• $9,262
  • €10,7921
  • 526.391
  • 1409.56
17 Ekim 2014 Cuma

Katile destek, mazluma köstek

Nedir molotofkokteyli? Oyuncak mı, bir eğlence aracı mı? Yoksa yakıp yıkan, ölüm kusan tehlikeli bir silah mı?

Tabii ki oyuncak değil, molotof bir silah!
Doğu ve Güneydoğu’da okullar, siyasi parti binaları bununla yakılıyor. Ambulanslar hedef alınıyor. Bankalar bu silah kullanılarak tahrip ediliyor. Kim bilir molotofla bu güne kadar kaç tane polis aracı ateşe verildi!
Bomba ne işe yarıyorsa, molotof da o işi görüyor! Bomba nasıl bir sonuç veriyorsa, molotof da aynı sonucu ortaya çıkarıyor!
25 Ekim 1991’i hatırlarsınız. Yüzlerini kaşkolle kapatan, “Yaşasın başkan Apo, yaşasın PKK” diyen gruplar, İstanbul’da büyük bir katliam gerçekleştirdiler. Bakırköy’deki Çetinkaya Mağazası’nı ateşe verdiler.
7’si kadın, biri çocuk tam 11 kişi feci şekilde yanarak can verdi. Çünkü içeriye molotof attılar. Aynı saldırıya maruz kalan yandaki Emlak Bankası çalışanları ise, camları kırarak can havliyle kendilerini dışarı attılar.
Sonra ne oldu biliyor musunuz? Bu katliamı gerçekleştiren caniler, cezaevinde açlık grevine başladılar. Maalesef, birtakım çevreler tarafından da desteklendiler.
Evet, aynen bugün olduğu gibi!
* * *
İsterseniz başka örnekler de verelim…
Serap Eser 17 yaşında, hayatının baharındaydı. Geleceğe yönelik umutları ve pek çok hayalleri vardı.
Vandallar, Serap’ın en doğal hakkı olan “yaşama hakkını” elinden aldılar. İETT otobüsü içinde diri diri yaktılar. Serap, hastanede acılar içinde günlerce yaşama mücadelesi verdi. Ama kazanamadı, kaybetti.
Bu dramın arkasında da molotofkokteyli vardı!
Bu acı örnekleri çoğaltmak mümkün. Bu ülkede yıllarca molotofkokteylli saldırılar ile masum insanların yaşama hakkı ellerinden alındı. Geride pek çok sakat insan bırakıldı. İnsanlık dışı tabloların altına imza atıldı.
Kıllarını kıpırdatmayanlar, bugün feryat ediyorlar. Neymiş, molotofkokteyli, bundan sonra bomba sayılacakmış. Kullananlara ağır cezalar getirilecekmiş.
Ne yapılmasını bekliyorlardı; molotofun kutsanmasını, katillerin sırtlarının sıvazlanmasını mı? Bence bu düzenlemeyi yapmakta geç bile kalındı!
* * *
Kanunlarda 2004 Yılı’nda bir düzenleme yapıldı. Hakimin arama kararı alması için “Somut delile dayalı kuvvetli şüphe” kavramı getirildi.
“Özgürlükler” denilirken kantarın topuzu kaçırıldı. Maalesef, mazlumların özgürlükleri kısıtlanırken, suçluların özgürlük alanı genişletildi.
Ne demek delile dayalı şüphe?
Eğer elde “delil” varsa, savcılar zaten gereğini yapar, suçluyu yakalar ve hakkında dava açar! Dinlemeye ne gerek var?
Dinleme yapılmasının amacı ve hedefi belli…
1) İşlenmesi muhtemel bir suçu önlemek.
2) Hakkında şüpheler bulunan bir kişi hakkında delil elde etmek.
Şimdi, o garip ifade kalkıyor. Yerine 2004’te olduğu gibi dinleme yapılması için “delil” yerine “makul şüphe” aranıyor.
Bu düzenleme Avrupa’nın pek çok ülkesinde uygulanıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de makul şüpheye dayanan hakim kararlarını insan hakları ihlali saymıyor.
O zaman bizdeki bu feryat niye?
* * *
Bugün belli çevreler “Özgürlükler elden gidiyor” diye bağırıyorlar ama biz kanunlarımızdaki yetersizliklerin bedelini kanla ve canla ödedik.
Bingöl’de polisin dinleme talebi, Sulh Ceza Mahkemesi tarafından reddedildi. Sonuç ortada, polislerimiz katledildi, onların yaşama hakları ellerinden alındı. Oysa güvenlik güçlerinin bu talebi kabul edilseydi, kurtulacaklardı. O ocaklara ateş düşmeyecekti, milletçe yas tutmayacaktık.
Getirilen diğer düzenlemeler de böyle. Hepsi terörü önlemeye yönelik, tamamı Avrupa müktesebatına uygun.
Maalesef bazı çevreler buna rağmen feryada devam ediyorlar. Hepimizin gözünün içine baka baka “Katile destek, mazluma köstek” oluyorlar!

<p>Akşam Gazetesi Yazarı Kurtuluş Tayiz, 'Markar'ı çok erken kaybettik. Markar hayat, yaşam doluydu.

'Anıları ve geride bıraktıkları bize ışık tutacak nitelikte'

Fenerbahçe, Trabzon'a ayak bastı

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (16 Ekim 2021)

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Angela Merkel ortak basın toplantısı düzenledi