• $7,3606
  • €8,9536
  • 436.841
  • 1536.11
22 Ağustos 2011 Pazartesi

Gençler şirketlerine nasıl aşık olur?

Elif Akyıldız, Washington'daki Georgetown'da İşletme Fakültesi'nde 'pazarlama' okuyor. Bu yaz eve gelmeden önce Coca Cola'ya staj için başvuruyor ve tatilde de bu uluslar ötesi kuruluşta staj yapıyor.
Her üniversiteli gencin faydalanmak istediği bir olanak. Elif ilk günlerde, Coca Cola'dan 'her hangi bir şirket' gibi söz ederken, her geçen günle birlikte 'aşık olduğum yer'e çeviriyor konuşmasını.
Kurum kültürü burada devreye giriyor. Malum, hemen hemen tüm şirketler yaz aylarında stajyer başvurularının arasından seçim yapar, gençleri geçici bir süre 'istihdam eder.' Ve maalesef ki çoğu şirket bu gençlere 'gelip geçici'ler olarak tutum takınır, bir nevi 'yasak' savılmış olur.
Elif ne oldu da, Coca Cola'ya kurumsal olarak aşık oldu?
Şirket, staj yapan gençlere yeri geliyor sunum yaptırıyor. Üstüne üstlük gençlerin kendi hazırladıkları projelerin sunumunda şirketin üst düzey yöneticileri masada hazır bekliyor. Herkes pürdikkat stajyer gencin sunumunu dinliyor.
Elif diyor ki, 'Dört haftalık stajda bile bizlere kurumun bir parçası gibi davranıldı. Fikirlerimizi çekinmeden, açık açık söyleyebileceğimiz ortam yaratıldı.'
Belki de can alıcı cümle şu: 'Kendimin önemli olduğunu hissettirdiler.'
Elif'i dinlerken gençlere yönelik yapılan araştırmalar geldi aklıma. En son okuduğum araştırmada şu sonuç vardı: 'Gençler sebatkar değil, gençler kurumlarına sadık değil.'
Aslında aynı sorun eğitim sisteminde de var: Öğretmen veya şirketlerdeki yöneticiler (onlar da bir nevi öğretmen sonuçta) gençlerin dilinden anlamadığı zaman yeni nesil de verimli, başarılı olamıyor.
Bir araştırmada da şunu okumuştum: 'Öğretmen, interneti, bilgisayarı öğrencileri kadar sık kullanmadığı zaman aralarında iletişim problemi yaşanıyor. Gençlerin ilgi alanına göz önünde tutmadan verilen didaktik eğitimden istenilen verim alınamıyor.'
Belki de Coca Cola gibi şirketlerin başarısının sırrı da bu. Gençlere 'birey' olarak davranıyor, koskoca bir güruhun bir parçası olarak değil.'

Millet olarak daha çok hap yutarız
Bu yılın nisan ayı: Gaziantep polisi kapıyı çalıyor. Kendisini, aile hekimi olarak tanıtıyor ve vatandaş da 'sözde' aile hekiminin verdiği 'sözde' tansiyon ilacını alıyor. Oran mı? Her yüz evden 86'sı sorgusuz sualsiz hapı yutuyor.
Dünkü gazetelerde haber: Bu sefer Ankara polisi 'vatandaşı bilinçlendirmek' maksadıyla yine kapıları çalıyor. Doktor gibi giyinmiş, polisler yine 'sözde' tansiyon ilacı dağıtıyor. Yine 100 evden 86'sı sorgusuz sualsiz hapı yutuyor.
İlk kupürü gençlere yönelik yapacağım bir konuşma olursa diye saklamıştım. Dünkü haber artık fazla geldi.
Hadi hep beraber sonuç çıkaralım:
1- Emniyet bizleri bilinçlendirme adına, durumu 'abartıyor' aksi takdirde Gaziantep'te de, Ankara'da da yüzde 86 oranı çıkar mıydı?
2- Bu ülkede insanların yüzde 86'sı tansiyon hastası.
3-Bu ülkede sağlık sorunu hala çok büyük bir sorun. İnsanlar sağlık hizmetinden faydalanamadığı için kapısına gelen hekim fırsatını kaçırmak istemiyor.
4- Bu ülkede insanların mutlak çoğunluğu hayatı boyunca güven erozyonuna uğramamış. Söz asıldır diye bakıyor, o hapın uyuşturucu, uyutucu olabileceğini düşünmüyor.
5-Düşünmek, soru sormak, çoktan demode oldu. Her söylenene inanmak boynumuzun borcu.
Başka 'sonuçlar' da çıkaran var mı, bekliyorum!

<h3>Başkan Erdoğan'da aşı açıklaması</h3><h3>'50 MİLYON DOZ AŞI GELECEK'</h3><p>Başkan Erdoğan, Kovi

26 Ocak 2021 Güncel Haberler

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Kutup ayılarını görüntülemek istedi, az daha canından oluyordu!

40 kilometrelik alanı kaplayan Nazik Gölü'nün yüzeyi buzla kaplandı