• $8,1527
  • €9,7278
  • 453.898
  • 1375.91
18 Mart 2011 Cuma

Nükleer enerjiyi yeniden düşünmek

Deniz Ülke Arıboğan
Deniz Ülke Arıboğan
YAZARIN SAYFASI

Büyük bir nükleer felaketle yüzleştiğimiz şu günlerde dünyadaki en hararetli tartışma konularından bir tanesi de 'nükleer enerjinin doğru kaynak olup olmadığı'. Çevrecilerin önemli bir bölümünün yıllardır karşı çıktığı, buna karşın özellikle enerji açığı nedeniyle ekonomik problemler yaşayan devlet yönetimlerinin sıcak baktığı nükleer enerji meselesi, ülkemizde de daha uzun süre  gündemi işgal edecek gibi. Ben nükleer enerjiye sıcak bakan, lakin Japonya'da meydana gelen son olaylardan sonra durumdan oldukça ürken birisi olarak  bu konuda biraz kalem oynatmak istedim.

Özetle:
1-
Enerji konusunda dışa bağımlılığı gün geçtikçe artan bir ülke olan Türkiye'de görece bağımsızlığın önkoşullarından bir tanesinin nükleer enerji olduğunu biliyorum. Yüksek maliyetli bir yatırım gibi gözükse de, kendisini kısa sürede amorti edebilen nükleer reaktörler, özellikle elektrik üretiminde ülkelere çağ atlatabilecek verimliliğe sahipler. Tam da bu nedenle Avrupa anakarasında 2011 yılı itibarıyla tam 195 nükleer reaktör bulunuyor. Buna, halen yapılmakta olan 19 tane reaktörün daha ilave olacağı biliniyor. Litvanya'da elektrik üretiminin %76'sı, Fransa'da %75'i, Slovakya'da %53'ü , Belçika'da %51'i ve Ukrayna'da %49'u nükleeer enerjiden sağlanıyor. Fransa'da 58, Rusya'da 32, İngiltere'de 19, Almanya'da 17, Ukrayna'da 15 ve İsveç'te ise 10 adet nükleer reaktör bulunuyor. Kısaca Avrupa tam anlamıyla nükleer bir alan ve nükleer kaynaklar Avrupa enerji stratejisinin içinde çok önemli bir yer tutuyor. Petrol kaynağına sahip olmayan ülkeler açısından bu seçeneğin çok avantajlı ve özgürleştirici olduğu kuşkusuz.  

2- Avrupa'da nükleer güvenliği sağlayan en önemli husus kullanılan teknoloji olduğu kadar zeminin deprem güvenliğine sahip olması. Avrupa anakarası kuzeye doğru gidildikçe sağlam bir zemine ve depremsellikten uzak bir toprak alanına kavuşuyor. Nükleer reaktörler açısından en yüksek riski depremler ve yüksek imha gücüne sahip silahlar oluşturuyor. Terör eylemleri ve savaş ortamları insan eliyle yaratılan tehlikeler arasında. Avrupa artık kendisini bunlardan önemli ölçüde muaf sayıyor. Bir işletim hatasına karşı ise en yüksek güvenlik tedbirleri alınmış durumda. Buna karşın Japonya'da gerçekleşen deprem, tsunami ve nükleer sızıntıdan sonra Almanya nükleer inşaat süreçlerini durdurma kararı almakta tereddüt etmiyor. Eski reaktörlerin devre dışı bırakılması ve yenilerinin çok daha özenle inşa edilmesi gerekliliği konuşuluyor. Kaldı ki, bundan sonra nükleer karşıtı lobinin daha da etkin hale geleceği ortada. Nükleer yatırım yapmak isteyen hükümetlerin işi bundan sonra çok daha zor olacak gibi görünüyor.

3- Bir ülkenin topraklarında nükleer reaktör olmaması, o ülkenin nükleer kazalara karşı güvende olacağını göstermiyor. Türkiye'nin sınırlarında Ermenistan'da, Bulgaristan'da, İran'da (inşaat halinde) reaktörler var. Etrafımızda nükleer bir çember oluştuğu söylenebilir. Çernobil'in etkisini kilometrelerce ötede olmasına rağmen derinden hisseden bir ülke olarak, olası kazalardan nasıl etkileneceğimizi şimdiden tahmin edebiliriz.  

4- Nükleer enerji güvenli bir ortam sağlandığında temiz bir enerji olabilir. Kaldı ki, güçlü bir Türkiye için enerji bağımsızlığı çok da önemlidir. Lakin konu, tüpgaz meselesinden çok daha ciddi ve olası bir aksilik halinde koca bir ülkenin yok oluşuna neden olabilecek kadar önemlidir. Bu konunun derinlemesine yeniden tartışılması ve risklerin, kazançların hesap edilmesi gereklidir. Doğru teknoloji, doğru yer ve doğru işletmeciliğin buluştuğu bir örnek yaratamazsak, büyük bir tehlike kapımızda demektir.

<p>RAMAZAN'IN İLK GÜNÜ YAĞIŞLAR ÇEKİLİYOR</p><p>Hafta başında Batı Karadeniz ve İç Anadolu'nu

Meteoroloji Uzmanı açıkladı... Ramazan'da hava durumu nasıl olacak?

Sahur sofranızda bunlar olsun!

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Libya Başbakanı Dibeybe'yi resmi törenle karşıladı.

Düzce'de denizin bir kısmı kahverengiye dönüştü