• $7,4202
  • €8,9825
  • 438.3
  • 1467
17 Aralık 2020 Perşembe

ABD'nin yaptırımları Türkiye'nin yatırımları

Dr. Eray Güçlüer
Dr. Eray Güçlüer
YAZARIN SAYFASI

ABD’nin S-400 bahanesiyle Türkiye’ye bazı yaptırımlar uygulama kararı alması stratejik körlüğün en son örneği olarak tarihe geçti. Öyle ki adeta vermedikleri Patriotların hesabını sormaya kalkan bir ABD ironisi ile karşı karşıyayız. Sanki S-400’leri Rusya’dan Savunma Sanayi Başkanı Sayın İsmail Demir almış gibi bütün yaptırımlar Türkiye’nin Savunma Sanayisine yönelmiş durumda.

S-400’lerin alınması bir devlet kararıydı ve son derece doğru bir karardı. Ayrıca Türkiye’nin S-400’leri almasının dost olan hangi ülkeye zararı var sorusunun cevabını ABD’li yetkililer veremiyorlar. Zira bizden 13 yıl önce Aralık 2007 tarihinde Rusya’dan S-300 satın alan Yunanistan’a yönelik bırakın yaptırımı en ufak bir eleştiride dahi bulunmayan ABD neden şimdi Türkiye’ye tavır alıyor.

S-300’le S-400 arasında 100 km fark olduğu için değildir herhalde. O zaman bu krizin adını doğru koymak gerekir. Bu yaptırımlar S-400 yaptırımı değil Türkiye’yi durdurma yaptırımlarıdır. Türkiye’nin Libya’da, Somali’de, Katar’da, Kıbrıs’ta, Doğu Akdeniz’de, Ege’de, Suriye’de, Irak’ta, Kafkaslar’da, Karadeniz’de, Balkanlar’da ve daha birçok yerde, yani jeopolitik hinterlandındaki stratejik mücadelelerinde kazandığı durum üstünlüğüne karşı rahatsızlığın yaptırımlarıdır. O yüzden bu yaptırımları sadece S-400’e indirgemek yanlış olur.

Burada asıl hedef Türkiye’dir, Türkiye’nin milli gücüdür. Ülkemizin bu kadar çok alanda kazandığı inisiyatifi ağırlıklı olarak yerli ve milli savunma teknolojileriyle elde ettiğini düşünecek olursak neden Savunma Sanayi Başkanlığının hedef alındığı daha iyi anlaşılabilir. Dolayısıyla bizim de ülke olarak bu tür tehditlere karşı milli duruşumuzu sergilememiz gerekiyor. Şeytanın en büyük gücü içimizdeki zayıflıklarımızdır. Milli birlik ve beraberlik ise bizim en büyük gücümüzdür. Bu mücadelede geri adım atmak yok.

TÜRKİYE ABD İLİŞKİLERİNİN GELECEĞİ NASIL OLACAK?

Merak edilen soru bundan sonra Türkiye-ABD arasındaki ilişkinin nasıl olacağıdır. Bunu üç boyutlu okumak gerekir. Birincisi bundan sonraki süreçte ABD’nin iç mücadelesinde dengeler nasıl ve ne yönde değişecektir. Biden’ın başkan olması muktedir olabileceği anlamına gelmez. Ayrıca ABD’deki iç mücadelenin artık son bulacağını da kimse düşünmesin. Bugüne kadar her zaman medyayı, teknolojiyi ve sermayeyi elinde bulunduran küreselcilerin kazandığı ABD başkanlık seçimlerini ulusalcı kanadı temsil eden D. Trump’ın kazanmış olması, bundan sonra da ulusalcıların tekrar kazanabilme ihtimalleri olduğunu gösterir ki bu ABD iç mücadelesini daha da alevlendirebilir.

Bunun sonucunda ABD dış politikasında ortaya çıkabilecek ayrışmalara göre Türkiye için yeni siyasi pozisyonlar ortaya çıkabilir. İkincisi ABD’nin özellikle AB ülkelerini de yanına alarak başta Çin-Rusya-İran olmak üzere doğu ekseniyle yaptığı mücadelenin ne zaman bir hesaplaşmaya döneceğidir. Denge politikası yürüten Türkiye’nin bu süreçte Batı ve Doğu arasında yaşanabilecek kırılmaları yakinen takip etmesi ve başta Ortadoğu olmak üzere bizi etkileyebilecek olası senaryolara hazır olması, krizlerin fırsatlara dönüştürülmesinde ve ABD ile ilişkilerin belirlenmesinde faydalı olabilir.

Sonuç olarak bu yaptırımların maddi boyutundan çok psikolojik yönden etkili olduğu görülmektedir. Zira bu yaptırımlar karşısında Türkiye asla geri adım atmaz. Tam tersi bu tür hususlar başta savunma sanayi olmak üzere milli güç unsurlarımızı daha da yüksek seviyeye taşımak için birer yatırım teşviki olacaktır.

Ne ABD’nin ne AB’nin ne de başka bir gücün bu konjonktürde ve bundan sonra Asya’nın, Avrupa’nın ve Ortadoğu’nun tam da merkezinde olan Türkiye’yi kaybetme riskine girebileceklerini düşünmüyorum. Ülkemize karşı daha büyük bir kriz çıkartılması halinde en büyük kaybı Türkiye yaşamayacaktır. Sonuç olarak bu günlerde el yordamıyla karanlıkta Türkiye’yi test etmeye çalışanlar, reel politikte rasyonaliteyle karşılaştıklarında çark etmek zorunda kalabilirler. Bu sürede Türkiye devam ettiği denge politikası kapsamında ABD ile olan ilişkilerinde “dengeli karşıtlık” yönelimine ağırlık verebilir. Savunma sanayi, enerji, ekonomi gibi başat unsurlardaki gelişimler ülkemizin bölgedeki etkisini arttıracak ve başta ABD olmak üzere küresel aktörlerle ilişkilerde Türkiye lehine siyasal etkiler üretecektir.

Diğer önemli bir konu da sosyal tabanı kalmamış, ideolojik ve yapısal erimişlik içerisinde tükenmiş olan PKK’nın yurt içerisinde bittiğinin, bu ülkede artık PKK defterinin kapandığının TBMM’de resmi bir “OHHHHH…”la İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu tarafından açıklanmasıdır.

Bu kadar çok acı ve çile çekildikten sonra terörle mücadelede nihai sona ulaşılmış olması belki de en iyi bu şekilde anlatılabilirdi. Sayın Soylu’ya bütün milletimiz adına içtenlikle teşekkür ediyoruz. Ayrıca ABD’nin sözde yaptırımları listesine alınmış olan Savunma Sanayi Başkanımız sayın İsmail Demir’e, Başkanlık yetkililerinden Mustafa Alper Deniz, Serhat Gençoğlu ve Faruk Yiğit'e de teşekkür ediyoruz.

Bu ülke sizlerle gurur duyuyor, yalnız değilsiniz.

Biliniz ki 85 milyon yanınızdadır.

Dr.D.Eray GÜÇLÜER

Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi

<h3>Başkan Erdoğan’dan CHP’ye erken seçim yanıtı</h3><p>“2023’E KADAR BEK

27 Ocak 2021 Güncel Haberler

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Rize'de gizlenen temaslılara karşı yeni önlemler uygulanmaya başlandı

İstanbul'da etkili olan yağışlı hava, trafikte yoğunluğa neden oldu