• $7,2604
  • €8,7596
  • 405.722
  • 1527.45
07 Aralık 2014 Pazar

AKFEN'İN VELİAHTLARINDAN BABALARINA TATLI SiTEM: Eski kuşak takdir etmesini bilmiyor

Hamdi Akın’ın oğlu Selim Akın ve kızı Pelin Akın “Babam ve jenerasyonu ‘Bir iş var. Bu yapılacak, söylüyorum, yapıyorsun, neyine takdir bekliyorsun' fikir yapısındalar. Gerçi epey ilerletti kendini, hakkını yememek lazım. Teşekkür mailleri bile atıyor” diyorlar.

Sanayi devrimine geç adapte olduğumuzdan, zengin tarihi geçmişe sahip şirket sayısı Türkiye’de çok fazla değil. İkinci, üçüncü kuşakta tökezleyen şirketler de cabası. Hamdi Akın’ın kurduğu, bugüne kadar dev adımlarla büyüyen havalimanı, liman, enerji, su dağıtımı, gayrimenkul, turizmde faaliyet gösteren Akfen Holding’te ikinci kuşak 8 yıldır iş başında. Hamdi Akın’ın oğlu Selim Akın Akfen Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili, kızı Pelin Akın da Yönetim Kurulu Üyesi. Hamdi Akın ile 1995’de tanışmıştım. O zamanlar henüz Türkiye Genç İşadamları Derneği’nin başkanı olmaya hazırlanıyordu. Oğlu ve kızıyla sohbete gitmeden önce telefonda konuşurken, “Oğlun ve kızına sormak istediğin soru var mı?” dedim, 'Babalarından şikayetleri var mı?' diye sormamı istedi.

O BİZİM PATRONUMUZ

Pelin Akın: (Gülerek) Bunu gerçekten anons etmek istiyor muymuşuz? Çok hazırlıksız yakalandık. Babamızdan şikayetçi olmamız söz konusu değil çünkü o bizim patronumuz. Bir aile şirketi olarak, abimle ikimizin şirkette başarılı çalışmasının en önemli kriteri bizim profesyonel davranmamız. Dolayısıyla şirketteyken baba gözüyle değil, patron gözüyle bakıyorum. Her patrondan şikayetçi olunur tabii ki, bu çalışma hayatının önemli bir şartı gibi bir şey! Şikayet olmazsa, demektir ki biz çalışmıyoruz.
SELİM Akın: Bir profesyonel, patronundan ne kadar şikayetçiyse biz de o kadar şikayetçiyiz.
P. A.: İnsan kaynakları stratejisinde de vardır, bir form oluşturmak için elinizde bir fikir olmalı, birbirinizle tartışacaksın ki yeni bir form oluşturulsun. Her ilişkinin dinamiği gibi bu babamızla bizim ilişkimizde de geçerli tabii ki.

Sıkıştığımızda ona soruyoruz

S. A.: Bizim ilişkimiz patronluk, profesyonellikten de öte bir mentorluk ilişkisi. Pelin de ben de onun 40 yıllık emeğine, deneyimine saygı duyduğumuz için, her işimizi ona danışarak yapıyoruz. Her sıkıştığımızda gidip soruyoruz.
P. A.: Allah’tan genç bir babamız var. Yönetici olarak herkesin fikrini alması da çok önemli. Belki en sonunda yine kendisi karar verir.
S. A.: Evet dinleyen bir patron. Bir işin nasıl olmayacağına değil, nasıl olacağına kafa yorun der her zaman. İlk başta muhalefet etsek bile işe inanarak toplantımız sona erer.
P. A.: Olumsuz bulduğum özelliği, zaten babam da hep söyler, bu aslında sırf babama ait değil, bir önceki jenerasyonun özelliği galiba takdir etmeyi bilmiyorlar. Bir iş yapılacak, söylüyorum, yapıyorsun, neyine takdir bekliyorsun ki fikir yapısındalar. Bizim performans sistemi tabii onların zamanında yoktu, o yüzden takdir etme kültürü pek yok. Gerçi epey ilerletti kendini, hakkını yememek lazım. Özellikle son iki senedir değil mi abi? Teşekkür mailleri bile atıyor.
S. A.: İyi bilirim. Yavaş yavaş toparladı kendini. Bir de patron olmanın verdiği bir özelliği de sorgulaması. Hiçbir zaman hiçbir fikri, işi hemen kabul etmez, önce rezistans gösterir. İnanırsa da çok destek çıkar.

