• $8,4404
  • €10,2075
  • 492.851
  • 1441.33
22 Haziran 2013 Cumartesi

Göz göze yürek yüreğe gelmek…

Herkesin gördüğü, seyrettiği, şahit olduğu bir eylem yaşandı ve bitti gibi... Bir zamanlar canlı yayında Körfez Savaş’ını seyreder gibi, içimiz acıyarak ‘Gezi Parkı’ olaylarını izledik; ağladığımı itiraf etmeliyim. En çok çocukların, gençlerin hayal kırıklığına… Ya da zaferine…

 

Bu yazı çocuklarını anlamayan, iletişim kuramayan aileler için yazılmıştır… 

Çocuklar hayal kırıklığı yaşamadılar tam olarak çünkü aralarına ‘çapulcu, militan, kötü niyetli ve politik olanları’ almamaya çalıştılar. Parkta çok sevdiğim arkadaşlarım vardı, dostlarım, meslektaşlarım; hepsi de inandığı için oradaydı. Hepsinin ayrı ayrı sebepleri olsa da isyan etmelerine sebep olan, tek bir noktada birleşmişlerdi. Oradaki gençler ve çocuklar için…
İşte bu noktada Başbakan’ın aslında gençlere büyük iyilik yaptığını düşünüyorum. Bir aile içi şiddeti gibi geliyor bana yaşananlar; baba çocuklarına kızıyor, çocuklar babalarına; anne önce karışmak istemiyor, arada kalıyor; kavga-gürültü, sonra kıyamet kopuyor! Anlaşmazlık evliliklerin en büyük sorunu, karı-kocanın birbirini dinlememesi, anlamaması, diyalogsuzluk! Gençlerle ailelerinin en temel sorunu da bu, konuşmamak! “Her şeylerini hazır ettik, yemedik yedirdik, giymedik giydirdik, özel okullarda okuttuk, bize kafa tutuyor” diyen çok aile var çevrede; çocuklarını tanımıyorlar. 

Oysa genç insan, hatta çocuk artık o eski, bildiğiniz çocuk değil! Etrafa hava atıyorsunuz ya “Oğlan 5 yaşında tablet kullanıyor, süper zeki” diye, oysa onu zeki yapan tableti parmaklamak değil, tablette nelere ulaşabileceğini öğrenmiş olmak! “Sosyal değil, evden çıkmıyor” dedikleri çocukları belki hayatlarında ilk defa gece dışarıda yattılar! Her anlamda büyük bir ‘devrim’ ve bilinç uyanması yaşıyorlar. Gençler dışında hiçbir şeyi önemsemiyorum, yeğenim de çok üzülüyor ağaçlar kesilecek diye. Ağaçlar ve park için orada toplanan çocukların bir karış toprakları bile yok, birçoğunun içinde saksı olan balkonları bile yok! Odaları yemyeşil ormanlara bakmıyor, hafta sonlarını babalarıyla balık tutmaya giderek veya bahçelerindeki barbekü partilerinde geçirmiyorlar. Ama sanırım öyle olsun istiyorlar. 
Bazen kendine gelmek için dibe vurman gerekir, birbirlerine selam vermeyen, “Günaydın” demeyen, aynı okulda olmasına, aynı sokakta, binada yaşamasına rağmen hatır sormayan gençlerden; biber gazından kaçarken birbirlerine çarpınca “Affedersin kardeş” diyen gençlere nasıl gelindi? 
“Her şerde bir hayır vardır” diyeceğim, Necati Şaşmaz’a yaptığınızı yapacaksınız diye çekiniyorum doğrusu! Yahu siz değil misiniz, Merkür geriliyor diye endişe duyan; gazetedeki falına bakmadan adım atmayan; evinden türlü nazar boncuğu bulunduran; “Kocama büyü yaptılar” diyen; çocuğu göze gelecek diye endişelenen; zihni açılsın diye sınav öncesi evladına okunmuş su içiren; okunmuş çiğ pirinç yediren; esnemeyi nazar sayan! Çünkü bazılarınız Necati Şaşmaz’ın gayet samimi bir şekilde sarf ettiği “Ülkemize nazar mı değdi, her şey yolunda gidiyordu!” cümlesinden başka bir nefret söylemi çıkardınız…
“Her şerde bir hayır vardır”, diyorum işte; üst üste gelen baskılar ve canlarını sıkan söylemler, odasından çıkmayan, asık suratlı veletlerinizi birer ‘adam’ yaptı işte. Onlar şahane insanlar olmuşlar da haberiniz yokmuş değil mi? Ülkenin evlatlarıyla gurur duyma vaktidir ve kimse endişelenmemelidir, bir yaprağı için kendini feda etmeye hazır bir gençlik varsa, hiçbir güç sırtımızı yere getiremez. Milli irade içinde sadece iktidarı değil muhalefeti de barındırır; inşallah muhalefete de iyi gelir yaşananlar; herkes payına düşen dersi alır. Alınması gerekir, aksi takdirde ölenler, gerçekten ölmüş olur; emek ve onca nefese yazık olur…
Önce hepimiz aynaya bakmalı ve “Gerçekten de çocuklarımıza nerede yanlış yaptık?” diye sormalıyız…

‘Ne kadar iyi olunursa...’

