• $8,1899
  • €9,7485
  • 457.137
  • 1393.24
18 Şubat 2014 Salı

Merhaba

Bu, AKŞAM’daki ve bu köşedeki ilk yazım. Adettendir, ilk yazı selamlama ve gerekçelendirme yazısıdır. Selamımı veriyorum. Kabul buyurun lütfen.
Gelelim niçin yazıyorum sorusunun cevabına.
Bir zamanlar yaptığım bir televizyon programına yıllardır köşe yazarlığı yapan bir akademisyeni konuk etmiştim. Haftada bir televizyonda program yapan bir akademisyen olmama rağmen, konuğuma şu soruyu sormayı hak bilmiştim kendime: “Bir akademisyen neden köşe yazarı olur ki?”
“Büyük lokma ye ama, büyük laf konuşma” demiş eskiler. Madem büyük konuştum, o zaman buna bir kılıf bulmama müsaade edin.
Siyasal olay, figür ve fikirlere ilişkin sosyalleşmemin tarihi sanıyorum 1980’lerin ortalarına dek geri gider. Muhafazakar bir ailenin içerisinde, ana akım medyanın temsilcisi gazetelerle hemhal olarak başladı bu sosyalleşme.
Türk modernleşmesinin başardığı unsurlardan biridir; “matbu olan”ın “şifahi olan”a üstünlüğü konusunda bir toplumsal bilinç yaratmıştır. Ben de bu bilinçle, hakikate, hakka, doğruya değdiğini düşünerek okuyordum gazeteleri. (Belki de bakıyordum demek daha doğru).
Ta ki ortaokulda bir hocamın, Mehmet Altundere’nin, adına öyle demese de, yaptığı medya eleştirilerine muhatap oluncaya dek. Altundere, somut örnekler üzerinden medyanın siyaset üzerindeki manipülasyonlardan bahsediyor, verdiği örnekleri de bizim eve giren gazetelerden seçiyordu.
Bunun bendeki ilk yansıması, bu gazetelerin eve girmemesi konusunda hır çıkarmak oldu. Fakat sanıyorum söz konusu durumun hayatımdaki etkisi bununla sınırlı kalmadı. Bu medya okumaları siyasete ilişkin ilk sorularımın oluşmasına vesile oldu. Belki de bu nedenle, siyaset ve medya üzerine hep birlikte düşünüp, yazdım.
***
Bu köşede, elbette gündem hakkında yazacağım. Ama bana öyle geliyor ki daha çok siyaset ve medya üzerinde duracağım. Siyasal hayat, medya dünyası, kültürel kimlikler ve iktidar mücadeleleri üzerine sorular sormaya, değerlendirmeler yapmaya çalışacağım.
Medya ve iletişimin siyasallaşması, siyasetin medyatikleşmesi ile birlikte işleyen bir süreç. Siyasetin elektronik görüntü ve ses kayıtlarıyla manipüle edildiği, alanının daraltıldığı bir dönemde, tahriri bir vazife olarak kabul ediyorum.
Şunu da belirtmek isterim ki, kimsenin “küfretme” yahut “küçümseme” ihtiyacını karşılamak üzere yazmıyorum. Topluma, kültüre, bilime, siyasete hazır cevaplar sunmak da değil derdim. Önerilerde bulunmak, soru sormak, analiz yapmak.
Hepsi bu.
Türkiye siyaset ve medya tarihleri söz konusu olduğunda köşe yazarlarının pek de parlak bir sicilleri yok. Büyük çoğunluğu hassas dönem ve konularda haklının değil, güçlü gördüklerinin yanında yer aldılar. Türkiye’nin tabularını sürekli yeniden üreten entelektüel sermayenin ana damarını köşe yazarları oluşturdu.
Elbette dürüst ve namuslu kalemler bu durumun istisnası olabilmeyi başardı.
Türkiye, önemli bir değişim süreci yaşıyor. Sancılı bir süreç bu. Bu süreçte birçok tabu tartışılıyor. Yeni bir sistem kuruluyor. Tam anlamıyla bir inşa döneminin içindeyiz. Bu sürece dürüst ve namuslu analiz ve eleştirilerle katkı verebilirsek ne mutlu.
Ne diyelim, Allah utandırmasın.

<p>Koronavirüs salgınının uzun süredir kontrolden çıkmış olduğu ABD'de son durum ne? Aşılama süreci

ABD'de koronavirüs salgınında son durum

Beşiktaş, Erzurum'a ayak bastı

Zonguldak'ta dereden akan çamurlu su denizin rengini değiştirdi

Nisan ayında yağan kar Domaniç Dağları'nı beyaza bürüdü