Önemli olan markanın devamı, şirketin yaşaması

Türkiye’de en önemli sorunlardan biri aile şirketlerinin kurumsallaşamaması. Eski kuşak ile gençler arasında ne gibi çelişkiler yaşanıyor ve kurumsallaşma nasıl sağlanır?
S. A.: Biz ihtiyaçlarımızı iyi analiz etmeye çalışıyoruz. Kurumsallaşmalı mıyız, ya da ne kadar kurumsallaşmalıyız? Geçenlerde yine tartıştık. Belli bir büyüklüğe geldiğin zaman kurumsallaşma oluyor.
P. A.: Babam bu konuda çok açık fikirli, kendisi de araştırıyor. Sık sık bu tip konferanslara katılıyoruz ve bize de sorulan sorulardan biri bu. Savunduğumuz şu, bazı şirketler vardır, aile şirketi olarak daha iyi operasyon gösterir. Bazı şirketler vardır ki, farklı ortaklar işin içine girmiştir, farklı hissedarlar vardır. Dolayısıyla paydaşlar da büyümüştür ve yönetimi çok daha farklı bir strateji gerektirir ve onlarda kurumsallaşma şart olur. Biz aile şirketi olarak çok daha verimli ilerliyoruz. Zaten alttaki şirketler kurumsallaştığı için, çatıdaki holdingde bizler oturduğumuz için buna ihtiyaç yok. Bunu yaparsak belki de hızlı karar verme yeteneğimiz kaybolacak.
S. A.: Önemli olan markanın devamı, şirketin yaşaması. Şirketin yaşaması için Akın ailesi olarak şirketin sahibi olmamız gerekmiyorsa, biz Pelin ile ikimiz bu şirketi daha ileri götüreceğimize inanmıyorsak, bu şirketten çıkarız. O zaman biz satarız, Akfen yaşamaya devam eder. Bu bilinçle de biz Akfen’i kendi malımız olarak değil de, şirketin yaşaması için hissedarlarımızla daha iyi nasıl iletişim içinde oluruz, nasıl daha ileri gidebiliriz çabasında olduk.

Ben para kazandıran, Pelin ise kazandırmayan işler yapıyor

Şu ana kadar edindiğim Selim Akın biraz ağır abi, daha mesafeli, Pelin Akın ise bıcır bıcır konuşmayı seven biri.
Holdingde ne iş yapıyorsunuz?

S.A.: Kişiliklerimiz de farklı. Geçen gün sordular bana ne iş yapıyorsun diye. İnşaat ve enerji dedim, cümlem bitti. Pelin 10 dakika anlattı. İnşaatta şu an İncek Loft’umuz var, fiilen yürüttüğüm. Daha önce Levent Loft’u yaptık ama ilk defa bu kadar büyük konut projesi yürütüyoruz. Biraz da benim ittirmemle oldu, arsamızı nasıl değerlendirelim derken eski deneyimlerimizi buna aktaralım dedik. Başından beri benim başında olduğum bir iş. Aynı şekilde enerjide de, yenilenebilir enerjide etkin olmaya çalışıyorum. Rüzgar, hidroelektrik ve güneş enerjisi konularına ilgileniyorum. Benimki bu.
P.A.: Hazır mısınız sayfalar boyu anlatmama? Şirketin sürdürülebilirliği ve kurumsal yönetişim dediğimiz, bizim jenerasyonun daha çok önem verdiği konularda çalışıyorum. Paydaşlarımız halka açık olduğu için yatırımcılarımız var, yatırımcı ilişkileri, sonra hissedar ilişkileri, çalışanlarımız ve insan kaynakları, sonra PR ve kurumsal sosyal sorumluluk projeleri. Tüm bu birimlerin aynı mesajı vermesi, bizim düşüncelerimizi herkesin hissetmesini sağlamaya çalışıyorum.
S. A.: Ben para kazandıran işler, Pelin kazandırmayan işler yapıyor.
P.A.: Ebitda (faiz amortisman ve vergi öncesi kar) yaratmayan ama şirketin geleceğini yaratan işler benimkiler. Şaka bir yana abimle çok güzel bir harmoni içindeyiz.
Selim Akın: İkimiz bir Hamdi Akın ediyoruz yani.