Birkaç defa bir araya geldik, o birkaç defa da yetti; kalbime, beynime kazıdım onu. Tek tek ağaçlara dokunduk, yaprakları sevdik, toprakla konuştuk, kuşları selamladık, çiçekleri seyrettik, Yıldız Parkı’nı yaşadık bir defasında. Betül Arım tanıyıp tanıyabileceğiniz en duyarlı, iyi, temiz kalpli, naif insanlardan biri. Geçen gün aradım, oğlu Memet Ali Alabora’yla alakalı olarak canının sıkılmış olduğunu tahmin ediyordum. Öyleydi nitekim, sesinden eksik olmayan neşeli ton yoktu, hayata karşı duyduğu heyecan yerini endişeli bir tınıya bırakmıştı. Onun sokak hayvanları için, dalları kuruyan ağaçlar için dolan gözlerine şahit olan biriyim, oğlu Mali’nin başına gelenlere çok üzülmüştü. Hayatı mücadelelerle, sıkıntılarla, tutunmaya çalışmakla geçmiş büyük bir oyuncu Betül Arım, “Ne kadar iyi olunursa o kadar iyiyim işte” dedi; uzaktan ellerimi yüreğine koydum soğusun diye. Bana öyle öğretmişti, sevgiyi uzaktan da yollayabilirdin…
Oğlunun hedef gösterildiğine inanıyor ve Başbakan’a sitem ediyordu, “Dün bir arkadaşım telefon etti, “Şu anda Başbakan oğlunu suçladı” dedi. Ben “Yok canım yanlış duymuşsundur, olur mu hiç öyle şey? Bir ülkenin Başbakan’ı hiç tanımadan, araştırmadan bir insanı, bir genci, bir sanatçıyı suçlar mı? O da bir annenin evladı, önce annesini düşünür, bunun vebali çok büyüktür, dedim”…
Her bir cümlesi okullarda ders olarak okutulabilir, her bir düşüncesi için kitap yazılabilir. 
Betül Arım, mahvetmek, tüketmek, yok etmek amacıyla dünyaya gelen insanoğluna bir karşı duruştur, bir ‘nefes’tir, candır. Onun oğlu yanlış bir şey yapmaz, Memet Ali Alabora neden bu kadar dik ve sağlam duruyor diye merak edenler varsa, annesine bir baksınlar derim…

Haftalık... Haftalık...

l Düşes Kate Middleton, Suri Cruise’u taklit ve takip ediyor olabilir mi? Habere göre evet! Şaka gibi ama belki de aynı modacıdan giyiniyorlardır, kim bilir! Suri ile benzer şeyleri giymek önemli, daha altında bezi varken moda ikonu olmuştu bebecik…
l Angelina Jolie’nin dublörü olarak tanınan Eunice Huthart, telefonun dinlendiği iddiasıyla Robert Murdoch’a ait News Corp şirketine dava açmış. Ailesi, arkadaşları ve Jolie’ye ait konuşmaların dinlendiğini iddia ediyormuş 45 yaşındaki dublör. Bu arada Huthart’in kadın ‘gladyatör’ olarak tanındığı, birçok cesaret yarışmasında birinci olduğunu eklemek gerek. 

l James Gandolfini çok erken öldü. Dünya çapında büyük bir sevgi ve ilgi gördüğü ‘Tony Soprano’ rolü için çok kilo almıştı, kendisi için “Çok çekingen biriyim aslında, Woody Allen’ın 150 kiloluk haliyim” diyordu. 51 yaşında öldü Galdolfini, onu geçtiğimiz aylarda ‘Irak’tan sakatlanarak dönen askerler’ belgeselinde izlemiştim. İri bir adamdı kabul, kocaman da bir yüreği vardı. Üzüldüm çok, tanıyor gibi…

l Birol Güven’i hep sevdim, seveceğim. Yalçın Menteş’le yeni dizisi ‘Doksanlar’ için konuşmuş ve yeni sezon için anlaşmışlar. Menteş’in, Mehmet Ali Erbil’le birlikte oynadıkları ‘Tatlı Kaçıklar’ şahane değil miydi bu arada?

<p>İsrail'in Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda  şehit sayısı 14'ü kadın, 5'i çocuk olmak üzer

BMGK'nin Kudüs kararı ne olacak?

Şırnak Valisi Pehlivan, Cudi Dağı'nda konuşlu üs bölgelerinde incelemelerde bulundu

Bayram alışverişinin kalbi Eminönü ve Mısır Çarşısı sessiz

Toroslar'da baharla yeşile bürünen yaylalar görenleri kendine hayran bırakıyor