• $7,4142
  • €9,0383
  • 442.576
  • 1542.45
30 Mayıs 2012 Çarşamba

Avrupa'nın kum torbası

Deniz Ülke Arıboğan
Deniz Ülke Arıboğan
YAZARIN SAYFASI

Avrupa'da 19. yüzyılın ikinci yarısı, daha önce var olmamış Almanya, İtalya gibi ulus-devletlerin kuruluşuna sahne oldu. Romantik ulus tasavvurlarının üzerine kısa zamanda Avrupa'nın en güçlü siyasi yapıları olacak devletler inşa edildi. I. Dünya Savaşı sona erdiğinde ise dağılan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun yıkıntılarından Orta ve Doğu Avrupa'da yeni devletler kuruldu. Ancak ulus-devletlere dayalı bir Avrupa sisteminin ne barış ne de refah getirebileceği çok kısa süre içinde görülecekti.
Avrupa Birliği, bu yeni siyasal yapının yol açtığı yıkıma tepki olarak hemen II.Dünya Savaşı'nın ertesinde Avrupalı seçkinlerin idealist bir tasarımı olarak ortaya çıktı. Kuruluş sürecine geniş yer vermek istemiyorum ancak hem zenginlik yaratma hem de refahı getirme vaatlerinde uzun süre en iyimser tahmincilerin bile ötesinde başarı sağlayan bir proje oldu. Öyle ki Soğuk Savaş sona erdiğinde Doğu Avrupa ülkeleri bu projenin bir parçası olmayı kendileri açısından kurtuluşa giden en kısa yol olarak gördüler. Fransa'nın bir süre ayak diremesine rağmen Doğu Avrupa'nın tekrar otoriter rejimlere dönmesine duyulan endişe ağır bastı ve Avrupa doğuya doğru ilerlemesini sürdürdü. 2004'teki genişlemenin ardından 2007 yılında Romanya ve Macaristan'ın da girişiyle AB genişleme sürecinde bir önemli merhaleyi geride bıraktı.
Diğer tarafta ise AB, bütünleşme sürecinin derinleştirilmesi yolunda önemli adımlar atmaktaydı. Bu adımlardan en önemlisi Euro, 2002 yılında dolaşıma çıktı. Artık Avrupalıların ortak bir para birimi vardı ama coşkuyla karşılanan bu para birimi aradan on yıl geçmeden Avrupalıların ortak baş belasına dönüştü. Almanya gibi güçlü bir sanayi altyapısı olan ülkeler, parasal birliği rekabet güçlerini de artırarak güneye mal satmak için kullandılar. Bu arada güney borçlanarak satın aldığı mal ve hizmetlerin yarattığı refahın tadını çıkartıyordu. Her güzel şeyin olduğu gibi bunun da sonu geldi.
Bugün Yunanistan başta olmak üzere İtalya, İspanya, Portekiz gibi ülkelerin aşırı borçluluk sorunları Euro'nun geleceğinin üzerine kara bir bulut gibi çökmüş durumda. Bu ülkeler borçlarını döndürebilmek için önlerine konulan kemer sıkma politikalarını uygulamaya çalışıyorlar. Diğer taraftan sıkı maliye politikaları ekonomik büyümeyi sıfırladığı için borç dinamikleri içinden çıkılmaz hale geliyor. Avrupa solu, piyasalara güven verme adına yapılan bu sıkı maliye politikalarına karşı ciddi şekilde homurdanmaya başladı bile. Ekonomik açıdan sonuç vermediği gibi artan işsizlik oranları ve ekonomik durgunluk aşırı sağın yükselişini tetikleyen bir çifte felaket etkisi yaratıyor.
Bu politikalara karşı tepkinin ilk sonucu Fransa'da Hollande'ın Başkanlık seçimlerini kazanması oldu. Hollande seçimlere giderken de büyümeye yönelik olmayan bir kriz yönetimi stratejisinin sonuç getirmeyeceğini söylemişti. Ama bu konuda paranın patronu Merkel'i ikna etmesi şart gözüküyor. Merkel ise, güney Avrupa'nın sorunlarının tembellikten, yolsuzluktan kaynaklandığını iddia eden açıklamalardan fazlasıyla etkilenmiş gibi gözüküyor. Yunanistan'la olan problem zaten karşılıklı hakaretlere varmış durumda ama sıkıntı çok daha büyük ve borç sorunu yaşayan ülkeleri aşağılamanın pek bir faydası olmayacak. Ayrıca Almanya son on yılda katladığı ihracatı ile bu sistemden en fazla istifade eden ülke oldu. Dolayısıyla sistemin çökmesinden zarara uğrayacaktır.
Zaten bu sebeplerden dolayı üye devletlerinin borçlarının Maastricht kriterleri içinde kalan %60'lık kısmına AB'nin garantör olması gibi seçenekler tartışılmaya başlandı. Doğal olarak Almanya, garantörü olacağı bu borçları kontrol etmek istiyor ve daha sıkı bir mali birliğe doğru adımlar atılması gerekiyor. Bu seçkin kulübün bir üyesi olamayacak gibi gözüken Yunanistan ise AB tarafından aşağılanarak parasal birliğin dışında bırakılacak gibi gözüküyor.
Bizim açımızdan AB'nin daha derin bir entegrasyon sağlamış çekirdek bir grup ve çevredeki diğer üye ülkeler olarak ayrışması olumlu olabilir. Hollande'ın görev başına gelmesi ile 'pozitif gündem' çerçevesinde müzakerelerde ilerleme sağlamak mümkün gözüküyor. Hazır Avrupalılar kum torbası olarak bizim yerimize Yunanistan'ı bulmuşken ilerlemenin tam zamanı.


<div><br></div><p><br></p>

Meteoroloji Hava Tahmin Uzmanı açıkladı... İstanbul'a kar yağacak mı?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Simpsonlar yine şoke etti! Bunu da bildiler

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Brüksel'de NATO Genel Sekreteri ile görüştü