• $ 5,7245
  • € 6,3381
  • 272.777
  • 102761
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Resepsiyonun görülmeyenleri

Smokinimizi giyer, rugan pabuçları ayağımıza çeker, elitlerin arasında sıraya girerdik. El sıkışma seremonisinin ardından Genelkurmay Başkanı’nın çevresini sarıp, ağzından çıkacakları dikkatle takip ederdik. Genellikle bir mesaj alırdık. Onların hepsi de siyasilere “uyarı” niteliğinde olurdu. Bunları haber yapar, daha sonra günlerce tartışırdık.

Böyle geçerdi eskiden 30 Ağustos Zafer Bayramı resepsiyonları. Asker, sadece “Ben bu zaferin sahibiyim” demezdi. Mutlaka ve mutlaka bir şekilde “ülkenin sahibi olduğuna” da vurgu yapardı.

Köprünün altından çok sular aktı ve farklılaştı artık…

Önceki gün Beştepe’de verilen 30 Ağustos Zafer Bayramı davetinde, ülkenin gerçek sahipleri ön plandaydı. Mahalle bekçileri oradaydı, davetlilerin arasında itfaiyeciler vardı. Ve tabii baş konuklar şehit yakınlarıydı.

Eski alışkanlıklardan mıdır bilemem, bizler yine Genelkurmay Başkanı’nın etrafını çevirdik. Uzun uzun konuştuk. Kendisinden bilgi ve mesaj almaya çalıştık. Üstlendiği görev gereği pek bilgi vermedi, ama verdiği mesaj önemliydi:

-Biz işimizi yapıyoruz!

Hulusi Akar, ne “laiklik” vurgusu yaptı, ne de “ülkenin sahibi” olarak kendilerini öne çıkardı. Tam tersine, görevlerinin ülkenin gerçek sahibi olan milletin huzur ve güvenlik içinde yaşatmak olduğu anlamına gelecek değerlendirmelerde bulundu.

Asker, Beştepe’de herkese “Nereden nereye” dedirtecek bir görüntü sergiledi. Eskinin kuru ve kaba laiklik anlayışını bir kenara attı. Gerçek ve zarif bir laiklik anlayışını öne çıkarttı. Şehitlerin ruhuna Kur’an-ı Kerim okunurken, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın eşi, beraberinde getirdiği bir şalla başını kapattı. Yıllar boyu milletin değerleriyle kavga eden anlayışın yerini, milletin değerlerine saygı duyan bir duruş aldı.

***

Şaşaalı, abartılı bir kutlama değildi ama Baştepe’de doğal bir ihtişam da vardı…

Biz imparatorluk mirasçısı bir ülkeyiz. Ayrıca, 16 devlet kurmuşuz. Binlerce yıllık tarihi geçmişe sahibiz. Özellikle imparatorluk geçmişi olan Batılı devletler, bu tür kutlamalarda tarihlerini öne çıkarıp, (ki çoğununki birkaç yüz yıllıktır) dünyanın gözüne sokmak isterken, biz yokmuş gibi davranırdık. Geçmişimizden kaçar, adeta o ihtişamı gizleyip saklamak için bir çaba gösterirdik.

Artık tersini yapıyoruz. Biz de “İşte biz buyuz” diyerek, dünyanın gözünün içine sokuyoruz. Hun İmparatorluklarından, Göktürk Kağanlığına, Avar, Uygur ve Hazar devletlerinden Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluklarına kadar bütün tarihimizi sergiliyoruz. Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı askerleri, tarihteki o devletlerin asker kıyafetleriyle davetlilerin karşısına çıkıyor.

Saklanacak, gizlenecek, kaçacak değil, övünülecek ve öne çıkarılacak bir tarihimiz olduğunu anladık artık!

***

Nedir 30 Ağustos?..

Elbette büyük bir zaferdir. Ancak, aynı zamanda Anadolu topraklarında emperyalist devletlere vurulan ağır bir tokat ile mazlum milletlerin önüne konulan bir pusuladır. Tarih boyunca mazlumları kucaklayan bu milletin, zalimlere gösterdiği bir başka yüzüdür.

İşte, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı konuşmada da bu vurgular vardı. Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, o büyük zaferin kahramanları ve şehitlerin ruhuna Kur’an-ı Kerim okundu. Ardından 15 Temmuz hatırlatılarak, dünyaya “Bilesiniz ki, o ruh ölmedi” mesajı verildi. Bu milletin dün olduğu gibi bugün de milli onurunu ve ulusal çıkarlarını koruma güç, azim ve kararlılıkta olduğunun altı çizildi. Ruhsuz, kimliksiz ve kişiliksiz, üstelik elitist 30 Ağustos kutlamalarından bu günlere geldik işte. Taşlar artık yerine oturdu.

İlginçtir, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 30 Ağustos konuşmasını en çok alkışlayanlardan biri de eski Başbakanlardan Tansu Çiller’di. Çünkü, o da yaşadı, görüyor dünden bugüne uzanan gelişim ve değişimi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de aynı tavrı gösterdi. O da büyük zaferin gururunu paylaşanlar arasında yer aldı.

Ama Kemal Kılıçdaroğlu yoktu ortalıklarda…

Son günlerde sıkça “birlik-beraberlik” diyen, “ayrılıkları gayrılıkları bırakalım” türünden açıklamalar yapan, daha da ileri gidip önüne geleni “gerginliği körüklemekle” suçlayan Kemal Bey, şaşırtmadı. Aslında kendinden bekleneni yaptı, yine ikircikli bir tavır sergiledi. O büyük zaferi Beştepe’de milletle birlikte kutlamak istemedi.

Oysa orada olabilseydi, “askerleriyiz” dediği Atatürk’ün makamında O’nu ve silah arkadaşlarını anabilecek, manevi şahsiyetleri karşısında saygıyla eğilip, söylemlerini eyleme çevirebilecekti.

Yapmadı ama bir eksiklik değil tabii. Kılıçdaroğlu olmasa da millet Beştepe’de buluşup, hem atalarına sahip çıktı, hem de içe de dışa da gerekli mesajları verdi. Herkese huzur içinde hayırlı bir bayram dilerim. AX

<p>Bartın´ın Ulus ilçesinde yaşayan iki üniversite mezunu 41 yaşındaki Tunç Demirkaya, 1996´da lise

Hayalindeki Yaşamı Köyünde Buldu

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Trump'tan 'saldırıya hazırız' mesajı

Yer: Gaziantep... Havadan böyle görüntülendi