• $12,8705
  • €14,5689
  • 738.317
  • 1808.79
4 Nisan 2014 Cuma

Gözünüz aydın ahlaksızlar

BU YAZIYI SPİKERDEN DİNLEMEK İÇİN TIKLAYIN

Önceki gün Facebook'taki sayfama girdim. Hani, "elim kırılsaydı da açmaz olaydım" derler ya, aynen öyle oldu.
Şimdi kimse kusura bakmasın, ama açık açık yazmak zorundayım. O esnada yanımda gazetenin bayan muhabirlerinden biri, sayfanın sağ köşesinde de bir erkeklik organının fotoğrafı vardı.
Üzerinde aynen şu yazıyordu:
"Tanıyor olabileceğiniz kişiler."
Şaşırdım, elim ayağıma dolaştı. Laf kalabalığına getirip sayfayı kapattım. O fotoğrafın görülmesini engellemeye çalıştım.
Sonra düşündüm!..
Altında "ortak arkadaşımızın" olduğu yazmıyordu. Ben o kişiyi nasıl tanıyabilirdim? Neden benim sayfama "tanıyor olabileceğiniz kişi" olarak düşmüştü? Üstelik ortada kişi de yoktu; bir adet organ vardı!
Olay çirkinden de öte iğrençti!
Kendi kendime "İyi ki o sayfayı evdeyken açmadım" dedim. Benim evde 7, 9 ve 12 yaşında üç çocuğum var. Ya onlar görseydi? Ne yapardım, ne derdim, ne cevap verirdim acaba?
Öylesine sinirlendim ki, o fotoğrafı kaldırmak için sayfaya bile girmedim. Diplomasi Muhabirimiz Mahmut Gürer'i yanıma çağırdım:
-Mahmut, kaldır şunu şuradan Allah'ını seversen…
Gevrek gevrek güldü, "Olur böyle şeyler. Boşver abi kızma" dedi. Gereğini yaptı.
***
Çocuklarımdan bahsettim… Ayrıntıya girmek istemiyorum, vardı çeşitli sebepleri. Ben onların velayetlerini mahkeme kararıyla aldım. Yıllardır da ben bakıyorum.
Mahkeme süreci devam ederken bir gün Facebook dahil bazı internet adreslerinde bir başlık gördüm:
"Dayakçı baba."
Kimdi o "dayakçı baba" biliyor musunuz? Çocuklarının üzerine titreyen, onlar için büyük bir hukuk mücadelesi veren bendim! Başlığın altı da olmadık iftiralarla doluydu.
Şimdi kendinizi benim yerime koyun, ne yapardınız, nasıl bir ruh hali ve travma içine girerdiniz; varın siz düşünün!
Tabii ki yıkılmadım, yılmadım, yorulmadım. İnternetle ilgili bütün düzenlemeler aleyhime olmasına rağmen, yine bir hukuk mücadelesine girdim. Çok uğraştım ama Allah yardım etti, kazandım.
Muhataplarım, "iftira" ve "hakaret" gibi suçlardan cezalara çarptırıldı. Karşı taraf için tazminatlara hükmedildi.
Rahatladım mı, mutlu mu oldum. Tabii ki değil. Keşke bütün bunlar yaşanmasaydı.
***
Bunlar sadece benim yaşadıklarım. İşte, Türkiye'deki internetin durumu bu! Hak aramanın önü engellerle dolu, başıboşluk devam ediyor, haysiyet cellatlığı zirvede.
Şimdi gelelim twitter konusuna…
Twitter kapalıydı. Konuya bir çözüm bulmak için görüşmeler yapılıyordu. Hatta belli bir yol da kat edilmişti. Tam bu noktada Anayasa Mahkemesi'nin kararı geldi. Anayasa Mahkemesi, twitter'ın kapatılmasını "ifade özgürlüğü açısından hak ihlali" gördü.
"İfade özgürlüğü" açısından karara hiçbir itirazım yok. Ama bir de kişilik hakları var. İfade özgürlüğü korunurken, kişilik haklarını ne yapacağız? İnternette sık sık sergilenen haysiyet cellatlığını nasıl önleyeceğiz.
Üstelik twitter denen kurum, Türkiye'deki mahkeme kararlarını da iplemiyor. Hatta bu ülkeye meydan okuyan açıklamalar bile yapıyor. Bu açıklamalar, İnternet Medya Federasyonu Genel Başkanı Talat Atilla'yı da isyan ettirdi:
-Türkiye sömürge değildir!
Anayasa Mahkemesi'nin kararıyla şimdi yine başa döndük. Kötü niyetli insanlara, ahlaksızlara gün doğdu.
Dileyen açtığı sahte hesaptan atışa devam edecek. Küfürler, hakaretler, çirkinlikler yine dört bir yanı saracak. İnternete sahte fotoğraflar, montaj görüntüler yüklenecek. Kişilik hakları ayaklar altına alınacak. Biri çıkıp, belki "bomba nasıl yapılır" diye anlatacak. Daha da ileri gidiyorum, isteyen parti liderlerine, devlet büyüklerine suikast düzenlenmesi gerektiğini savunacak. Nitekim yapılıyor da.
Sözün özü, bu sıkıntıya bir çözüm bulana kadar gözünüz aydın ahlaksızlar!

<p>Erdoğan, faiz-kur manipülasyonlarıyla mücadeleden Birleşik Arap Emirlikleri ile normalleşen ilişk

Başkan Erdoğan: Göreceksiniz enflasyon düşecek

Uşak'ta dere yatağında patlamamış top mermisi bulundu

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (29 Kasım 2021)

Kuvvetli lodos hayatı olumsuz etkiliyor