• $9,4513
  • €10,9781
  • 547.661
  • 1506.79
30 Ekim 2013 Çarşamba

Cumhuriyetimiz sorunlu mu?

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 29 Ekim mesajında “Cumhuriyetin demokrasi ayağı hep sorunlu olmuştur” dedi. 
Doğru, aynen öyle! 
Cumhuriyet, 1800’lerde başlayan, 2. Mahmut’la alevlenen ve Mustafa Kemal’le noktalanan bir süreçtir. Demokrasiyle değil, dayatmayla gelmiştir. Cumhur tarafından istenmemiştir. Cumhuriyet’in ilan edildiği gün, Meclis’teki milletvekillerinin çoğunun bundan habersiz olduğu da bilinir. 
Bu bir gerçek! 
Buna karşılık, olayı dönemin şartları içinde değerlendirmek gerekli. Çünkü başka gerçekler de var! 
O dönemde, sadece bu topraklarda değil, dünyanın pek çok ülkesinde demokrasi yoktu… 
Yunanistan diktayla yönetiliyordu. Ülkenin başında General Metaksas vardı. 
İran’da Şah Rıza Pehlevi tahttaydı. 
Rusya’da milyonlarca insanın ölümüne sebep olan Lenin ve Stalin gibi komünist diktatörler at oynatıyordu. 
Polonya General Pilsutski’nin elindeydi. 
Macaristan’da Amiral Horti iktidardaydı. 
Almanya’da Hitler, İtalya’da Mussolini, İspanya’da Franco gibi isimler vardı. 
Fransa, General Peten tarafından yönetiliyordu. 
Dönem, Çin’in başında Çan Kay Şek’in, Japonya’nın başında ise İmparator’un bulunduğu bir dönemdi. Romanya ve Bulgaristan’ın başında da krallıklar vardı. 
O dönemde dünyaya hükmeden zihniyet, askerlik, disiplin ve önce devlet düşüncesiydi. Amerika’da bile polis süvari pantolonu ve mahmuzlu çizme giyiyordu. Yıllarca bizde olduğu gibi çocuklar da üniformayla okula gidiyordu. 
Dünyayı askerler yönetiyordu! 
***
Türkiye ise sefil ve perişandı. Anadolu toprakları üzerinde 3,5 milyon hasta vardı. Bunların 1,5 milyonu harp malulüydü. 2 milyonluk kitle ise, verem, frengi, sıtma ve trahom gibi hastalıklarla boğuşuyordu. Viyana bozgunundan itibaren yaklaşık 200 senedir savaşan halk sefil ve perişandı. 
Mustafa Kemal, bu şartlar içinde demokrasi denemeleri de yaptı. Ama olmadı, tutmadı, başaramadı. Kendisine “diktatör” diyenlere ise, “Ben diktatör değilim, ben milletimin medeniyetini yükseltmeye çalışan bir insanım” cevabını verdi. 
Bugün geriye doğru dönüp baktığımızda, yaşanan bütün sıkıntılara rağmen, Cumhuriyet bir “barış dönemi” oldu. Yaralar tımar, yıkıntılar tamir edildi. 
Bütün bunlar da bu millet sayesinde gerçekleşti… 
Bazı cumhuriyet kadınlarımız Doğu’ya, Güneydoğu’ya koştular. Evlenmediler, hayatlarını oralarda tükettiler. On binlerce insan yetiştirdiler. Çoğu, ancak emekli olduktan sonra büyük şehirlerle tanıştı. 
Müslüman, gayrimüslim el ele verdi. Bu ülke için hayatlarını vakfetti. Bugün Erzurum Mareşal Fevzi Çakmak Askeri Hastanesi’nin girişinde mermer levhalar üzerinde Birinci Dünya Savaşı, İstiklal ve Balkan Harbi’nde şehit düşen hekimlerin isimleri yazılıdır. İçlerindeki Ermeni ve Rum sayısı az değildir. 
Bugün bile 1950-1960’lı yıllarda Bursa’da yaşayan sarraf Yahudi Yakup Usta’dan bahsedilir. İsrail kurulup, ailesi göç ettiğinde “Ben gelmem” demiş: 
-Benim vatanım İsrail değil, Türkiye’dir. 
Vatandaşın senetsiz sepetsiz parasını emanet ettiği Bursa’nın en mutemet adamı olarak tanınır. 
Türkiye bugün dünyanın sayılı ülkeleri arasına girmişse, Cumhuriyet’e gönül veren o insanlar sayesindedir! 
***
Eksikleri, noksanları bulunabilir. Ama Cumhuriyet “kul” değil, “birey” olmak demektir. Tabii, örneklerini sıkça gördüğümüz, içinde demokrasi olmayan “Cumhuriyet taklidi” yapan idareler de olabilir. İçi iyi doldurulmamış bir cumhuriyet hiçbir şey ifade etmez. Bütün mesele budur! 
Sonuç olarak, Cumhuriyetimizin 90. yılında bu ülkeye hizmet etmiş herkesi rahmet ve şükranla anmak gerekir. 

<p>Onlar Türkiye'nin Vurcu İHA'sı. Mehmetçiğin  kötü gün dostu. Yerli ve milli İHA sistemi Kargu.</p

Kargu Vurucu İHA'lar Teşkilat dizisinde marifetlerini sergiledi

Mersin Uluslararası Limanı'nda 60 kilo 950 gram kokain ele geçirildi

Hayvancılıktan sağladıkları gelirle 35 ülke gezdiler

Japonya'da Prenses Mako ile Komuro Kei evlendi