• $7,4498
  • €9,0633
  • 443.996
  • 1562.79
24 Eylül 2011 Cumartesi

Behzat'ı ve kadınlarını sevme nedenleri

Dizi seyircisi mutlaka katılacaktır bana; Behzat Ç. karakterinin türlü itici yanı olmasına rağmen kadınların kalbini çalması an meselesidir ve çalmıştır da. Aynı şey kadınları için de geçerli, 'Behzat Ç.'de rol alan her kadın her an her erkeğin yüreğini yakabilir.

"behzat.jpg"

'Asla dizi izlemem' diyen 'aksi' seyirciyi ne yaptı-etti, pazar akşamları esir aldı Behzat Ç... Şöhreti günden güne büyüdü, efsane dilden dile düştü, diyaloglar kulaktan kulağa yayıldı, Behzat Ç. fenomen oldu.
Bambaşka bir konseptte, bambaşka bir hikaye anlatılıyordu, Ankara sokaklarından. Güzel ve seksi kadınlar, birbirinden yakışıklı erkekler, görkemli konaklar, şık elbiseler, son model arabalar ve Yeşilçam'ın da Hollywood'un da bayıldığı 'ucuz ama çok satan' entrikalar yoktu işin içinde. Ki sayılanlar reyting formüllerinden bir kaçıdır; Behzat Ç., hiçbirine ihtiyaç duymadı. Sıradan adamların (küfreden, içen, saçmalayan, aşk acısı çeken, başarısız da olabilen), sokakta karşılaşılabilecek 'normal' kadınların (sabah yataktan pür makyajla kalkmayan, zaafları olan, kalpleri çok defa kırılmış), günlük hayatta kullandıkları bir Türkçe'yle konuştukları ama başlarından türlü maceranın geçtiği şahsına münhasır bir dizi oldu. Bolca cilalanan ve gerçeklik kavramından bir hayli uzaklaştığı söylenen eski model 'polisiye'lerimiz, ete kemiğe büründü; Behzat Ç.'de can buldu.
Nasıl bir büyüydü yaratılan, ilk bölümlerde anlamak zor oldu; seyirci takip etmeye başladıkça Akbaba oldu, Harun oldu, Hayalet oldu, Behzat'ın kendisi oldu.
Behzat Ç.'de kadınlar başlı başına 'olay'dı. Bir erkek hikayesi gibi görünse de; erkek yazar, senarist ve yönetmen elinden çıksa da, işin içindeki eller o kadar ustalardı ki; kadın karakterler de son derece gerçekti. Ayrıca kadınların kullanıldıkları sahneler, hikayeye hizmet ettikleri noktalar öyle başarılıydı ki, Behzat Ç. için bir erkek dizisi veya sadece aksiyon demek büyük haksızlık olur. Hikaye içinde hikaye, dram içinde dram barındıran ve bir çok karakterin açılımını yeni sezona bırakan dizi 20 Kasım'da başlayacak. Özellikle sadık izleyicinin heyecanla beklediği sinema filmi 'Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm' ise 28 Ekim'de gösterime girecek.
Behzat'in ayrıldığı kadın, kaybettiği evlat, kavuşamadığı kız arkadaş, aklını başından alan savcı, evine sığınan ve muhteşem bir finalle kızı olduğunu öğrendiğimiz genç kız, yanında çalışan ve öz kızı gibi kayırdığı iş arkadaşı ile örülmüş kadınlarla çevrili dünyasında da falso yok neredeyse...
Kadın seyircinin de en az erkekler kadar ilgi gösterdiği dizideki karakterlere bakınca hep bir fikri, bir bakış açısını, bir düşünceyi temsil ettiğini gördük zaman içinde. Yine zamanla hepsini sevdik, tanıma ihtimalimiz olmayan bir garip Akbaba'yı, şubenin ve ailesinin haylaz çocuğu Harun'u, gönlünü bir anda cezaevine düşen gazeteci bir kıza kaptıran Hayalet'i, herkesi sevdik. Öyle ki, kötü adam Ercüment bile sevildi. Diziden hiç ayrılmasın istendi.
Bunca güçlü erkekle çevrili dizideki kadınları sevmek, kadın seyirci için ilk başta kolay olmadı. Behzat Ç. emek isteyen, anlamak için zamana ihtiyaç duyulan dizilerden; öyle ilk bakışta aşk yaşamak mümkün değil.
Seyirci nihayet zekasını da okşayan bir senaryoyla karşılaştığını gördüğü an 'flört' başladı, dizi dile geldikçe güzelleşti, konuştukça büyüledi.
Kadın seyirci onca aksiyon içinde öyle etkileyici sahnelerle karşılaştı ki, artık Behzat'ın kadınlarını sevmeye başladığını fark edemedi bile. Öyle cümleler vardı ki, öyle laflar edildi ki, üzerine laf söylenemez sanıldı.
Behzat, huzur bulacağına inandığı kadına, Bahar'a evlenme teklif ettiğinde aldığı cevap çok çarpıcıydı; 'Mutsuz oluruz Behzat'... Kadın gerçekçiydi, akıllıydı, mantıklıydı...
Behzat'a aşık olan Savcı Esra, ilk adımı atıp beraber olmayı istediğinde garip bir şekilde Behzat aynı cümleyi kurmuştu, 'Mutsuz oluruz Esra'. Savcı'dan gelen cevap nasıldı peki; 'Mutsuz olalım Behzat, biz de mutsuz olalım'...
Kadın cesurdu, korkusuzdu, yürekliydi...
Bir kızını kaybettiği an öteki kızına kavuştu Behzat; bir aşkı kaybettiğinde diğerini buldu. Tıpkı dizideki bütün karakterler gibi, hep bir acıyla yarım kaldı yüzündeki gülücük.
Hiçbir zaman yeterince mutlu olmadı; Behzat Ç.'yi ve kadınlarını işte bu yüzden çok sevdi seyirci. Yüzünün gülmemesi yüzünden değil elbette, belki bir gün gülebilme ihtimaline inanmak istediği için.

