• $7,4788
  • €9,073
  • 442.095
  • 1565.01
02 Şubat 2012 Perşembe

Merkez galip, kafalar 'ortaya karışık'!

Bugün üç gün sürecek bir durum değerlendirmesi ve gelecek analizi dizisine başlıyoruz. Geçmişe dönersek, Merkez Bankası Kasım 2011 tarihinde Başkan Durmuş Yılmaz döneminde kredi balonuna, sıcak para girişine, aşırı hızlı büyüme ve cari açığa fren içeren ve enflasyon yanında sistemik finansal istikrarı da hedefleyen, yeni para politikası yaklaşımı kararları almıştı. Gecelik faiz düşürülürken sıcak para çıkmaya teşvik ediliyordu. Tabii ki bu kararlar BDDK tarafından atılan adımlarla da desteklenecekti.
Zaman geçti, başkan değişti, ABD'nin ratingi ağustos ayı başında düşürüldü ve AB'nin sorunları aşmak için hiçbir şey yapmadığı ortaya çıktı, piyasalar panikledi, kur ve faiz spekülasyonu gündeme geldi. Bu global riski arttırıcı gelişmeler, yeni Başkan Erdem Başçı tarafından acilen para politikası değişikliği adımları atılmasını gerektirdi. Gecelik faiz yeniden yükseltilerek Merkez Bankası'nın borç verme faizi de yüzde 12-12.5  düzeyine yükseltildi. Bu şartlarda bankaların finansmanı politika faizi olan yüzde 5.75 düzeyindeki repo faizinin üstünde ve üst limit olan yüzde 12 arasında gerçekleşecekti. Bu arada karşılık oranları yeniden ama kısmen düşürüldü. Döviz ve altın, TL mevduat karşılıkları için kabul edilmeye başlandı. Döviz piyasasına da 2011 yılı sonunda ve 2012 başında müdahale gerekmişti.
Ekonominin yavaşlaması 'oldukça yavaş' olmaktaydı, bu nedenle de cari denge açığı da 'yavaş' küçülmekteydi. Risk algılaması da artıyordu. Burada Merkez Bankası enflasyon hedeflemesini klasik anlamda uygulayamazdı. Diğer taraftan da kuru spekülatif ortamda piyasaya bırakamazdı. Spekülatif yaklaşımlar piyasaya hakim olunca Merkez Bankası sopayı eline aldı. Geçmişimizde kamu bütçesi ve borcunun büyük problem olduğu, döviz rezervlerinin üç beş 'metelik' boyutunda var olduğu, ve kamunun, bankaların ve özel tarafın dev açık pozisyonları, kısa vadeli iç ve dış borçları olduğu ortamda yapılamayacak adımlar atıldı.
Geçmişte sopa piyasanın elinde olurdu ve Merkez'i piyasa test ederdi. Şimdi ise tersi gerçekleşti. Merkez finans kesiminin finansman maliyetini gün bazında hatta bazen gün içinde saat bazında değiştirmeye başladı. Agresif şekilde de dövize müdahale etmeye girişti. Adeta oyunun kuralları değişmişti. Bu ortamda finans kesiminin finansman maliyetleri saat başında bile değişiyor ve şartlara göre Merkez repo faizi ile borç verme faizi arasında (yani 5.75 ila 12 arasında) oluşmaya başlıyordu. Yılbaşı öncesi ve sonrasındaki spekülatif hareketler, sonunda eldeki verilere göre yılbaşından hemen sonra sakinleşerek 20 Ocak tarihine gelindiğinde iyice sakinleşti. Merkez bu arada kamunun dış borcunun düzenli ödemelerini gerçekleştirdiği gibi,  iç ve dış döviz talebini de karşılamıştı. Ocak ayının sonuna gelinirken Merkez Bankası yeniden enflasyonu ön plana alan ve döviz kurunu iç ve dış piyasa trendlerine bırakan yaklaşımına geri döndü. Ama bir türlü anlaşılamayan 'koridor' politikasından (anlamaya niyeti olmayan anlayamaz) da vazgeçmedi, yani sopayı elinde tuttu. Özellikle bazı iç ve dış menkul kıymet şirketi analistlerinin iyi niyetinden ciddi şekilde şüpheliyim. Merkez kasten belirsizlik yaratırken, piyasanın da huzursuz olması, sopanın Merkez Bankası'nın eline geçmesi ile sonuçlanmıştı. Zaman geçti ve piyasa sakinleşti. Merkez Bankası'nın kararlılığı anlaşılmıştı. Spekülasyon durdu ve finansman maliyeti normalleşti. Tabii çapraz kur AB düzelene kadar her gün dalgalanacak!
Tabii ki kur etkileri açısından bakılınca TL'nin hızlı değer kaybı, enflasyonu etkileyecekti. Öyle de oldu. Enflasyon yüzde 10 düzeyinin üstüne çıktı. Diğer taraftan da artan faiz maliyeti de genel faiz düzeylerini arttıracaktı. Bu da gerçekleşti, faiz de yükseldi. 
Ancak ekonomi dış ve iç 'ulema' ve medya tarafından önerilen 'anlayamadığımız koridor yaklaşımından çık ve genel politika faizini arttır 'söyleminden çok farklı sonuçlar verdi. Genel politika faizi bir kere arttırdın mı, uzun süre yüksek faize angaje olmuşsun demekti. Halbuki koridor sisteminde faiz ancak spekülasyonla uğraşılmak zorunda kalındığında yükseltilmek zorunda kalıyordu. Merkez Bankası'nın koridor politikası çok daha esnek bir yaklaşımdı ve şu anda bulunduğumuz yerde, politika yaklaşımının başarılı olduğu görülmek zorunda. Yüzde 6-7 enflasyonla faizi yüzde 12 düzeyine yükselten Brezilya, enflasyonu düşüremediği gibi, ekonomisini de erkenden sert iniş ve durgunluğa sokmuştu.
Piyasadan ve köşe yazarlarından gelen 'döviz rezervi biter, satmayın!' feryatlarının ne kadar komik olduğu da yarın aktaracağımız verilerden ve durum tespitinden anlaşılacak.

<p>Trump Destekçileri Kongre Binası’nı bastı hayatını  kaybedenler ve gözaltına alınanlar oldu

ABD'de devir teslim töreni nasıl olacak?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Yusufeli Barajı'nda sona yaklaşıldı

Mandaların eksi 10 derecede yemek arayışı