• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
18 Ağustos 2012 Cumartesi

Muhabir ne sorsun peki, Sayın Barlas?

Meryem Uzerli’ye “Hürrem Sultan Türbesi’ne gittiniz ya da hakkında kitap okudunuz mu?” diye soran gazeteci, köşe yazarları tarafından eleştirildi. Muhabir Uzerli’ye acaba CERN deneyi ve Tanrı parçacığını mı sorsaydı? Köşecilerin neye karşı çıktıklarını anlamak mümkün değil…

Bizimkiler kadar hatta bir ‘tık’ daha fazla takip ediyorum okyanus ötesi memleketin magazinini. Dergilere dünya kadar para veriyor, televizyondan ve elbette internetten takip ediyorum; ilginçtir herkes ilgi alanıma giriyor. Oralarda, buralardan daha güzel röportajlar yapılıyor. Soran da özgür cevaplayan da, soran da samimi cevaplayan da.

Tam bu noktada kocaman bir parantez, hatta paragraf açmak lazım. Zira geçen gün yapılan bir haber ve ardından Mehmet Barlas ve Cengiz Semercioğlu’nun kaleme aldığı yazılar beni çok şaşırttı. Haberin veriliş şekli dışında tuhaf bir durum yoktu aslında ama ilginç olan Barlas ve Semercioğlu’nun muhabirin sorusuna işaret etmeleriydi.

Aşk, meşk ve yeni proje dışında pek soru sorulmuyor, ekran ünlülerine. Magazin müdürleri sıkı işler bekliyorlar habercilerden, onlar da birkaç saniye içinde flaş cevaplar almak üzere, sokak röportajları koşturuyorlar. Peki, bir restoran veya gece kulübü çıkışında nasıl manşetlik haber çıkaracak muhabir, kimsenin bununla ilgilendiği yok! Fotoğraf iyiyse durumu kurtarıyor, değilse fena. Bir cümle çıkmalı ağızdan ama ne, nasıl alınacak? Muhabirler geçtiğimiz hafta Meryem Uzerli’ye sormuşlar, “Hürrem Sultan türbesine gittiniz mi?” diye. Gayet akıllıca bir soru ve verilen her cevap da magazin açısından bakarsak gazetenin gününü kurtarır. “Gittim çok beğendim, gittim hoşuma gitti, gittim ama içeri giremedim, gittim ve dua ettim” gibi bir cevap da verebilirdi Uzerli ama samimiyetle gitmediğini söylemiş. Haliyle de o günün en çok okunan ve konuşulan haberi olmuş.

Burada Barlas ve Semercioğlu’na sormak isterim çünkü ‘soru’yu eleştiriyorlar. Mehmet Barlas köşesinde “40 yıl düşünseniz aklınıza gelmeyecek ‘Hürrem Sultan’ın türbesine gittiniz mi?’ sorusunun bu genç yıldıza sorulması, üzerinde düşünülmesi gereken bir durumu yansıtıyor” diyor.

Oysa ki çok düşünülecek bir durum değil, çünkü Barlas’ın aynı yazıda “Diyelim ki Hamlet’i sinemada ve sahnede canlandırdıkları için isimleri hâlâ hatırlanan ünlü aktörlerden birini bir gece kulübünden çıkarken görüyorsunuz. Bu aktör Richard Burton, Laurence Olivier veya John Gielgud olabilir. Ona ayaküstü ‘Sizi şöhrete kavuşturan Hamlet’in Danimarka’daki şatosu Elsinor’u ziyaret ettiniz mi?’ diye sorar mıydınız?” diyerek çizdiği senaryo ABD’de her oyuncunun başına gelmekte.

