• $7,4234
  • €9,0356
  • 439.755
  • 1528.21
09 Aralık 2011 Cuma

Bir kilometrede bir çağ değişir mi?

Hopalı teyze, o güzel lehçesiyle '60 yaşındaki de oradaydı, 70 yaşındaki de oradaydı' diyor, televizyon ekranında.
Başbakan Erdoğan, HES'leri protesto edenler için 'Eşkıya' demişti ya, emekli öğretmen Metin Lokumcu'nun vefatı için de 'Bir tanesi ölmüş.'
Hopa tutukluları terör örgüt üyesi, suç delili de şemsiyeleri, kitapları. Destekçileri de örgüt üyesi, saçlarını kestirdikleri için.
Bugün Hopa davası var, poşu davası var. (poşu taktığı iddia edilen teröristin davası.)
Dün Murat Yetkin, Radikal'deki köşesinde Kopenhag'dan haber veriyordu: Bakan Egemen Bağış, AB Liderler Zirvesi'nin sonuç bildirgesinde, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü ve uzun tutukluluk süresine ilişkin Türkiye'ye yönelik eleştirilerin dozunu düşürmek için çaba harcıyormuş.
AB kendi derdine düşmüş, bugünkü zirvede elbette Türkiye geniş yer bulmayacak. Aksi olsa biraz da ölüm döşeğindeki adamın bir gayret kalkıp, yanındakine tokat atmasına benzer.
Hadi Türkiye'den hiç söz etmediler ya da satır arasında 'yumuşak' eleştirdiler diyelim bu özgürlüklerimizin tastamam yerinde olduğunu mu gösterir?
Gürcistan'ın Acara bölgesinin başkenti Batum'daydım, izlenimlerimi sizlere aktardım önceki iki yazıda.
Uzun uzun zamandır, keyifle nefes aldığımı hissettim Batum'da. Niye mi? 'Gürcü masasının olmazsa olmazı sevgidir' diyorlardı. Bir de şunu 'Biz devrim yaptık ama en önemlisi zihniyet devrimi. Sokaklarda sevgi olacak, hoşgörü olacak, empati olacak dedik.'
THY uçağı hava muhalefeti nedeniyle iptal olunca elimizde bavul Sarpi Kapısı'ndan çıkıp, Sarp Kapısı'ndan giriyoruz.
Sarp'ın ardı Hopa.
Sarpi'nin arkasında yeniçağ başlıyor, Sarp'ın arkasında da ortaçağ. Demokratik hakların kullanılmasının şiddetle engellediği ortaçağ.

Nükleere geçiyoruz, geçtik
Sokakta eylem yapınca eşkıya, terörist oluyorsunuz malum. Onların sesi dinlenmiyor zaten. Nükleer politikasına yönelik eleştiri bu sefer ciddi bir kurumdan geldi. Eski diplomat Sinan Ülgen'in başkanı olduğu EDAM adına, dört akademisyenin hazırladığı 'nükleer enerji' raporunda deniliyor ki,
'Kamu otoritesinin nükleer enerjiye geçişte güvenlik ve güvenlik kriterlerinin sağlanması için atılan adımlar hakkında kamuoyunu daha kapsamlı ve düzenli şekilde bilgilendirilmesi de nükleer enerji konusu çevresinde oluşan polemiğin azaltılmasına yarar sağlayacaktır.'
Çok mu uzun cümle?
Anlamı şu:
'Muasır medeniyetler, kamuoyunda nükleer enerjiye neden geçmek istediğini, riskleri, nasıl tedbir alacağını' tartışır.
Biz ise 'Evdeki tüp de tehlikeli, kullanmayın' diyerek, kamuoyundaki kamplaşmayı artırıyoruz. Bir kesim 'Karşıyım' diyor, diğeri 'Destekliyorum.'
Bunun sorumlusu da 'nükleer geçiriyoruz, geçtik' politikası.

Nükleeri kim denetleyecek?
EKONOMİ ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi'nin (EDAM), 'Nükleer enerjiye geçişte Türkiye modeli' başlıklı raporunda 'denetleyici kurum açığı' bölümü dikkatimi çekti:
'Türkiye'de nükleer enerji gibi karmaşık ve yüksek riskler içeren bir teknolojinin güvenli bir şekilde hayata geçirilmesinin garantisi, bu süreci denetleyecek yetkin, bağımsız ve yeterli insan kaynağıyla donatılmış bir kurumsal kapasitenin oluşturulmasından geçmektedir. Akkuyu için seçilmiş bulunan yatırım modeli, sabit fiyatla elektrik alımını öngördüğünden, yatırımcıyı kar marjını artırmak adına maliyetleri kısmaya özendirmektedir. Maliyetlerin azaltılması dürtüsü güvenlik ve emniyet standartlarından feragat edilmesi riskini artırmaktadır.'
Ve maalesef ki Türkiye'de henüz nükleer alanda faaliyet gösteren bağımsız bir denetleyici kurum bulunmuyor.

<p>Samsun'da arazide ağzı tel ile bağlı başıboş eşek kurtarıldı. Eşeğin ağzındaki teli kırarak çıkar

Ağzına demir teli bağlayıp ölüme terk ettiler... Zavallı eşeği, baba ve kızı kurtardı

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Gaziantep'te tır kazası! Yol trafiğe kapandı

Doğada yaptığı yemeklerle kentleri tanıtıyor