• $7,524
  • €8,9731
  • 412.358
  • 1541.98
23 Mart 2012 Cuma

Ekonomik kriz milliyetçiliği besleyecek mi?

Deniz Ülke Arıboğan
Deniz Ülke Arıboğan
YAZARIN SAYFASI

1929 yılında patlak veren finansal kriz ve ardından dünyayı kasıp kavuran Büyük Depresyon sadece servetlerin kaybına, milyonlarca insanın işini ve umudunu kaybetmesine sebep olmadı. Liberal bir ekonomik düzenin, bütünleşen bir dünyanın ve demokratik sistemlerin itibar kaybetmesine de yol açtı. Ardı ardına ülkeler birbirlerine karşı gümrük duvarları dikmeye, kendilerine yeter bir ekonomik düzen kurmaya başladılar. Artık ticaret, alan-satan herkese fayda sağlayan bir faaliyet olmaktan çıkıp, ulusların birbiri aleyhine güç kazandığı bir mesele haline gelmişti.
Siyasi alanda da bu politikaların halk nezdinde kabulünü kolaylaştıracak, milliyetçi dünya görüşünden beslenen bir dünya algısı yaratıldı. Diğer uluslar düşmandı ve her ulus kendi içinde kenetlenerek bu ölümüne mücadelede üstün gelmeyi ummalıydı. Sonuç, bilindiği gibi herkesin mahvolmasına sebep olan acımasız bir savaş, ekonomik krizin etkilerinden çok daha ağır bir insanlık dramının yaşanması oldu. Ancak bir diğer yönüyle savaş için yapılan harcamalar bir türlü ekonomik durgunluktan kurtulamayan gelişmiş ülkelerin tekrar ekonomik büyümeyi yakalamasını sağladı. II. Dünya Savaşı bittiğinde artık dünya ekonomik sağlığına kavuşmuş görünüyordu.
Bu durumdan hareketle savaşların ekonomik durgunluktan kurtulmak için bir araç olabileceği kanaati iyice yerleşti. 2008 krizinin, ekonomik durgunluk ve işsizlik olarak özellikle dünyanın büyük ekonomilerini vurması, milliyetçi akımların tekrar güç kazanacağı beklentisini de bu akıl yürütme sonucunda yaratıyor. ABD'de, Avrupa'da ekonomik kriz sonucu iş bulamayan, beklediği maddi imkanlara ulaşamayan insanlar önce ülkelerindeki yabancıları suçlamaya başlayabilir. Ardından askeri harcamalar, ekonomik durgunluğa bir çözüm olabilir. Dolayısıyla ilk bakışta milliyetçiliğin tekrar yükselişe geçmesine hazır bir altyapının oluşmakta olduğu düşünülüyor.
Ancak biraz detaya inildiğinde böylesine bir Aristo mantığının çok da geçerli olmayacağını söyleyebiliriz. Aksine yangında çatıdan adam kurtarmaya kalkan Temel'in hikayesindeki gibi çözüm önerisinin sorunu daha da kötü hale getirmesi mümkün. Temel'in beline ip bağladığı adamı aşağıya çekip öldürdükten sonra, geçen sefer kuyudan kurtarırken işe yaramıştı diye şaşırmasına benzer bir duruma düşülebilir. Her şeyden önce 1929 krizi, finans sektörünün çökmesinden sonra dünya ekonomilerinin talep yetersizliği yüzünden küçülmesi sonucunu oluşturdu. Devletlerin savaş harcamalarını artırması ise, bu eksilen talebi ve neticede ekonomiye güveni yerine koyarak tekerlerin yeniden dönmesini sağladı. Üstelik kendi içine kapalı ekonomiler sanayileşme yolunda ilk adımlarını atmaya başladı. Milliyetçilik bu düzende toplumun iç dayanışmasını, birliktelik ruhunu sağlayan bir tutkal oldu.
İçinde bulunduğumuz durumda ise ABD'de başlayan finansal krizin ardından, Avrupa'nın dev ekonomilerinin borçluluk sorunuyla karşı karşıyayız. Bu borç yükünün döndürülemeyeceği inancı ekonomiye güven kaybına ve durgunluğa dönüşüyor. Savaş gibi veya daha fazla kamu harcaması gibi olaylar ateşe benzin dökeceğinden mevcut durumu daha da kötüleştirecektir. Üretim hattının küresel ölçeklere ulaştığı, para ve mal piyasalarının ulus-devletlerin sınırlarını fazlasıyla aştığı bir ortamda ise milliyetçi fikirlerin uygulanabilirliği yok. Avrupa'da artan işsizlikle beraber göçmenlere tepkilerin artması, sağ partilerin oylarında yükseliş gözlemlenebilir. Ancak bunlar tepki düzeyinde kalmaya mahkum görünüyor. Milliyetçi akımların uygulanabilir alternatif bir ekonomik ve siyasal programı bulunmuyor.

<p>Türk dizileri yurt dışında tarih yazıyor. İster Güney Amerika'ya gidin ister Balkanlar'a, Orta As

Türk dizileri tarih yazıyor, şer odakları boş durmuyor!

Sosyal medyadan servis ettiler... Haftanın yalanları

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Iğdır'da esnaf ziyareti yaptı

Mavi Vatan 2021 Tatbikatı'nın Seçkin Gözlemci Günü başladı