• $7,5338
  • €8,9834
  • 413.131
  • 1541.98
11 Haziran 2011 Cumartesi

1000 soruda aşkı anlamak mümkün olur mu?

Ne yaşayan memnun hayatından ne de yaşayamayan; acı çeken acı çekmelere, gözyaşı akıtan ağlamalara doyamıyor. İnsanoğlunun 'hastalıklı' ve izah edilemez arzusu 'aşk', ateşinin değdiği yeri kavuruyor ama tuhaftır ki kimse uslanmıyor...

Bunca zamandır nice şair, yazar, bilge, filozof ortak bir tarif yapamamış aşkla alakalı; garip değil mi? Tarifini bilmediğimiz ama peşinden koşarken sefalete razı olduğumuz aşk acaba 1000 soruda anlaşılabilir mi?
Alfa Yayınları'ndan çıkan Jenny Hare imzalı '1000 Soruda Aşk' adlı minicik hatta minnacık kitapta beklediğimiz cevaplar sıralanmış. Kendi küçük ama işlevi büyük kitapta gerçekten de ilginç tespitler var; 'aşk nedir, kendinizi ve birbirinizi sevmenin önemi, aşkı aramak ve aşık olmak, birlikte yaşamak, iletişim, seks ve iyi hissetmek' gibi bölümler hem kadınlar hem erkekler için aydınlatıcı bilgilerle dolu.
Böyle belli konularda yazılmış kitaplara bayılırım, eskiden bizim memlekette olmazdı, Amerika'ya gittikçe alırdım. 'Bitkilerinizin Hangi Müzikten Hoşlandığını Anlamanın 1001 Yolu'; 'Evinizi Boyamadan Önce Atacağınız 750 Olumlu Adım'; 'Doğum Yapmaya Başladıysanız Durun; Bilmeniz Gereken En Önemli 888 Bilgi'; 'Köpeğinizin Sosyal Olması ve Diğer Köpeklerle İyi Geçinmesi İçin Bilmeniz Gerekenler'; 'Kapı Kollarının Geçmişten Günümüze Tarihi' gibi müthiş kitaplarım var, bahsettiğim aşk kitabından da işte bu nedenle hoşlandım. Kitabın kullanımıyla alakalı bir bilgilendirme yapayım size; diyelim sevgilinizle bir tartışma halindesiniz, hemen kütüphaneye doğru gidiyor ve kitabınızı alarak ilgili bölümü açıyorsunuz. Durumun ciddiyetini kaynağından öğreniyor ve daha sonra atmanız gereken adımı belirleyebiliyorsunuz. Bu arada sevgiliniz de ne kadar entelektüel olduğunuzu fark edebilir, sizin ilişkiye yaklaşımınızdaki ciddiyetinizden etkilenebilir ve fakat tam kavga anında kitap okumaya başladığınızı düşünerek sinirlenebilir de...
Kitabı edinmek, okumak ve hatta ezberlemekte fayda var...

