• $13,7194
  • €15,5684
  • 786.53
  • 1910.41
14 Eylül 2013 Cumartesi

Medyada 28 Şubat fırtınası

Basın ikiye bölünmüş durumdaydı: Bir yanda Genelkurmay’a akredite olanlar, diğer tarafta askeri tesislerin kapısından içeri sokulmayanlar. Biz, rahmetli Başbakan Erbakan’ın açıklamalarını yazıyorduk, diğerleri de Genelkurmay Karargâhı’ndan gelen direktifleri. 
Gazete patronları Genelkurmay’a çağrılıyordu. Bazıları taltif ediliyor, bazılarının önüne de çeteleler konuluyordu: 
“Şu kadar aleyhte, bu kadar lehte haber yapmış, yazı yazmışsınız.” 
28 Şubat Posmodern Darbesi için zemin hazırlanıyordu. Bazı basın organları da askere alabildiğine destek veriyordu. 
Bugün o askerler cezaevlerindeler, yargılanıyorlar. Ankara Emniyeti de savcılıktan gelen talimat üzerine 28 Şubat’ın “sivil ayağı” ile ilgili çalışma yapıyor. Yakında 28 Şubat’ın sivil destekçilerine yönelik operasyonlar başlayabilir. Özellikle de medyanın önemli isimleri ifadeye çağrılabilir. 
***
Dün AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik, AKŞAM’ı ziyaret etti. 28 Şubat’ı ve devam eden soruşturmaları konuştuk… 
Çelik, o günlere döndü ve sordu: 
-28 Şubat’ın sivil destekçisi bir tek Kemal Gürüz müydü? 
Tabii ki değildi. Medyadan üniversitelere, sivil toplum örgütlerinden işadamlarına kadar geniş bir destek ağı vardı. 28 Şubat, asker-sivil ittifakının gerçekleştirdiği bir operasyondu. 
Çelik de bu noktadan hareketle sordu: 
-Eğer 28 Şubat’ın sivil destekçileri yargı önüne çıkmazsa, bugün yargılanan askerler “Diğerleri nerede?” diye sormazlar mı? 
Ve devam etti: 
-Hukukta müteselsil sorumluluk vardır. 28 Şubat bir darbeyse -ki darbedir- sadece askerlerin yargılanmasıyla kamu vicdanı rahatlamaz. Üstelik adil de olmaz. 
***
Şimdi, doğal olarak sorulabilir: 
-AK Parti ne yapmaya çalışıyor? Hesaplaşmaya gitmek ve devr-i sabık mı yaratmak istiyor? 
Hüseyin Çelik’in söylediklerine bakılırsa, ortada böyle bir niyet yok. 
İktidar, bütün sorumluların yargı önüne çıkarılmasını, tek tek teşhir edilmesini ve tarihe not düşülmesini istiyor. Hüseyin Çelik de bunun altını çiziyor: 
-Esas olan cezalandırma değildir. Bizim için suçun tespiti önemlidir. Bir gün bile ceza almaları yeterlidir. Yoksa biz cadı avının peşinde değiliz. Ayrıca, bir karar vericiler vardır, bir de emir kulları. Bizim emir kullarıyla işimiz yok. Karar vericilerden bahsediyoruz. 
Doğal olarak bu noktada akla gelen soru şu: 
-Karar vericiler kim, emir kulları kim? 
Hüseyin Çelik, bu konuda yorum yapmadı. “Karar vericiler şunlar, emir kulları bunlar” demedi. Buna yönelik sorulara cevap vermedi. Ama karar vericilerin kim olduğu sır değil, belli… 
Bazı sivil toplum örgütlerinin yöneticileri, yargıda belli isimler. Medyayı ele alırsak, belli başlı gazetelerin genel yayın müdürleri, 28 Şubat’ı destekleyen kalem sahipleri, yani yazarlar. Bunlara bazı Ankara temsilcilerini eklemek de mümkün. Hepsi topun ağzında! 
***
O dönemde belli başlı medya grupları, darbeyi gerçekleştirme yolunda askere bile taş çıkarıyorlardı. Hiç unutmam, AKŞAM Gazetesi olarak 28 Şubat’tan birkaç gün önce Ankara Kızılay’da bir “Demokrasi mitingi” gerçekleştirmiştik. Ertesi gün, bazı gazeteler bizleri yerden yere vurmuşlardı. Garip başlıklar atıp yaftayı yapıştırmışlardı: 
“Şeriatçıların mitingine rağbet olmadı.” 
Şeriatçı” dediklerinden biri ben, diğeri rahmetli Cenk Koray, bir başkası da bugün Güneş Gazetesi’nde yazan Alevi kökenli Rıza Zelyut’tu. Şarkıcı Neco da bizimle birlikte olduğu için “şeriatçı” damgasını yemişti. 
O dönemde karalamanın bini bir paraydı. Darbe destekçiliği yapmayanlar, “şeriatçı” damgasını yemeye mahkûmdu. Kendileriyle birlikte olmayanlara ve demokrasiden yana tavır koyanlara her türlü saldırı ve yakıştırma serbestti! 

<p> </p>

Parasosyal etkileşimi çocuklarımıza neden anlatmalıyız?

UNESCO'nun geçici listesindeki Yesemek'te 15 heykel gün yüzüne çıkarıldı

Cumhurbaşkanı Erdoğan Siirt'te toplu açılış törenine katıldı

Ürdün'ün Salt kentindeki müze dünyanın en küçük Kuran-ı Kerim'ine ev sahipliği yapıyor