• $7,3888
  • €8,9467
  • 437.03
  • 1463.09
04 Temmuz 2012 Çarşamba

Gece yarısı polise fırça yedirten milletvekili

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin ile birlikte Kosova'ya giderken, 10 kişilik heyetimizin tek erkek temsilcisi, AK Parti İzmir milletvekili Rıfat Sait ile tanışıyorum:
'Balkan Günlüğü adıyla gazete çıkarıyorum. Sarı basın kartı sahibiyim.'
Basın mensuplarının tabi olduğu yasa ile çalıştım, iki yıl önce de emekliliğime hak kazandım, bu yıl meslekte 25'inci yılım. Ve hayatımda hiç basın kartım olmadı.
Basın kartına karşı değilim ama basın kartı sahibi olmak da gazeteciliği göstermez. (Bakınız: Bizim gazetenin Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürü'nün makam şoförünün sürekli basın kartı aldığına dair manşeti.)
Tecrübeyle sabit, basın kartı sahibi olduğunu vurgulayanların çoğunlukla 'uluslararası normlarda gazetecilik yapmadığını' gördüm bugüne kadar.
Neyse, yine de sayın vekil ile sohbete devam ediyorum:
'İzmir'de gece yarısı teftişe giderim. Devlet hastanesine giderim, hastalara halini, hatırını sorarım' diye başladı anlatmaya.
Vekili çalışkanlığından dolayı takdir edecektim ki şu cümlelerle devam etti:
'Gece 3'te hastanedeyim. Bir polis çıktı karşıma, kimliğini göster dedi. Vekilim diyorum. Kimlik istedi. Milletvekilliği kimliğim yok yanımda, nüfus cüzdanımı gösterdim. GBT'ye bakacağım dedi. Hadi bakalım dedim. Sen mi daha hızlı polis olduğunu kanıtlayacaksın, ben mi milletvekili olduğumu. İzmir Emniyet Müdürü'nü aradım. Emniyet Müdürü sinirlendi tabii, şimdi o polis hakkında tahkikat yürütülüyor.'
O anki ruh halimi anlatmayayım, yine de kendimi dizginleyip, 'O polis memuru görevini yapmış. Gecenin üçünde hastanede dolaşan birini şüpheli görmüş' dedim.
'Yok, canım dedi, işgüzarlık yaptı. Ben herhangi biri değilim ki, milletvekiliyim. Tanımak zorunda   beni.'
'Siz vekilsiniz, milletin hepsini tanıyor musunuz ki millet, vekillerinin hepsini tanısın? Zavallı belki de sürgün edildi' dedim.
Tepkilerim üzerine 'Yok zaten o polis memuru daha sonra geldi, başka bir konuda yardım istedi' deyince, sözün bittiği yere geldim.

Başbakan Erdoğan'a bir tepsi börek geldi
Kosova Kamu Yönetimi Bakanı ve Kosova Demokratik Türk Partisi Başkanı Mahir Yağcılar kıdemli bir siyasetçi. 'Türk toplumunun haklarını sağlamak, Türkiye-Kosova ilişkilerini daha da kuvvetlendirmek için çalışıyoruz' diyor.
1.7 milyon nüfuslu Kosova'da 30 bin kadar soydaşımız var. Soydaşlarımızı temsil eden en güçlü parti, Kosova Demokratik Türk Partisi. Ne ilginçtir, bu partide de koltuk kavgası yaşanıyor. Mahir beyi devirmeye çalışanlar çıkıyor.
Mahir Yağcılar kendisinden emin, Başbakan Erdoğan ile yakın diyaloğu da elini kuvvetlendiriyor. Soydaşlarımız tam anlamıyla Erdoğan hayranı.
Başbakan Erdoğan da bu ilgiyi karşılıksız bırakmıyor. Kosova'daki seçimlerden hemen önce, Kasım 2010'da Başbakan Erdoğan'ın, soydaşların yoğun olduğu Prizren'de miting yapmasının nedeninin de Mahir beye destek olduğu söylenir.
Mahir bey de şu vurguyu yapıyor:
'10 yıl önce Kosova-Türkiye ilişkileri bu kadar sıcak değildi. 10 yıl önce köprü vardı ama şimdiki gibi geniş değildi.'
Priştine'den sonra Prizren'e gittiğimizde Mahir bey, Bakan Fatma Şahin ve bizleri muhteşem bir sofrada ağırladı. Daha doğrusu üç şey yedik: Börek, salata ve köfte.
Diyebilirim ki, benim bugüne kadar memlekette yediğim köfte, köfte değilmiş, börek, börek değilmiş.
Üç milletvekili hanım, Türkiye'ye de börek götürmek isteyince, Mahir bey, 'Bir tepsi de Başbakan için yaptırsak, götürür müsünüz?' diye sordu.
Bakan Fatma Şahin, görevi üstlendi.

<p>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 'Şayet Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın müs

'Bahçeli'nin Şuşa'da yaptırmak istediği okul kardeşliğin sembolü olacak'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Hayranı gibi yaklaştı önce imzasını aldı, sonra canını!

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları