• $32,4976
  • €34,9185
  • 2404.96
  • 10391.9
30 Mart 2023 Perşembe

JEOKÜLTÜRÜN DEMOKRASİYE ETKİSİ

En basit tanımıyla kültür insanın doğada var olabilmek için yaptığı her şeydir. Jeokültür ise coğrafyanın kültüre etkisi anlamına gelmektedir. Küreselleşmeyle birlikte jeokültürün kapsamı bir ülkenin sınırlarını aşmış o ülkenin jeopolitik önemine bağlı olarak daha geniş coğrafyaların ve bu coğrafi alanlardaki toplumların kültürel ve siyasi olarak bir ülkeyi etkileme derecesi açısından önem kazanmıştır. Dolayısıyla Türkiye açısından jeokültür doğu-batı ve kuzey-güney alanlarının tamamını kapsamaktadır.

Tamam kapsıyor da ne oluyor diye soracak olursak işte burada demokrasinin her yerde aynı şekilde işlemediğini anlıyoruz. Demokrasi temelde seçmen iradesi demektir. Örneğin kuzeyimizdeki Avrupa ülkelerindeki kolektif güvenlik yapısının o ülkelerdeki insanları ekonomik, bireysel ve çıkarcı şekilde daha minimalist siyasi amaçlarla hareket etmeye yönelttiğini görüyoruz. Ortadoğu ve Afrika ülkelerine bakacak olursak çoğu ülkedeki otokratik yönetimler sebebiyle insanlar demokrasiyi baştaki kişinin otoritesi nispetinde algılayabilmekte, kanıksanmış çaresizlik toplumların perişan yaşamlarının değişmeyeceğine olan toplumsal inancı pekiştirmektedir. Dolayısıyla başa kim gelirse gelsin halk için değişen bir şey olmamaktadır. Bu nedenle gerek gelişmiş gerekse az gelişmiş toplumlar sahip oldukları jeokültürel sistemlerin etkisiyle oluşan yerleşik lokal bilinçten dolayı, makro düşünmek zorunda kalmazlar veya bu zorunluluğu çok az hissederler. Gelişmiş toplumlarda onlar için ülkenin geleceğine sâri makro projeksiyonlar üreten elit kitlenin varlığı, az gelişmiş toplumlarda ise toplumsal kaderin gelecekte de değişmeyeceğine olan olumsuz inancın yerleşikliği, demokrasinin o ülkelerde mikro seviyede işlemesine neden olur.

Türkiye'de durum nasıl diye bakacak olursak bizde demokrasinin biraz daha farklı işlediğini veya işlemesi gerektiğini görürüz. Zira bizler Türk devleti olarak kolektif güvenlik sisteminden yoksunuz. NATO'ya üye olmamız bizlere tam bir güvenlik garantisi sağlamaz ki bunu pek çok defa tecrübe ettik. Avrupa ve Amerika'nın güçlü kolektif güvenlik yapıları onlara seçmen iradesini etkileyebilecek iç ve dış etkileri minimize etme imkânı sağlarken bizde durum çok farklı. Türkiye son beş yılda sosyal medya ve diğer iletişim araçları kullanılarak en fazla algı mühendisliği yapılmaya çalışılan dünyadaki ilk üç ülke arasında yer almaktadır. Ve Türkler tarih boyunca hep yalnız kalmıştır. Jeokültürel olarak tarihsel kökenlerimiz, inançlarımız ve sahip olduğumuz vatan topraklarının jeopolitik önemi nedeniyle bundan sonra da bu değerli yalnızlığımız devam edecek gibi görünüyor. O yüzden bizler kendi işimizi kendimiz görmek zorundayız. Kendi gücümüzle ayakta kalmak ve var olmak zorundayız. Ve yine o yüzdendir ki seçimlerde sadece ekonomik ve bireyselci değil aynı zamanda ülkemizin kaderini ve bekasını da düşünmek zorundayız. Hedefte olduğumuzu unutmayalım.

