına yatırımımız çok önemli. Yan sanayi ile 2 bine yakın istihdamımız var. 35 mühendis Almanya’da ar-ge için çalışıyor. Almanya makine sanayinde örnek ülke. O kültürü biz de Almanlardan aldık.

25 hemşehri yatırım yapıyor

Abim Zeki Saruhan Çayelililer başkanı. İstanbul’daki 25 büyük sanayici bir araya geldik ve Rize Yatırım A.Ş adlı bir şirket kurduk. Kâr amacı gütmeden Rize’ye yatırım yapmak için. Sayın Cumhurbaşkanımız da şansımız, onun himayesinde ve fikirleri ve desteğinde eski stadı yıkıp, kongre, rezidans ve AVM yaptık, bir de otel yatırımı olacak. Yeni stat yapıyoruz, olimpik havuz bitmek üzere. MÜSİAD’da 2006-2010 döneminde yönetimdeydim, şimdi İstanbul Sanayi Odası’nda yönetim kurulu üyesiyim. Sosyal sorumluluk projelerinde her daim varız da işimizde ayinesi iştir kişinin sözüyle hareket ediyoruz.

Rize, İran’a yaklaşacak

Ovit Tüneli’nin temelini Sayın Cumhurbaşkanımız geçen yıl attı. Tünel, Rize’yi Güneydoğu’ya İran’a 2 saat daha yaklaştıracak. Rize’de lojistik merkez düşünülüyor. Rize’nin üretimden ziyade geleceği turizmde, lojistikte. Doğu Karadeniz Master Planı projesiyle turizm yatırımları düşünülüyor.

Robot bizde dolaşamaz

SON teknoloji ürünü temizlik yapan robotlar. Avrupa’da çok talep görüyor robot süpürge. Siz evde yokken bile evi temizliyor. Türkiye’de başarılı olur muyuz, soru işareti. Türk aile yapısında evlerimizi eşya ile dolduruyoruz. Aralıklardan geziniyoruz evde. Robot nasıl gezecek bizim evlerimizde? Bıraksak evleri rahat rahat, geniş mekanlar olsa, çocuklar rahat uzansın, koşsun. Bizde, evim dolsun kültürü var. Yine de Türk tüketicisiyle bu yeni teknolojiyi buluşturmamız lazım.

Deterjan bağımlısıyız

Deterjansız buharlı süpürgeleri Türk kadını benimseyecek mi?

Türkiye’de kadınların temizlik alışkanlığında deterjan ve temizlik malzemesini bol kullanması kültürü yatıyor. Deterjansız buharlı süpürgede de hijyenik temizlik mümkün dediğinizde hemen inanmıyor. Sonradan öğrenip ikna olsa da bu sefer mis gibi deterjan kokmuyor diyor.

İnanmayanlardan biri karşınızda. Evim deterjan, sabun kokmazsa temizlendiğini hissetmem.
Deterjan Türk kadınlarında bağımlılık yapmış. Buharlı teknolojiyi 2006’da Türkiye’ye getirseydik, kendisine pazarda yer bulamayacaktı. Enerji tasarrufunun, çevre bilincinin geliştiği bir ortamda getirdik. Biz aynı zamanda şampuan ve deterjan ve hammaddesi üretiyoruz. Bir tarafta deterjan, bir tarafta da deterjansız su filtreli, buharlı süpürge üretiyoruz. İkisinin de pazarı ayrı.

Para çok şey her şey değil

PARA çok şeydir ama her şey değildir. Türkiye’nin de evet yer altı kaynağı yok ama turizmi var, dört tarafı denizle çevrili, genç nüfusu var, 3.5 saatte dünyanın birçok yerine ulaşıyorsunuz. Amcamın örneğinden hareketle diyorum ki, doğru strateji ve diplomasiyle Türkiye’ye yabancı sermayeyi çekip bir üretim üssü haline getirmeliyiz.

Şimdiki çocuklar...

Babam, amcam Çayeli’nden 1945’de Rize’ye gidiyor. 55-60’larda Vakko’nun bayisi. İlk fötr şapkayı babamla amcam satıyor. Amcam Fevzi Saruhan 1960’da İstanbul’a geliyor. Babam Hakkı Saruhan da 1960’larda beyaz eşya bayii oluyor. Naylon mağazasıyla marka oluyor. Naylon çorabı ilk satan olduğu için. 1977’de babam İstanbul’a geliyor. Rizeli İstanbul’a geldiğinde ne yapar? Ya fırıncılık, ya bayilik ya da müteahhitlik. Babam müteahhitliği seçiyor. Abim ile bana da iş öğrenelim diye Karaköy’de mağaza açtı. Sermaye vermedi, yürüyün çocuklar dedi. Babamızın yaptığına biz abimle minnet duyuyoruz. Bugünkü çocuklar varlık içinde marka beğenmiyor. Özal’ın liberal politikalarıyla biz de Almanlarla iş yapalım dedik ve Fakir ile buluştuk. Amcam 60 ihtilaline kadar siyasetteydi. İhtilal ile noktayı koydu. Gerçi geniş ailede siyasetçi var da, biz düşünmedik. Herkes kendi işini yapsın dedik. Siyaset dünyası ile yakın değiliz. Kayınbiraderim Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, senede bir kere bile gitmem.

<p> </p>

Parasosyal etkileşimi çocuklarımıza neden anlatmalıyız?

UNESCO'nun geçici listesindeki Yesemek'te 15 heykel gün yüzüne çıkarıldı

Cumhurbaşkanı Erdoğan Siirt'te toplu açılış törenine katıldı

Ürdün'ün Salt kentindeki müze dünyanın en küçük Kuran-ı Kerim'ine ev sahipliği yapıyor