• $7,5143
  • €9,0772
  • 443.616
  • 1522.01
28 Ekim 2011 Cuma

Armani ne kadar İtalyan ise biz de o kadar Türk'üz

Şu yoğun ve sıkıntılı gündemli dönemimizde birlikte bir nebze nefes alabilmek için buluştuk, Silk&Cashmere'in yaratıcısı Ayşen Zamanpur ile. İş konuşmaktan da geri kalmadık.
Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, global krizle birlikte Avrupa'da şirket satın alabilme olanağının arttığını dile getiriyordu, geçenlerde. Ankara'nın da birtakım masrafları üstleneceğini söylüyordu.
Amaç, dünya çapında Türk markalarını çıkarmak.
Ayşen Zamanpur acı acı güldü:
'Bugüne kadar ne kadar teşvik aldım, biliyor musun?'
Yanıtladı: '0'
Niye mi?
'Çin'de üretim yapıyorum ya.'
Sonra durdu: 'Teşvik ile adımın aynı yerde geçmesinden de hazzetmiyorum. Birileri kalkıp, teşvik peşinde olduğumuzu düşünür. Oysa ben sadece zihniyeti anlatmaya çalışıyorum.'
Sözlerine devam etti: 'Yıllardır anlatmaktan ben bıktım. Kaşmir sadece Çin'in bir bölgesinde yetişiyor.'
'Türkiye'ye getirilip, denendi mi?'
'Dünyanın dört bir tarafına götürüldü olmuyor. Başka yerlerde de denendi, keçi normal yün veriyor, yünü de kuru kuru oluyor. O bölgenin havasından, suyundan, neminden, bu yün elde ediliyor. Sonra diyorlar ki Türkiye'de niye üretmiyorsun? Yok çünkü.'
Devam ediyor: 'Bugüne kadar verilmemiş ödül yok, girişimcilik ödülü, marka ödülü. Türkiye'de üretim yapmadığım için Türk markası sayılmıyorum.'
Ve şunu söylüyor: 'Armani İtalyan markası mı? Evet. İtalya'da ne kadar üretimi var? Armani ne kadar İtalyan ise ben de o kadar Türk markasıyım. Marka olmak sadece üretmek değildir ki.'
Geçenlerde 150'nci satış noktasını Kapalıçarşı'da açtı Ayşen Zamanpur. Avrupa'da da Paris'te, Zürih'te, Barselona'da mağazaları var. Hala Türkiye'de Silk&Cashmere'in yabancı marka olduğunu zannedenler var.
'Daha bugün, demir çelik işiyle uğraşan Avrupalı bir işadamına markanın yaratıcısının ben olduğumu yemin billah anlatmaya çalıştım.
O da zannediyormuş ki Avrupalı bir markanın bayisiyim ben.'

Deprem için harcanmayan deprem vergisi
İstanbul'un 7 şiddetindeki depremde göreceği zararın maddi karşılığı 100 milyar dolar olacakmış. (Kaybedeceğimiz canların bedeli yok tabii ki.)  Depreme hazırlıklı yakalanmanın bedeli ise 25 milyar dolar.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Kadir Topbaş diyor ki, 'Binaları güçlendirelim diyoruz, vatandaş daha fazla daire istiyor. İnsanlar tamahkar.'
Ne desin, 'Rant peşinde, aç gözlü' diyemez elbette. 'Canlarının değil daha çok mal edinmenin peşindeler' de diyemez.
Haklı mı haklı ama biz de haklıyız.
CHP milletvekili Atilla Kart soru önergesi verdi: '26.11.1999 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 4481 sayılı Kanun ile cep telefonundan, bankacılık işlemleri ve vergi beyannamelerine, Spor Toto kuponlarından Milli piyango biletlerine, uçak biletlerinden gümrük ve pasaport işlemlerine kadar birçok alanda özel işlem ve özel iletişim adıyla ve kamuoyunda Deprem Vergisi olarak bilinen vergiler toplanmaya başlanmıştır. Vergilerin geçici olduğu ifade edilmesine rağmen, bu vergilerin bir bölümünün kalıcı ve sürekli hale getirildiği bilinmektedir.'
Ve Başbakan Erdoğan'a soruyor?
'1999'dan beri ne kadar 'Deprem Vergisi' toplandı? Nereye harcandı?'
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de yanıtladı: 'Toplanan vergiler sağlık, eğitim, duble yollar gibi 74 milyonun ihtiyacını karşılamak için kullanıldı.'
'İleri demokraside' yaşayan biz vatandaşlar normal koşullarda ödediğimiz verginin hesabını sormamız gerekiyor da... Malum ülkemiz ileri demokrasiye geçti fakat biz vatandaşlar henüz adapte olamadık.

<p>Türk savunma sanayisi şirketi HAVELSAN kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer risklerin tespi

İHA'lara 'milli' dokunuş: Kimyasal riskleri de tespit edecek

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Haftanın yalanları

Kısıtlamaların sona ermesiyle İstanbul'da hareketlilik başladı