• $28,9919
  • €31,2252
  • 1866.62
  • 7913.76
31 Ağustos 2023 Perşembe

Bizim Ashab-ı Kehfimiz

Yıl 1916. Ömer Seyfettin, Ashab-ı Kehfimiz isimli uzun bir hikâye kaleme alıyor. Osmanlı'nın son döneminde yedi genç bir araya gelip bir cemiyet oluşturuyorlar.

Her biri başka milliyetten: İçlerinde Türk, Ermeni, Yahudi, Rum, Arnavut, Bulgar ve Arap var. Amaçları, ortak bir ideal ve yapı oluşturmak...

"Din de neymiş, bizi ayrıştırıyor" diyorlar. Hep birlikte Hz. İbrahim'in dinine dönmekten bahsediyorlar. Vatan kavramını bir kenara bırakıp, sınırları kaldırmaktan söz ediyorlar. Dilin de ne kadar gereksiz bir şey olduğu konusu üzerinde birleşiyorlar. Ortak bir dil geliştirmek üzerinde mutabakata varıyorlar.

Buna rağmen, her kafadan ayrı bir ses çıkıyor...

Ermeni, kendi kabullerini dillendiriyor. Diğeri başka bir şey söylüyor. Rum "İzmir'in adı aslında İyonya'dır. Zaten Yunanlar orayı alacak, gelip oturacak" diyor. Vesaire, vesaire...

Aslında, Ashab-ı Kehf'te olduğu gibi bir tek Türk uyuyor. Diğerleri ise, uyuyormuş numarası yapıyor.

Ömer Seyfettin'in bu hikâyeden çıkardığı sonuç:

-Dilinizi kaybederseniz gideriniz.

-Dininizi kaybederseniz girersiniz.

-Tarihinizi kaybederseniz gidersiniz.

36 yıllık ömrüne 154 parça eser sığdıran, askerlik yapıp savaşan, Atina yakınlarındaki Nafliyon kampında 10 ay esir kalan Ömer Seyfettin, 1920 yılında vefat ediyor.

Ve aynen o dostluk cemiyetindeki Yunan gencin söylediği gibi, öldükten kısa bir süre sonra İzmir işgal ediliyor. Büyük Taarruz'a kadar da Yunanların elinde kalıyor.

Aradan onlarca yıl geçiyor. Bu topraklarda Fethullah Gülen adında bir adam çıkıyor. O da "Dinler arası diyalog" gibi birtakım söylemlerle, o günlerde ne yapılmak isteniyorsa onu gerçekleştirmek için uğraşıyor.

Ömer Seyfettin'in o eserini ve diğerlerini okusak, anlarız ve biliriz biz neler yapılmak istendiğini! 30 Ağustos'taki zafere giden yolda neler yaşadığımızı! Ama okumuyoruz, okutulmuyor ki!

***

Askar Akayev, Kırgızistan Cumhurbaşkanı idi. Eşi Meryem Akeyava ise, ilkokulu çocukluğunda Sovyetler Birliği döneminde bir dağ köyünde okumuştu. Sovyet Kolhozunda çalışan fakir bir at tımarcısının kızıydı.

Bir gün Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Sadık Kemal Tural'la karşılaştı. İlkokulda Rusçayı söküp, göğsüne kırmızı kurdele takıldığı gün evlerinde yaşanan büyük sevinci anlattı. Bayram yapılmıştı, fakir babası ve annesi ne çok sevinmişti! Çünkü okuyup üniversiteye girmek ve adam olabilmek için bu gerekiyordu.

Kitaplaştırıldı bu anılar. Acaba kaç kişi okudu?

Sovyetler Birliği'nin din konusundaki politikasını da biliyorsunuz. Ortak bir kültür oluşturmak için din yok edildi. Ömer Seyfettin'in anlattığı Osmanlı'da yaşananlara, çok benziyor değil mi? Ama orada da olmadı, nihayetinde Sovyetler Birliği dağıldı.

Bugün ne oluyor dersiniz?

Aslında aynı filmin başa sardığı söylenebilir...

Biz, kısır siyasi çekişmelerle uğraşırken, "enflasyon ve hayat pahalılığı" derken, değerlerimiz aşınıyor, sistemli bir kimliksizleştirme politikası uygulanıyor. Düzelir günlük meseleler. Ama aşınan değerleri yerine koymak çok zordur.

30 Ağustos'ta milletçe zafer coşkusu yaşarken, aklıma bunlar geldi!

<p>Yaşlılar Merkezi'nde gerçekleşen etkinlikte, TürkMedya ekibi, büyüklerimizle samimi röportajlar g

TürkMedya Ailesi Tuzla Belediyesi'ne Misafir Oldu

BİM 12 Aralık 2023 aktüel ürünler kataloğu

Gazze güneş batmadan karanlığa gömülüyor... İşgalci İsrail'in durmayan vahşeti

İşgalci İsrail'den Gazze'ye yeni saldırı