• $7,4769
  • €9,0634
  • 442.317
  • 1565.01
14 Temmuz 2012 Cumartesi

Sean Penn Ne oyunculuğunun ne de duruşunun karşılığı var

Son filmi vizyona giriyor bu hafta; ‘Olmak İstediğim Yer-The Must Be The Place’. Dünyanın en ‘çatlak’ aktörlerinden Sean Penn başrolde, onu ‘çatlak’ yapan canlandırdığı karakterler kadar Haiti depreminin ardından parasını son kuruşuna kadar bağışlaması…

Filmografisini överek yazıya başlamak pek mümkün; sayısız festival ödülü, 2 Oscar heykelciği, unutulmaz filmleri, hafızalara kazınan rolleri, ezbere bilinen replikleri var. Ancak Sean Penn için bir methiye düzülecekse acaba nereden başlamalı? Kendi adıma hiç kuşkusuz politik duruşunu birinci madde olarak gösterebilirim.

ABD’yi ‘özgürlükler ülkesi’ yapan (artık öyle değil elbette), düşünceyi açıkça ifade edebilme hürriyetini sonuna kadar kullanıp mesleki riskler alıp kariyerini de politik duruşuna yaslayan kaç aktör var?

Bizde hiç yok neredeyse ama ABD’de bile bir elin parmaklarını geçmiyor Sean Penn gibi adamlar.

“Robert de Niro’ya hayranlığım yüzünden aktör oldum” diyen Penn, zaten sektörün içinde yer alan bir ailenin çocuğu olarak pek zorlanmadı Hollywood kapısından geçerken. Yirmili yaşlarından itibaren filmleri, senaryoyu ve yönetmenleri seçti, müthiş filmlere imza attı. Hayranlarını şaşırtan tek şey Madonna ile yaptığı evlilik olsa da sonradan başka zümrelerce sevilmesine de aynı evlilik sebep oldu. 85-89 yılları arasında devam eden evliliği süresince sıkı filmlere imza attı Penn, ‘The Falcon and The Snowman-Şahin ve Kardan Adam’, ‘Shanghai Surprise-Shanghai Sürprizi’, ‘Colors-Renkler’ ve ‘We Are No Angels-Biz Melek Değiliz’ gibi...

90’lı yıllarda yine birbirinden ilginç karakterlere ruh verdi Sean Penn ve 2003’te Clint Eastwood imzalı ‘Mystic River-Gizemli Nehir’ ile ilk Oscar’ı geldi. 5 defa aday gösterildiği Akademi Ödülleri’nden ikincisini 2008’de ‘Milk’ ile aldı. Oscar almadığı filmler de en az aldıkları kadar ses getirdi.

‘21 Gram’ hafızalara kazındı. ‘Oyun-The Game’de Michael Douglas’ın tuhaf bir oyun peşindeki kardeşini canlandırdı. Brian de Palma imzalı ‘Carlito’nun Yolu-Carlito’s Way’de zaten döktürmüştü; Oliver Stone’a hayran kaldığı ‘U Dönüşü-U Turn’de Jennifer Lopez’le çölde macera peşindeydi; ‘Tatlı ve Kirli-Sweet and Lowdown’ ile en iyi oyuncu olarak bir Woody Allen filmiyle Oscar’a aday olan ilk oyuncuydu zaten; bayıldık ona, çok sevdik…

ÖYLE BİR ADAM Kİ...
Şimdi de İtalyan yönetmen Paolo Sorrentino imzalı ‘Olmak İstediğim Yer-The Must Be The Place’de karşımıza çıkıyor, bir rock star olarak, darmadağın saçlar, siyah kıyafetler ve makyajla… Bayılmaya devam edeceğiz, öyle görünüyor…

Buraya kadar kısaca filmografisine ve oyunculuğuna övgüler yağdırdım ama asıl hayranlığım yazının başında da belirttiğim gibi adamlığına ve politik duruşuna.

2010 yılında Haiti’yi yerle bir eden 7 büyüklüğündeki depremden sonra tüm parasını depremzedelere bağışlayan birinden söz ediyorum size; “Evim var ama onların yok, bir film çeker para kazanırım ama onlar çaresiz” diyerek konuyu fazla uzatmalarına da sinirlenen birinden. Savaşa karşı, insan haklarından yana, açlık ve sefalet içindeki ülkelere yardımlarda bulunan, haksızlığa karşı duran, Arap Baharı’nda Mısır’a Tahrir Meydanı’na gitmekten çekinmeyen, Afrika’da çocukları doyuran, Küba’ya Fidel Castro’ya röportaja giden, Venezuela’da Hugo Chavez’in yanında yer alan bir adam bu…

“Dünyada birçok insanı, genci ve çocuğu öldüren George Bush, Dick Cheney, Condoleezza Rice hepsi birden hapse girmeliler” diyen bir aktivist Sean Penn, “Hayranlarımı kaybederim politik duruşumu açıklarsam” safsatasına da “Bir aktör zaten aktivist olmalı, bir meseleniz yoksa, anlatacak öykünüz yoksa, inançlarınız, aklınız, vicdanınız yoksa yapmayın zaten” diyerek açıklık getiriyor.

Washington Post Gazetesi’ne 36 bin dolar ödeyip bir ilan vererek George Bush’a bir mektup yazmıştı, bahsetmeden bitirmek istemedim ‘güzellememi’, şöyle diyordu kısaca; “Irak Savaşı’nı bitirmeni istiyorum, bir baba ve II. Dünya Savaşı’na katılan bir askerin oğlu olarak”…

Yine hatırlatmakta fayda var, 52 yaşındaki aktör 2006’da çekilen ‘Kurtlar Vadisi Irak’ta da rol alacaktı ancak önceden verdiği sözler nedeniyle kabul edememişti Pana Film’in teklifini. Uzun uzun da bir cevap yollamıştı, bu kadar anlamlı bir filmde yer alamadığı için ne kadar üzgün olduğunu belirten… 

Onu seyrederken sadece onu seyretmeyin çünkü Sean Penn bir ‘rol adamı’ ama aslında çok önemli bir ‘rol model’, insanlık için.

"kopru-elif.20120713170310.jpg"

KÖPRÜDE ÇALIŞANLARIN ÇİLESİ NE OLACAK?
Otomobil kullananlar sinirli, İstanbul’da iki yaka arasında gidip gelmek zorunda olanlar haklı olarak gergin ve ne yapacaklarını bilmez durumdalar. İşin başka bir tarafı daha var, kimse söz etmiyor. Köprünün üzerinde çalışmak zorunda olan işçiler! Onlar ne halde hiç düşündünüz mü? Sabahtan akşama dek egzoz, toz toprak, asfalt kokuları içinde ve elbette çöl sıcağında iş yapıyorlar. Trafikte sıkışınca aklını oynatmak kıvamına gelen sürücüye nasıl bir gözle baktı işçilerimiz acaba? Sigortaları var mı, güvenceleri var mı, bu kadar sağlıksız şartlarda çalıştırılıyorlar, acaba güzel ve sıkı bir gelirleri var mı? Birinden birinin başına bir şey gelse ne olur? Umurumuzda değil öyle değil mi, biz kimseyi yaşarken sevmeyiz zaten…

<p>Neslihan Atagül, Sefirin Kızı dizisindeki Nare karakterine can veriyordu. Atagül diziye veda etti

Neslihan Atagül'den ayrılık kararı... Haftanın Magazin Başlıkları'nda

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Gediz Deltası'nda kış kuşları kayıt altına alınıyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Prof. Dr. Nur Vergin'in cenaze törenine katıldı