MERYEM’E HAYRAN...
Bizde farklı olarak sokakta muhabirlik yapma tuhaflığı var ve bu durum muhabir arkadaşların değil bizzat yayın yönetmenlerinin yarattığı bir paranoyadır. Birçok aktör, canlandıracağı rol için araştırma yapar, çalışır; kilo alır, verir, şekilden şekle girer. Sadece bizde, alaturka bir yaklaşımla bir kadın sarışınsa sarışın kadın rolü için düşünülür, Hürrem’i başarıyla canlandıran Meryem Uzerli Türkçeyi bozuk konuşan bir Sultan rolü oynamamaktadır, zaten öyle konuştuğu için tercih edilmiştir. Arada epey fark var, elbette Barlas’ın da yazdığı kadar başarılıdır Meryem, işin altından layıkıyla kalkmıştır. Barlas, Uzerli’yi kayırmakta ve sanki başına kötü bir şey gelmiş gibi, muhabirin sorusunu insafsızca bir yaklaşım olarak değerlendirmektedir. Öyle mütevazı bir yazardır ki Barlas, kendinden de örnek vermiştir aynı yazıda, “Mesela ben Fatih, Kanuni, Abdülhamit gibi Osmanlı padişahları hakkında kaç yazı yazmışımdır. Ama bunlardan hiçbirinin türbesini ziyaret etmedim” diyerek. Elbette Barlas, bahsettiği padişahlar dahil, dünya siyasetine müdahil olmuş her isim hakkında kitap yazacak kadar donanımlıdır. Sanırım Meryem Uzerli’yi pek sevmiş…

SORUN, SORDURANDA!
Aynı şekilde Cengiz Semercioğlu da habercileri eleştiriyor ve Mehmet Barlas’ın yazısına imza atabileceğini söylüyor. Meryem Uzerli’nin kendine soru soran gazeteciye dönerek “İlk Türk gazetesi hangisidir; Ahmet Mithat Efendi hakkında ne düşünüyorsun; Takrir- i Sükûn Kanunu ile hangi gazete yazarları tutuklandı; gibi karşı sorular yöneltseydi” diye sorması halinde muhabirin ne cevap vereceğini soruyor hem Barlas, hem Semercioğlu. Bence bu soruya cevap verecek magazin müdürleri olduğu sürece bir sorunumuz yok. Kaldı ki, muhabire soru sormak da neyin nesi anlamadım.

Konu ilginç, uzadıkça uzuyor; son olarak ABD’den örnekler vereyim kendilerine. Kocasından boşanan Jennifer Lopez’e, “Tatmin olamıyor muydunuz?”, Jessica Alba’ya “Tamam hamilesiniz anladık ama çocuk kimden?”, Will Smith’e “Üç ay süren çekimden yeni geldin, karını görünce ne yaptın, eve kapandınız mı?” gibi sorular sorulabiliyor. Onlar da sıkı esprilerle cevap veriyorlar muhabirlere, akıl vermiyorlar. Zaten en başta dedim ya sorun, soru soranda değil, sorduranda…

Paragraf kapansın…

HAFTALIK... HAFTALIK... HAFTALIK...
- İlginç bir fotoğraftı doğrusu. Hakan Ural ve kızı Melisa’nın asansördeki fotoğraflarından bahsediyorum. Bana hep ilginç gelmiştir, minicik bebeklerini dudağından öpen anne-babalar. Elbette ailesi çocuğunu öpmelere doyamaz, bu dünyada en çok öpülerek büyütülen insanlardan biriyim. Sevgi, ilgi, şefkat, alaka; tüm bunların kitabını yazarım. Fakat Urallar ilginçti, başka söyleyecek şey bulamadım. Öylece baktım. Baktım...
- Olimpiyat bitti ama Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’a öfkem durulmadı, gerçekten onca gafı yaptı mı, sormak istiyorum. Yüz küsur kişiyle gitmek o kadar önemli miydi sormak istiyorum. Geçen Olimpiyat’a giderken iki takım branşı eksikti, kalabalık bu sebeptendi demek istiyorum.
- Yarın bayram, herkes mutlu-huzurlu, keyifli olsun; arayan-soranlarınız eksik olmasın. Hatta mesaj atanlarınız eksik olmasın…

<p>Peki, yeni gelen aşılar nasıl uygulanacak? Toplum  Kovid-19’a karşı ne zaman bağışıklık kaz

Kısıtlamalar kalkıyor mu?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

'Bora-12' ve Ejder aktif hale getirildi: Karadeniz'de PKK operasyonu

İşte Galatasaray'ın gündemindeki golcü oyuncular