• $7,3941
  • €9,0061
  • 439.802
  • 1541.74
27 Temmuz 2011 Çarşamba

Psikolojik krizimiz hayırlı olsun

Önceki gün piyasalarda yaşanan dalgalanmanın ardından tüm piyasa oyuncularından aynı soru geldi. Arka arkaya kriz açıklamaları yapan hükümet üyeleri Ali Babacan ve Bülent Gedikli'nin açıklamaları bu kur yükselişinde etkili oldu mu?
Merkez Bankası yüksek kur seviyesinden şikayetçi değil mi?
Çünkü Merkez Bankası'nın döviz alım ihalelerini iptal etmesi ve döviz zorunlu karşılıklarında attığı adım piyasa oyuncuları için dövizin ateşini düşürmeye yeterli bulunmamıştı.
Sanki piyasaya 'Ben buradayım' derken kuru aşağı çekmeyi değil, düşük işlem hacmiyle kuru yükseltmeye çalışanları uyarmayı amaçlıyordu.
Son dönemde ardı ardına yaşananları dikkate alacak olursak bu senaryonun akla yatkın geldiğini söyleyebiliriz.
Çünkü uzun süredir ekonomi kulislerinde ve bürokraside üzerinde tartışılan bir Asya modeli var.
Bu model, düşük kur ve rekabetçi ihracat stratejisine dayanıyor.
Yıllar boyunca Güney Kore'nin uyguladığına yakın bir modelden söz ediliyor. Kurun yükselişinden rahatsızlık duyulmayan, düşük faizle de yurtiçindeki refah düzeyinin artırılmasını amaçlayan bir model.
Hükümetin göreve geldiğinden bu yana tüm Merkez Bankası Başkanları'nı eleştirdiği noktayı hatırlayalım:
Düşük kur, yüksek faiz.
Hatta bu nedenle Durmuş Yılmaz ve Süreyya Serdengeçti ile karşı karşıya gelen bakanlar vardı.
Şimdi hükümet daha farklı bir stratejiye geçiyor gibi görünüyor.
Faizi düşük tutup, kurun yükselmesine bir noktaya kadar ses çıkarmayan bir tutum söz konusu olabilir.
Böylece düşük faizin yurtiçindeki ekonomiyi besleyeceğini, yurtdışına ödenen maliyeti de düşüreceğini hesaplıyorlar.
Akla yakın gelmekle birlikte, riskleri de barındıran bir yaklaşım.
Ekonomi kökenli iki önemli ismin yaptığı açıklamalar, genelde kur yükselişinde sigorta olarak görev yapan vatandaşın dolar satımını da engelliyor.
Tam tersine vatandaş dolar alıyor, şirketler de açık pozisyonlarını kapatmak için yüksek döviz talebinde bulunuyor.
Asıl sorulması gereken sorular şunlar:
Bu açıklamalar neden şimdi yapıldı?
Bir işadamının konuya ilişkin görüşü, 'Talebin para politikasıyla kısılmasının güçlüğü görüldüğü için vatandaşın psikolojisi üzerinden harcamayı kısmaya çalışıyorlar.'
Bu kadar kriz açıklaması ve 'bırakalım yükselsin' denilen kur, belirli bir noktadan sonra gerçek bir 'krizi' tetikler mi?

'Kabaramazsın kel Fatma'yı bilmeyen yok mu?
Verİler bilimsel bir araştırmaya dayanmıyor elbette ama şu söylenir:
'Biz Türkler, yurtdışına çıkıp da hep beraber şarkı söylemeye niyetlendiğimizde baştan sona söyleyebileceğimiz tek şarkı: 'Memleketim'dir.'
'Dağ Başını Duman Almış' da olabilir.
Son günlerde mağdur olduğum için fark ettim:
7'den 70'e insanlar 'Kabaramazsın Kel Fatma' tekerlemesini de biliyor. Bilmeyen yok.
Günseli Ocakoğlu Zaman'daki köşesinde yazdı da ben de ilave yapayım dedim.  'Karadağlar dizisi yüzünden Yeşilyurt Köyü illallah diyor'muş. Asıl benim de İstanbul'dan kaçtığım cennetim, Adatepe Köyü yaka silkiyor.
Dizinin yapımcısı Fatih Aksoy, 'Daha ne istiyorsunuz, köyünüzün tanıtımına katkıda bulunuyorum' diyormuş. Demesin. Adatepe de, Yeşilyurt da Kaz Dağları'nda bilinen köyler. Evet, Karadağlar dizisi sayesinde daha çok yerli turist gelmeye başladı ama köylülerin pek de para kazandığı söylenemez. Çoğunluk Gülali'nin evine, falancanın atına bakıp gidiveriyorlar.
Bu arada Zeus Sunağı ve Rum evleriyle ilgilenenler de var ama inanın ben kendi adıma yan komşumun hindileriyle ilgilenen kalabalıktan bıktım. Hele bir de hindi tüylerini kabartmadığında, taklidini yapmıyorlar mı, tahammül sınırım iyice zorlanıyor. Aslında çözümü buldum, tabela asacağım 'Kabaramazsın kel Fatma tekerlemesini söylemek yasaktır.'

<div><br></div><p><br></p>

Meteoroloji Hava Tahmin Uzmanı açıkladı... İstanbul'a kar yağacak mı?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Kafese giren adam ayıya yem oldu

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, yarıyıl tatili zilini çaldı