• $9,495
  • €11,062
  • 548.591
  • 1519.25
6 Ocak 2014 Pazartesi

Pensilvanya mektubunun şifreleri

İyi ki yazıldı, iyi ki altına ıslak imza atıldı. Allah’tan basında tartışma konusu yapıldı. Bu mektup, “yok öyle değildi, böyleydi” yorumlarına rağmen, Cemaat’in nerede durduğunu açıkça gösterdi!
O derviş ruhu uçup gitti. Yıllardır verilmeye çalışılan görüntü kayboldu. Yerine ısrarcı, kibirli ve mücadeleci bir anlayışın geldiği teyit edilmiş oldu.
Başbakan Erdoğan, Dolmabahçe’de konuştu. Sözlerinin arasında kendisine Pensilvanya’dan gelen bir mektuptan bahsetti. Bunun bir “sulh arayışı” olabileceği anlamına gelen sözler sarf etti.
Sen misin bunu diyen! Karşı cevap hemen yetişti. Hem de “Bu ifadeleri nasıl kullanırsın” anlamına gelecek bir üslupla!
Öncelikle, “Mektup sana değil” denildi. Ayrıca, “Mektupta ne özür ne de pazarlık söz konusu” ifadesinin altı çizildi.
Hemen ardından, mektubun bir gazeteci aracılığıyla Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e gönderildiği basına sızdırıldı. Ertesi gün, Cemaat’in gazeteleri de olayı aynı üslupla sayfalarına taşıdı.
***
Mektupta kullanılan diğer ifadeler de son derece çarpıcı…
Birincisi, son günlerde Cemaat’e yönelen hiçbir iddia ve ithamın kabul edilmeyeceği vurgulandı.
İkincisi, 17 Aralık Operasyonu’nu yürüten savcılarla kolluk kuvvetlerine sahip çıkıldı. Onlar, “Vazifelerini kanunlar çerçevesinde yerine getiren memurlar” ifadesiyle savunuldu.
Üçüncüsü, o “memurlara” karşı bir “kıyım yapıldığı” iddia edildi.
Dördüncüsü, karşı atağa geçilerek, “Hizmet hareketinin önünü kesmeye matuf gayretlerin aşikâr hale geldiği” sözcükleri kullanıldı.
Beşinci ve belki de en ilginci ise, Türkiye’deki diğer cemaatler de “Yakında aynı muameleye maruz kalacaksınız” ifadesiyle tahrik edilmeye çalışıldı.
Nereden nereye…
Oysa bundan yıllar önce çok farklı bir üslupla karşı karşıyaydık. O günlerde, gerçekten hareketi yok etmeye ve önünü kesmeye kararlı olan askerlere karşı yelkenler suya indirilmişti. “Aman gerilim, kavga olmasın. Ülke zarar görmesin. Ben gerekirse bundan sonraki ömrümü bir mağarada geçiririm” söylemi vardı. Zaman içinde değişti, farklılaştı, meydan okuyan ve kafa tutan bir anlayışa büründü.
***
Sahi ne oldu, ne değişti?
Bir hareket, kendisine en çok anlayış gösteren, tabanına en fazla itibar eden bir İktidar döneminde neden harekete geçti? Niçin O’nu hedef aldı?
Belki de hiçbir şey değişmedi! Dün de aynıydı, bugün de! Dünden bu güne değişen hiçbir şey yok! Kim bilir, belki beklenen an geldi çattı!
Dün yapılan konuşmalara ilişkin kasetleri hatırlarsınız. Zaten bugün de internette dolaşıp duruyor. Sağır Sultan’ın bile haberi var. O kasetlerde izlenmesi gereken yol hakkında taktikler veriliyordu. Bazı önemli yerlerin ele geçirilmesinden söz ediliyordu. Buna karşılık, iyice güçlenilmeden ortaya çıkılmaması gerektiği sıkı sıkı tembih ediliyordu.
Demek ki, beklenen an geldi!..
Gerekli alt yapının tamamlandığını ve iyice güçlendiklerini düşünenler, bugün ortaya çıktı. Arz-ı endam ediyorlar.
***
Dün, “Biz kendimizi feda ederiz, ülkemizde kargaşa ve karışıklığa yol açmayız” deniliyordu. Bugün, ülkenin milyarlarca lira zarara uğradığı görülmesine rağmen, dikleşmeye devam ediliyor.
Gerekçesi de çok ilginç:
“Biz bu ülkeye hizmet ettik.”
Allah razı olsun. Diyecek sözümüz yok. Ancak, ülkeye hizmet etmek başka, ülkeyi yönetmeye talip olmak çok başka. Bu ülkeyi yönetmenin yolu, hizmet etmekten değil, halkın karşısına çıkarak sandıkta vize istemekten geçer. Her “hizmet ettim” diyen ülke yönetimine talip olursa işimiz var!
Ayrıca, sandık yerine başka yollar arayıp çeşitli oyunlar içine girerek etkinlik kazanmaya çalışmanın adı da “Hizmet” değil, “Paralel Devlet Yapılanması” olur! Bugün yaşananlar da budur!

<p><span style='font-size: 1.6rem;'>Beyaz Saray Sözcüsü Psaki, düzenlediği  basın toplantısında, gün

ABD'den 'müttefiklik' vurgusu

Türkiye'ye has uçak! Motoru dursa bile uçuyor

Çorum'da anne ile kızı aynı üniversitede eğitim görüyor

Kayseri'de Geç Roma-Erken Bizans dönemine ait mozaikli yapı bulundu