HANGİ KADIN DAHA ÇOK BEHZAT?
Berna: Hazal Kaya'nın canlandırdığı Berna'yı tanımadık, Behzat'ın kızı olduğu için seviyoruz. Genç yaşında öldüğü için acıyor, üzülüyor ve Behzat'ın döktüğü gözyaşıyla kahroluyoruz. Berna, babasının kopyası olurdu yaşasaydı. İnatçılığı, kararlılığı, dürüstlüğü ile tam da babasının kızı olurdu. Filmde Berna'yı görme şansımız olacak, kimi zaman flash-back'lerde kimi zaman rüya sahnelerinde. Berna babasının hayallerinde yer almaya devam edecek ve bir süre sonra babasının yüreğindeki üzüntünün ve hasretin yerini, bambaşka bir duygu alacak. Behzat, kızının ölüm şekli, nedeni ve mezarını bulana kadar rahat etmeyecek, ancak kızının huzura kavuştuğunu görünce ölümü kabullenecek. Film ve dizi ile alakalı olarak kulağımıza gelen bir dedikodu Berna'nın aslında ölmediği; uzun bir süre Behzat'ın kızını arayacak olması... Behzat'a bu çile çektirilmesin isteriz biz, dedikodu yapmayan başka bir grup seyirci...
Savcı Esra: Her zaman Behzat'ın yanında, ona 'çemkirdiği', kızdığı, dellendiği, sinirinden kapıları yumrukladığı anlarda bile. Behzat'ı o kadar çok seviyor ki, hiç düşünmeden, korkmadan kendini kurşunların önüne atabilir. Karakter henüz çok açılmadı dizide, ancak çok derin hikayelere gebe. Bir grup seyirci hemen evlensinler istiyor, Behzat'ın kemikleşmiş takipçisi durumdan şikayetçi değil. Hatta aralarındaki gerginliğin aşkı devam ettireceğine inanıyor. Esra'nın Behzat'la içtiği ve sarhoş olup koluna girerek yürüdüğü sahneler çok sevildi, araba kullanmayı beceremediği sahnelere gülündü ama Behzat'la öpüştükleri sahneye 'ölüp bitildi'...
Canan Ergüder çok başarılı; karakterin yaşadığı aşkı, içinde bulunduğu çelişkiyi son derece ustaca geçiriyor seyirciye. Ne kendini ne de seyirciyi zorlamadan, ilmek ilmek dokuyor Savcı'yı.
Songül: En yeni ve henüz tanışmadığımız karakter. Filmde olay yeri inceleme komiseri olarak karşımıza çıkacak Songül. Tahminler yine iki yönde, Songül Behzat'la takışacak ve işleri aksatacak, bu arada Esra'nın kıskanmasına sebep olacak veya Songül Behzat'ın sağ kolu olarak dizide de seyirciyi selamlayacak. Cansu Dere'nin soğuk ve mesafeli duruşu ile gizlemeyi gayet iyi başardığı güzelliğinin hikayeye çok şey katacağına inanıyorum. Zaten karaktere ruh veren senaristler mutlaka öyle diyaloglar yazacaklar ki, o zaman galiba yine kendimizi tekrar edecek ve 'Konuşana değil de konuşturana bak' diyeceğiz.

Düşünüyorum öyleyse varım
Alfa Yayınları'ndan çıkan 'Felsefe Kitabı', yetişkinlere, çocuklara, gezginlere, ev kadınlarına hitap eden türlü kitaba imza atan büyük bir yayınevi olan Dorling Kindersley imzası taşıyor. Şu sıralar 'Sinemadaki Canavarlar' kitabının peşinde olduğum yayınevi, 'Felsefe Kitabı'nda aralarında Will Buckingham, Douglas Burnham, Peter J. King, John Marenbon, Marcus Weeks gibi düşünür ve akademisyenlerin de bulunduğu birçok üstadın yazılarına yer vermiş. Başlangıcından günümüze dek uzanan zihin gıcıklayıcı yolculuğu boyunca felsefeyi anlamak, kavramak ve basitçe öğrenmek için bir rehber kitap niteliğinde. Son derece güzel hazırlanmış kapağında 'Mutlu adam  egosunun üstesinden gelebilen kişidir', 'Sadece sorunlarla karşılaştığımız zaman düşünüyoruz', 'Amaçlar araçları meşru kılar' gibi sözlere yer verilmiş. Büyük fikirleri kolayca anlamak için hazırlanmış serinin en 'baba' kitaplarından... Evinizde bulunsun derim.

<p>Hiçbir şey ortaya koyamayan, alternatif üretemeyen muhalefetin işi ve gücünün yalan söyleyerek se

'Muhalefet yalan, algı ve manipülasyonla oy devşirmeye çalışıyor'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Engelli ve yaşlılara aşı uygulanmaya başladı

Gediz Deltası'nda kış kuşları kayıt altına alınıyor