• $8,1331
  • €9,7089
  • 455.765
  • 1378.37
25 Şubat 2014 Salı

Kim kimi gözetliyor?

Bugünlerde hemen herkes “gözetlenmek”ten şikayet ediyor. “Büyük birader”in bizi izlediği varsayımıyla yaşıyoruz hayatlarımızı. Ama hayatımızı devam ettiriyor, hiç de öyle V for Vandetta tadında meydan okumalara da girişmiyoruz. Güvenlik kameralarından, konum belirleme teknolojilerinden dert yanıyoruz ama sağladıkları konforu da seviyoruz.
Çağdaş toplumları nitelerken tüketim toplumu, enformasyon toplumu, disiplin toplumu, denetim toplumu, gösteri toplumu, gözetim toplumu vb. kavramsallaştırmaların kullanıldığı hepimizin malumu. Ulus-devlet sınırlarını aşan, dijital iletişim teknolojilerinden etkilenen ve de yeni üretim ve tüketim kalıplarına dayanan bir toplumdan bahsediyoruz.
Kısacası, AK Parti öncesinde var olan, Türkiye'yle sınırlı olmayan ve küreselleşme adını verdiğimiz sürecin ana damarını oluşturan bir toplumsal gerçeklik karşımızdaki.
Ne var ki, bu toplumsal akışı, politik var oluşunu AK Parti karşıtlığına indirgemiş aktörlere anlatmak mümkün değil. Onlara sorsanız, bireysel karar ve tercih alanlarını kısıtlayan, topluma standart gündelik yaşam kalıpları dayatan küresel akışların müsebbibi AK Parti.
İnsanların rızayla dahil olduğu “gözetleme/gösteri toplumu”nun hesabını AK Parti'ye kesmeye çalışan bir düşünsel sığlık bu.
AK Parti'yi uluslararası kapitalizmin ve onların temsilcilerinin ana aktörü olduğu sürecin gerçek sahibi gibi göstermeye çalışan bir komplocu zihniyet karşımızdaki.
Amaç oldukça net: AK Parti'yi özgürlükler karşıtı bir noktada göstererek itibarsızlaştırmak, ulusal ve uluslararası alanda meşruiyet devşirmek.
Son birkaç haftadır İnternet kanunundaki yeni yasal düzenlemelerle ilgili yapılan itirazlar bunun en açık göstergesi. Karşımızdaki bir yasal iyileştirme adımı.
Fakat bu düzenlemeye muhalefet edenler, atılan adımları konu edinmek yerine “özgürlükler kısıtlanıyor” sloganına sığındılar. Eğer yasa metni esas alınıp, yapılan düzenlemeler tek tek tartışılabilseydi o takdirde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün yaptığı gibi metnin iyileştirilmesine katkı verilebilirdi. Bu yapılmadığı gibi sayın Gül'ün sürece sunduğu pozitif katkı da ötekileştirildi.
Bu yasal düzenleme siyasi iradenin ciddi güvenlik tehditlerine maruz kaldığı olağanüstü bir dönemde yapılmış olmasına rağmen, reform özelliği önde olan, “özel hayatın gizliliği ilkesi” gibi temel bir düstura dayanarak biçimlenmiş bir düzenleme.
Mesela bir köşe yazarı bu düzenlemeyle “yolsuzluk iddiasıyla yürütülen bir soruşturmada hükümet üyesi olan babasıyla konuşan bir oğulun mahkeme kararıyla dinlenen telefon görüşmesine ilişkin haberlerin, yargı kararı olmadan, hükümetin atadığı bürokratlarca yayından kaldırılmasının yolu açılıyor” diye yazabildi.
Bir gazeteci ulaştığı bir enformasyonu habere tercüme ederken özel hayatın gizliliği prensibini ihlal etmeden bunu yapamaz mı? Bu, o kadar mı zor?
Bugün İnternet düzenlemesi yeniden Meclis'in gündemine geliyor.
CHP, Doğan ve Gülen Muhalefeti “özgürlüklerimiz kısıtlanıyor” diyerek bu yasal düzenlemeye karşı çıkıyor.
Tam da binlerce kişilik telefon dinlemeleri listeleri gazetelerde çarşaf çarşaf yayımlanırken.
Türkiye, eğer küresel gözetleme toplumuna bir katkı yapmışsa, bu katkı İnternet yasası vs. ile değil, bizatihi 2011'den bu yana yapılan illegal dinlemelerle söz konusu olmuştur.

<p>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Esen Koronavirüs'ün kalp rahatsızlığı olanlar üzerindeki etkis

Koronavirüs Kalp Krizine Yol Açar Mı?

Güvenliğin dikkati, hayatını kurtardı

Polisin ikna çalışması sonucu teslim olan terörist ailesiyle buluşturuldu

Osmanlı döneminde padişahların iftar sofralarını süsleyen yemekler