AŞK; AĞLAMAK, ACI ÇEKMEK, BİTMEK...
Aşk yüzyılın, belki de önceki yüzyılların da en büyük hastalığı, kendi kısacık kişisel tarihimde kendi çektiğim aşk acılarından çok kız arkadaşlarımın başına gelenlere üzülmüşümdür. åşık olmak isteyen ve olamayan, aşık olunmak isteyen ve bunu yaşayamayanların hali bana çok acıklı gelir. Onlara asla 'Boş ver şekerim, aşk öyle matah bir şey değil, bana bak ne kadar acı çekiyorum' diyemezsiniz.
åşık olmak istemeyenler, aşka daha çabuk yakalananlardır, tuhaf bir şekilde.
Bir de aşk her nedense bir sonraki aşamada ne yapılması gerektiği öğrenilemeyen, atlatılamayan ve acısı çekilmekteyken dünyanın sonunun geldiğini hissettiren berbat ve mide bulandırıcı bir 'illet'tir. Öyle bir illettir ki hiç şaka yapmadan, devamında yazıyı sulandırmadan anlatmak isterim, aşkından ölen birini tanımıştım çünkü...
Dedim ya hastalıklı bir duygu aşk, şanslı olan aşkı sıkı bir sevgiye, saygıya, arkadaşlığa dönüştürebiliyor.
Sadece tutkudan ibaretse mutlaka bitiyor ve temas ettiği canlıyı kavurup bitiriyor.
'Bir daha asla aşık olmayacağım, kimseyi sevmeyeceğim' gibi beylik lafları, hem de çok inanarak söyleyenlerin yeniden ve defalarca aşık olduklarını gördüm ben. Yanıp sönen ve biten şey tutkudur, yarım kalan tutkuya aşk denir; midenize kramplar saplayan, sevdanızdan ölürken karşı tarafı da öldürmeyi düşünebileceğiniz berbat bir duygudur aşk.
 Asıl peşinde koşulması gereken aşkın sevgiye ve dostluğa dönebilme ihtimalidir; bunu da becerene 'Helal olsun' demek gerekir. Her baba yiğidin harcı değildir.
Sıradan duygulara, gelir geçer tutkulara aşk demeyin isterim, aşk devamlılığı sağlanırsa ve karşılıklıysa aşk olur; iki kişi aynı duyguyu aynı şiddette yaşarsa aşk olur; sonu mutlu biterse aşk olur...
Hayatınızda sarılarak televizyon seyrettiğiniz biri varsa onu kaybetmeyin sakın, heyecan aramak, sosyal olmayı istemek, eskisi gibi değiliz artık demekle vakit kaybetmeyin.
Sarıldığınız kişiye tekrar dönüp bir bakın şöyle, iyice bir daha sarılın...
NOT: Bu hafta aşkla alakalı o kadar çok  e-mail aldım ki okuyuculardan, farz olmuştu aşk yazmak... Hava ısınınca ne oldu okuyucuya anlamadım ama aşkla güneşin doğrudan bir ilgisi var, çok eminim...

HAFTALIK
- Nefis bir Yılmaz Özdil yazısı vardı geçtiğimiz hafta; 'Tencere'. Ülke kadınını daha iyi anlatan bir yazı okumadım bugüne kadar, tencereye ve borcama düşkün olmamız nasıl izah edilebilir acaba? Her yaştan, her kültürden Türk kadını aynı şekilde hissediyor olabilir mi? Konu borcamsa oluyor işte, benim için canını verebilecek annem, kullanmadığı borcamları istesem vermez. Ha, ben neden annemden isterim de kendim almam onu bilmiyorum. Evde de açılmamış olan borcamlarım var üstelik! Yılmaz Özdil bir çare bul bize, bir daha yaz belki kendimize geliriz...
- Pelinsu Pir, Behzat Ç.'den ayrılıyormuş. Sevindim desem? Behzat tuhaf adam, seviyoruz onu biz borcam düşkünü kadınlar; hayatında birkaç kadın olmasını istemiyorum; bir tane olsun tam olsun. Savcı iyi kadın, sevmeye başladım...
- Dipnot.tv yükledim telefona ama haberlerden çok müziklere bayılıyorum; acaba kim seçiyor o şarkıları? Tavsiye ederim... Ayrıca seçimde nasıl bir fark yaratacaklar heyecanla bekliyorum, bakalım internet gazeteciliği seçimde ne kadar etkili olacak?
- Ajdağğğğğ Pekkan diyenler ekrana çıkmasınlar ne olur. Bir kampanya yapılsın isterim, Ajdağğ diyenlerin ağızlarına 'cayenne' biberi sürülsün. Ajda demekten daha zor üstelik... Bilemedim...

<p>Samsun'da eski eşi E.M.'yi sokak ortasında 5 yaşındaki kızlarının önünde öldüresiye döven İbrahim

Samsun'daki caninin ifadesi ortaya çıktı: Bir anda gözüm döndü ve sinir krizi geçirdim

Dünyanın sonuna ilişkin tarih verdi! NASA'dan korkutan açıklama

Sosyal medyadan servis ettiler... Haftanın yalanları

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Iğdır'da esnaf ziyareti yaptı