• $9,3403
  • €10,8652
  • 533.544
  • 1428.8
19 Ekim 2013 Cumartesi

Bu da yargısız beraat

Bu ülkede yıllardır “yargısız infazlardan” bahsedilir. Basında da sık sık bu tür haberler yer alır. 
Bir de “yargısız beraatler” var ki, genellikle bu işi basın yapar. Onları kimse dillendirmez, kimse üzerinde durmaz. Durum bu olunca da vatandaşın kafası karışır. Basında yazılanlarla, yargı kararları arasında sıkışır kalır. 
Misal mi istiyorsunuz? Alın size Gezi Olayları: 
Bazı basın organları daha ilk günden kararını verdi. Göstericilerin tamamını “masum”, gösterilerin hepsini de “hak arama eylemleri” olarak ilan etti. 
Ardından deliler ortaya çıktı, iddianameler hazırlandı. Yargı görevini yapmaya başladı. Baştan “beraat” kararı verenler de “Olmaz, olamaz, haksızlık var” frekansına geçti. 

***
Hatırlar mısınız, bilemem... 
Bir süre önce, basının diline doladığı bir “poşu davası” vardı. Medyada, üniversiteli bir gencin, sırf boynuna poşu bağladığı için gözaltına alındığı ve ardından da tutuklandığı haberleri yer almıştı. 

Poşu üzerine haberler yapıldı, yazılar yazıldı. Televizyonlarda değerlendirmelerde bulunanlar oldu. Medyada hep aynı soru dolaştırılıp duruldu: 

- Poşu da suç delili olur mu? 
Olmazdı elbet! 
O yüzden, üniversiteli gencin sırf poşu yüzünden tutuklandığı yönünde bilgilendirilen herkes isyan etti. Belli çevreler de bu isyanı yaymak için elinden geleni yaptı. Sosyal medyada genellikle benzer değerlendirmeler yer aldı: 

- Faşist bunlar. Poşuyu bile suç delili yaptılar. 
Bir “poşudur” tutturuldu, gitti... Olayın arkasındaki gerçekler, savcılığın elinde bulunan deliller ve mahkemenin önündeki dosyadan hiç bahseden olmadı. Kamuoyuna verilmesi gereken bilgiler hep sümenaltı edildi. 
Aradan aylar geçti. Yargıtay, dosya ile ilgili kararını verdi. Bir gazetemiz de dün bu kararı haber haline getirdi. Haber, artık ezberlediğimiz “Boynuna sardığı poşu nedeniyle gözaltına alındıktan sonra tutuklanan” sözcükleriyle başlıyordu. 
Alt satırlara doğru inildiğinde ise, gerçekler ortaya çıkıyordu. Kararda poşunun “p”sinden eser yoktu. Peki neler vardı? PKK terör örgütüne üye olmak, Kağıthane’de düzenlenen bir eyleme katılmak, bir markete molotofkokteyli atmak, patlayıcı madde bulundurmak gibi suçlar vardı. Ayrıca, gizli tanık ifadeleri de yer alıyordu. 
Haber, kendi içinde tutarsızdı. Başta yer alan ifade, Yargıtay’ın gerekçeli kararı ile çürütülüyordu. 

***
Bizim basın, Pınar Selek davasında da aynı tavrı sergiledi. 1998 yılında Mısır Çarşısı’nda bomba patlaması sonucu hayatını kaybeden 7 kişi ile yaralanan 127 kişiyi görmezlikten geldi. Sadece Pınar Selek’le ilgilendi. 
Mısır Çarşısı’na bomba koymakla suçlanan Selek daha başlangıçta “masum” ilan edildi. 
Yetmedi, medyadaki belli çevreler yaptıkları röportajlarla, O’nu kamuoyu önünde temize çıkarmak için uğraştı. Bu da yetmedi, adeta ilahlaştırdı. 
Pınar Selek, yargılama sonunda ceza aldı. Cezaevine girmemek için yurt dışına kaçtı. Yakalanması için hakkında “kırmızı bülten” çıkarıldı. 
Yine değişen bir şey olmadı. Kimi, Yargıtay’ın gerekçeli kararına “Bir yalan yığını” adını taktı, kimi de içinde “Ben Pınar’ı, kendisini hiç görmeden sevdim” türünden garip ifadeler bulunan yazılar yazdı. 
Dosyada bulunan, Abdülmecit Öztürk’ün “Bombayı Pınar’la birlikte koyduk” ifadesinden bahseden olmadı. 
Selek’in PKK’ya katıldığını, örgüt içinde “Leyla” kod adıyla tanındığını dillendiren kimse çıkmadı. 
Dosyada bulunan ve bomba yapılan malzemeler üzerinde Selek’in parmak izlerinin çıktığına dair deliler de görülmek istenmedi. 
Çünkü, O en baştan yargısız beraat ettirildi! 
Ben de bugün iğneyi kendimize batırıp, medyanın bu halini sizlerle paylaşmak istedim.

<p>Makyaj insanı güzel gösterdiği gibi hiç istemediği şekilde de gösterebilir. Çünkü güzel gösteren

En sık yapılan 5 makyaj hatası nelerdir?

MTA Yerleşkesinde patlama oldu

Dünya'ya devasa bir asteroid çarpınca neler yapılacak?

WhatsApp'tan yeni güncelleme! Yedekler de korunacak