• $8,7203
  • €10,3893
  • 500.158
  • 1414.15
02 Haziran 2021 Çarşamba

Türkiye'nin dış politikasında yeni dönem

Dr. Eray Güçlüer
Dr. Eray Güçlüer
Dinle
YAZARIN SAYFASI

Türkiye'nin Libya'dan Irak'a, Karabağ'dan Ukrayna'ya ve oradan da Polonya'ya kadar uzanan jeopolitik hinterlandında elde ettiği durum üstünlüğü, yıllardır Ege'deki bazı kronik sorunların aşılmasına katkı sağlamaktadır. Özellikle Libya-Mısır-KKTC hattındaki gelişmeler ve Suriye'de belirli derinlikte güvenlik kuşağının oluşturulması, doğal olarak Yunanistan üzerinde ciddi baskılar oluşturmakta. Her ne kadar Yunan iç kamuoyunda paranoya boyutunda sayılabilecek Türkiye düşmanlığı algısı güncelliğini korusa da Yunanistan'ın dışarıya verdiği görüntü, Türkiye ile ilişkilerinde adeta bir paradigma değişimine işaret etmekte. İyimser olmak için henüz erken ama Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu'nun Yunanistan ziyaretine Batı Trakya'dan başlaması çok önemli mesajlar içeriyor.

Batı Trakya Yunanistan'daki Rodop, İskeçe ve Meriç illerini kapsamaktadır. 1923 Lozan Barış Antlaşması'yla Batı Trakya Türk toplumuna "azınlık" statüsü tanınmıştır. Halen Batı Trakya'da sayıları 150.000 civarında olan Müslüman Türk Azınlık bulunmaktadır. Ancak Yunanistan'daki Türk varlığı Batı Trakya'yla sınırlı değildir. Rodos ve İstanköy ağırlıklı olmak üzere Onikiadalar'da yaşayan ve sayıları 6.000 civarında olan bir Türk nüfus da bulunmakla birlikte burada yaşayan soydaşlarımıza Yunanistan tarafından azınlık statüsü tanınmamıştır. Yunanistan'ın Batı Trakya Türklerine yönelik baskı politikaları neticesinde, 1920'li yıllarda Batı Trakya nüfusunun %65'ini oluşturan soydaşlarımızın bölgedeki nüfus oranı şimdilerde %30'lara kadar gerilemiştir. Keza, Batı Trakya Türklerinin 1923'te %84 civarında olan bölgedeki toprak sahipliği %25 düzeyine kadar inmiştir. Yıllardır neredeyse üzeri örtülmeye yüz tutmuş Batı Trakya'da yaşayan soydaşlarımızın yaşadığı sorunların çözümünde ilk defa aktif olarak inisiyatifin alındığı bir diplomatik gezi olması nedeniyle de Sayın Çavuşoğlu'nun Yunanistan ziyareti çok önemlidir. Verilen mesajlar nelerdir diye bakacak olursak öncelikle bugüne kadar Yunanistan'ın provokatif hareketlerle tek yanlı gündem belirleme kabiliyeti sınırlandırılmış oluyor. Türkiye'nin karasuları ve kıta sahanlığı gibi sorunlardan başka Batı Trakya Türklerinin haklarını da korumak niyetinde olduğunu göstermesi, ilişki boyutuna yeni bir açılım getirmesi bakımından da dikkate değer bir durum oluşturuyor. Tam da bu sıralar ABD'nin Dedeağaç'a kara, hava ve deniz unsurlarından oluşan kapsamlı bir üs kurmakta olduğu düşünülürse Yunanistan ziyaretinin aynı zamanda ABD'ye de siyasi göndermeler içerdiğini söylemek yanlışı olmayacaktır. Ayrıca Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunları ancak iki ülkenin çözebileceğinin belirtilmesi, başta Fransa olmak üzere AB ülkelerine de ciddi bir mesajdır. Böylece Türkiye kendisine dost olmayan komşusunu dost olabileceği bir noktaya getirmeyi amaçlıyor ve bunda da mesafe almış gibi görünüyor.

Diğer önemli ziyaret ise Sayın Cumhurbaşkanının 14 Haziran'da Brüksel'e gitmesiyle gerçekleşecek. NATO liderler zirvesine katılacak olan Sayın Erdoğan'ın burada ABD başkanı ile görüşecek olması Türk-ABD ilişkilerinin geleceği açısından önem arz etmekte. Bu konuda hem Türk hem de ABD tarafı yoğun mesailer harcıyorlar. Başta PKK/PYD ve FETÖ olmak üzere S-400, F-35 gibi sorunların çözümünde 14 Haziran'da Brüksel'de önemli gelişmeler olabilir. Ayrıca NATO muhtemelen kendi sorumluluk alanı dışında olan Rusya ve Kafkasya'ya yönelik yeni konseptini liderler zirvesinden sonra açıklayacak olması da son derece önemli. Zira NATO üyesi bir ülke olarak Rusya'yla önemli ilişkiler geliştirmeyi başarmış tek ülke Türkiye. Bunu hem ABD hem de Rusya biliyor ve Türkiye'nin dengeleyici unsur olarak öneminin farkındalar. Böyle önemli bir zirve öncesi Milli İstihbarat Teşkilatının FETÖ'nün üst düzey elemanlarından birini yakalayarak ülkemize getirmesi süreç üzerinde siyasal etki oluşturabilecek bir durum oluşturmaktadır. Şu an PKK'da olduğu gibi elebaşlarının yakalanması FETÖ'nün Pensilvanya dışındaki çözülme ve çöküşünü hızlandırabilir. Türkiye'nin uyguladığı mücadele stratejisi Kandil'in yalnızlaşmasını sağladığı gibi Pensilvanya'yı da yalnızlaştırdığı görülmektedir. Bu tür yakalamaların 14 Haziran'da Brüksel'de kurulacak masada Türkiye'nin elini güçlendireceğini söylemek mümkün. Zaten Irak'ın kuzeyindeki dağlık alanda PKK'nın büyük oranda tasfiye edildiğini de göz önüne alacak olursa ABD Suriye'de Fırat'ın doğusunda her geçen gün daha fazla sıkışması olası görünüyor. Bu bağlamda dünyada ilk defa yapay zekâ ile hareket edebilen KARGU-2 dört kanatlı, otonom kamikaze SİHA'larının Türkiye tarafından üretilmiş olması da ayrıca gurur verici ve sahadaki mücadeleye çok önemli katkılar sağlamaktadır. Rahatlıkla söyleyebilirim ki yapay zekâ ile çalışan otonomi SİHA teknolojisi geleceğin harp ortamını büyük ölçüde değiştirecek, savaş konseptlerinin yeni baştan yazılmasını sağlayacak gibi görünüyor. Bu alandaki teknolojik gelişmelerin Türkiye'nin liderliğinde gerçekleşmesi ise dosta güven düşmana korku vermektedir. Yapanların eline sağlık.

<p>Seda Sayan ve Uğur Arslan'ın sunuculuğunu üstlendiği bir  döneme damgasını vuran Evleneceksen Gel

Solmaz Çiros, Armağan Çağlayan'ın programını terk etti

İstanbul'da ''Yeditepe Huzur Uygulaması'' gerçekleştirildi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, GDAÜ toplantısında konuşma yaptı

Anzer Yaylası'nda arıcıların bal mesaisi başladı