YENİ KÜRESEL SİSTEMİN KODLARI 14 MAYISTA BELİRLENECEK

Dünya üçüncü küresel kapışmaya doğru hızla sürüklenirken taraflar da diğer ülkeleri kendi saflarında tutmak için dizayn operasyonlarına hız verdiler. Küresel sistemde ancak güçleri eşit olanlar arasında ittifaklar kurulur aksi takdirde güçlü olan zayıf olanı çeşitli emperyalist yöntemler kullanarak kendisine tabi kılmaya çalışır. 2010 yılında Tunus'ta başlatılan Arap Baharı (!) diye adlandırılan yangınla pek çok ülke tarumar edilip küresel güçlerin hizmetine geçirildi. Yunanistan işgal edildi, Suriye ve Irak parçalandı. Aslında bu süreçte Türkiye'nin de parçalanması amaçlanmışken Türkiye dayandı. Daha sonra Türkiye'de 15 Temmuz kalkışmasıyla amacına ulaşamayan emperyalistlerin şimdilerde son ümidi 14 Mayıs seçimleri. PKK'nın içinde olduğu yapı mı yoksa milli irade mi kazanacak? Bunun için PKK-HDP ve FETÖ aparatları demokrasi ve özgürlük maskeleri ile topluma sunulurken siyasi karşıtlıklar körüklenmekte, seçim sürecinde ve seçim sonrası dönemde ülkemizin geleceği karartılmaya çalışılmaktadır. Bugün FETÖ ve PKK'ya adeta alan açmak için çabalayan altılı guruptan aldıkları moralle küresel güçlerin terör baronları Türkiye Cumhuriyetinden yüz yılın rövanşını almak istediklerini 21 martta meydanlarda avaz avaz bağırdılar. İçlerindeki kini ve düşmanlığı adeta kustular. Daha da kötüsü eylem yapmak için harekete geçtiler. 28 Mart'ta Ağrı Doğubeyazıt HDP binasında son eylem talimatlarını alan PKK'lı terörist yakalanmasaydı şimdi ne olacaktı? Kaç insanımız ölecekti, kaç vatandaşımız yaralanacaktı, kaç ocak sönecekti? İşte buradaki bütün amaç Türkiye'nin son kertede içeriden dizayn edilmesi. Şayet 14 Mayısta emperyalistler bunu başaramazlar ise 15 Mayısta bizimle anlaşmak zorunda kalacaklar ve başta PKK-FETÖ aparatları artık pazara düşecek, Türkiye'ye taviz vermek zorunda kalacaklar. Yani PKK ve FETÖ için sadece güneyimizde değil küresel sistemde de yolun sonu demektir. Çünkü ABD ve Batı'nın Rusya ve Çin ile olan rekabeti PKK ve FETÖ aparatlarını küresel güçler için gerekirse feda edilebilir bir noktaya taşımaktadır.

Evet daha büyük düşünmek zorundayız. 14 Mayıs seçimleri sadece siyasi tercih değil aynı zamanda ülkemizin kader seçimleridir. Hangi görüşten olursak olalım tek vatanımız var, tek bayrağımız var. Siyasi mülahazaları bir kenara bırakıp, şapkayı önümüze koyup önce ülkemizin geleceğini düşünmek zorundayız. Şehitlerimizin kemiklerini sızlatmadan adım adım ülkemizi aydınlık geleceğe taşımalıyız. Yukarıda anlattım, jeokültürümüz farklı olduğundan biz diğer dünya devletleri gibi değiliz. Bizde demokrasi daha farklı işlemek zorunda. Sadece bireysel değil ülkesel ve hatta sınırlarımızın ötesini de düşünerek karar vermek zorundayız. Yüce Milletimizin iradesi her şeyin üzerindedir.

<p>Erbil - Guyer yolu üzerindeki yakıt dağıtım işletmesi ve zift deposunun da yer aldığı rafineride

Erbil'de petrol rafinerisinde patlama! Alevler geceyi aydınlattı

4 bin 299 hakim ve savcının görev yeri değişti | Sıralı tam liste

Ve beklenen transfer açıklandı! Dünya yıldızı sonunda imzayı attı

Yaprak Dökümü ile ünlenen oyuncu ters kelepçeyle gözaltına alındı