• $13,7194
  • €15,5684
  • 786.53
  • 1910.41
16 Mayıs 2014 Cuma

Ne yazılır ki!

BU YAZIYI SPİKERDEN DİNLEMEK İÇİN TIKLAYIN

Yaşamayan bilemez. Bazen sözün bittiği yere gelirsiniz; kelimeler kifayetsiz kalır. Dakikalarca bilgisayar ekranına bakarsınız. Eliniz tuşlara gitmez. Boş sayfanın karşısında acz içinde kıvranır durursunuz.
Böyle bir dram karşısında ne yazılabilir ki?
Biliyor musunuz, yıllar önce ben de yaşadım o dramı. Umutları, koşuşturmayı, duaları, ardından gelen çaresizlik ve tükenmişliği!
17 Ağustos Depremi’nde.
O kadar benzer yanları var ki…
O günlerde de göçük altında canlar ve endişeli bir bekleyiş vardı. Buna karşılık umutlarımız tazeydi. “Çıkacaklar” diyorduk, “kurtaracağımızı” düşünüyorduk. Hep birbirimize moral veriyorduk.
Çıkardık, ama cansız bedenleri.
Yine de inancımızı yitirmedik. Çabalarımız devam ederken, dualarımızı da hiç eksik etmedik. Çünkü daha bitmemişti, göçük altında başka canlar da vardı.
Çaresizlik içimizi yakıyordu. Önümüzdeki beton engeller aşılamıyordu. Her geçen dakika umutlarımızı alıp götürüyordu…
Tıpkı, Soma’da maden faciasını yaşayan aileler gibi!
***
En acı olan da ne biliyor musunuz?..
Umutların kaybolması ve tükenmişlik. Sonra, kadere teslimiyet. Ardından gelen “Hiç olmazsa cesedine ulaşayım” duygusu. Bu öyle bir duygu ki, anlatılamaz, yaşanır. Siz hiç rastladınız mı, yakınının cesedine ulaşmanın huzurunu ve mutluluğunu yaşayan insanlara?
Ben rastladım.
Dramın içinde farklı bir dramdır bu!
Dışarıdan bakanlar gözyaşlarına boğulurken, o dramı yaşayanlar içlerine akıtır. Göremezsiniz, anlayamazsınız hangi duygular içinde olduklarını.
Bugün Soma’da da yüzlerce evde durum aynı!
Üstüne bir de henüz ulaşamadığınız ceset için kazmayı-küreği elinize alıp mezar kazdığınızı düşünün! Dayanılır acı mı bu?
İşte bunun için yaşamayan bilemez, anlatılamaz diyorum.
***
Belki garip gelecek ama “madenci” denildiğinde, benim hayalimde “hayat veren kurtarıcılar" canlanır. Kömür için yok olan hayatlar değil.
O da 17 Ağustos Depreminden kalan bir duygu. Çünkü o dönemde Zonguldak’tan gelen ve madencilerden oluşan kurtarma ekipleri mucizelere imza atmışlardı. Diğer ekiplerden öylesine farklıydılar ki…
Göçüklere üstten giriyor, alttan çıkıyorlardı.
Enkazın bir yanından dalıyor, diğer ucundan ses veriyorlardı. Üstelik son derece basit aletler kullanıyorlardı.
Çok büyük hizmetler yaptılar…
Çok insana sevinç çığlıkları attırdılar. Korkusuzca en sıkıntılı yerlere girip çıktılar. Büyük kitlelerin duasını kazandılar.
Onlar, çok can kurtardılar…
Ama biz onlara nefes veremedik. Kahrolmamak elde değil.
***
Acımız var, milletçe yas içindeyiz. Yüzlerce canı toprağa verdik ve veriyoruz. Geride kalanların yaşadığı acılara tanık oluyoruz.
Üstelik o acılar hiç dinmeyecek. Geride kalan minicik yavrular, bugün yaşadıkları büyük travmanın etkilerini hayatları boyunca hissedecek.
Elbette bu büyük millet onlara yardım edecek. Belki, geçici olarak yüzlerini güldürecek adımlar atılacak. Ama onlar madende nefessiz kalan babalarını hiç unutmayacak.
En yakınlarındakiler dahil hepimiz o yarayı sarmakta aciz kalacağız.
Ama yapacağımız çok şey var…
Kalanları koruyabiliriz; bir daha bu acıların yaşanmamasını sağlayabiliriz. Yeter artık, madencinin kaderi bu olmamalı! Bu felaketin sorumlusu ya da sorumluları kimse bedelini ödemeli. Onlara, gerçek değerin insan olduğu öğretilmeli.
Öğretilmeli ve bedel ödetilmeli ki, bundan sonrakilere ibret olsun!

<p> </p>

Parasosyal etkileşimi çocuklarımıza neden anlatmalıyız?

UNESCO'nun geçici listesindeki Yesemek'te 15 heykel gün yüzüne çıkarıldı

Cumhurbaşkanı Erdoğan Siirt'te toplu açılış törenine katıldı

Ürdün'ün Salt kentindeki müze dünyanın en küçük Kuran-ı Kerim'ine ev sahipliği yapıyor