12'şer hissemiz var

Kimi şirketler var ki parayı havuzda toplayıp belli bir yıl sonra hisse karşılığı veriyor. Sizler Akfen’de kâr payı mı alıyorsunuz, ortak mısınız, maaş mı alıyorsunuz?
S. A.: Hakla açık tarafta yani Akfen Holding’den maaş almıyoruz, ikimiz de çok cüzi huzur hakkı alıyoruz, hem de çok cüzi.
p. A.: Akfen temettü dağıttığında biz de ondan payımızı alıyoruz tabii ki. Akfen 2012’den beri dağıtıyor temettü.
S. A.: Ortaklığımız küçük olduğundan kâr payı alamıyoruz. 12’şer adet hissemiz var toplam.
P. A.: Boşuna çalışanız demiyoruz.

Kızını veriyorsun da şirketi niye satmayasın?

Hamdi Akın şirket satmada muhafazakar davranmayan bir işadamı. Siz nasıl bakıyorsunuz?
S. A.: 8’inci senem bitiyor Akfen’de. Bu düşünce bana da doğal geliyor, aksini düşünemiyorum. Tabii ki başlarda garibime gidiyordu, mal satıyoruz, niye satıyoruz diye. Babamın söylediği bir sözü vardır, kızınız evleniyor, gidiyor, şirketinizi niye saklıyorsunuz?
P. A.: Kızınızı bile satabilirken şirketi mi satmayacaksınız? der. Amacımız bir değer yaratmak, bu şirketler bizimle ölecekse, topluma hizmet etmeyecekse niye çalışıyoruz ki o zaman.

'Baba ne demek istiyorsun'

Hamdi Akın’ın sözünü ‘Şirketler kız evlat gibidir, zamanı gelince gider’ diye biliyorum siz ‘Kızınızı bile satabilirken, şirketinizi mi satmayacaksınız’ diye alıntı yaptınız. Kız evlat için satma kelimesini kullanmasına tepki göstermediniz mi?
S. A.: Yumuşadı o söz.
P. A.: İlk seferinde ağzından satma diye çıktı. Ben de İspanya’daydım hatta gazetede okudum ve arayıp baba ne demek istiyorsun dedim. Ardından o kavram şekillendi şimdi ‘şirketler kız evlat gibidir, zamanı gelince gider’e dönüştü.

Bir sıçrama daha şart

S. A.: 2015’te sonuçta seçim var. Seçim bitene kadar piyasaların durgunluğun yaşanmasını bekliyorum. Ancak seçimden sonra rahatlanır ve büyüme odaklı bir Türkiye ile karşılaşırız. Dışarısı karışık olsa da önemli gelişmeler var, petrolün fiyatının düşmesi, cari açığın azalması gibi. Büyüme için çok verimli bir ortam olacak. Seçimden sonra hızlı bir büyüme hatta bu yıldan daha hızlı bir büyüme bekliyorum. Daha istikrarlı olacak. Bir tek FED’in kararları etkili olacaktır. Faizleri yükselte bile ona göre ekonomik pazar olacaktır ve Türkiye adapte olacaktır. 2015’de mi olur, 2016’da mı, 17’de mi bilemem ama Türkiye’nin bir kez daha yüzde 9’luk sıçramaya ihtiyacı var.

Selim Akın: Enerji Pelin Akın: Danışmanlık

Başka bir şirkette çalışmak isteseydiniz, sermayeniz olsa ne iş yapmak isterdiniz?
S. A.: Ben daha çok inşaat ve enerji sektöründe deneyim edindim. Herhalde enerji sektörüne yönelirdim. Hem popüler sektör, hem de zevk aldığım bir sektör.
P. A.: Şu anda yaptığım işler de ona benziyor her halde McKinsey gibi danışmanlık olabilir ya da sosyal sorumluluk ile ilgili bir şey olabilir, dünyayı kurtaracak bir şeyler, Birleşmiş Milletler tarzı.

<p><span>Sivas'ta yaşayan ev hanımı Nilgün Bozalioğlu, yaptığı bez bebeklerle hem gelir elde ediyor

Torununa yaptığı bez bebek 50 yaşından sonra iş sahibi yaptı

Niğde'de kaçak kazı yapan 4 kişi suçüstü yakalandı

Akkuyu Santrali'nde ikinci ünitenin konsol kirişinin kurulumu tamamlandı

Adıyaman'da ''Gastropod'' nesline ait hayvan fosili bulundu