• $9,6153
  • €11,2367
  • 553.564
  • 1479.93
31 Mart 2012 Cumartesi

Merkez başarılı oldu

Bahçeşehir Üniversitesi'nde başlayan ve 28-31 Mart arasında sürecek olan  uluslararası 'Atlantic Economic Conference' toplantısında, 29 Mart günü  Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Dr. Turalay Kenç ve Merkez Bankasının Baş Ekonomisti Dr. Hakan Kara tarafından gerçekleştirilen iki sunum ile toplumumuzda ve de özellikle finans kesimi analistleri, iktisatçıları ve bazı akademisyenler tarafından pek de anlaşılamayan 'Merkez Bankası Yeni Para Politikası Yaklaşımı' bir kere daha anlatılmaya çalışıldı. Bu sunumlar devam ederken de, Merkez Bankası'nın, tam bir haftadır hareketlenen piyasalarda, son dönemde  istisnai olarak ilan ettiği tüm günlerde olduğu gibi, gerçekleştirdiği parasal sıkılaştırma devam etmekteydi.
Merkez Bankası tüm diğer tarafların çok üstünde teorik ve analitik bilgi ve beceri sahibi, enformasyona herkesden  önce ulaşıyor, ve analiz kapasitesi finans kesimi ajanlarından daha yukarıda. 
Geriye dönüp bakarsak global kriz ortamında QE denen parasal genişleme politikası, global risk algılmasında büyük dalgalanmalara neden oluyordu. Piyasalarda 'volatilite' de bu dönemde çok aşırı ve hatta gün ve hafta bazında yön değiştiren hale geliyordu. Bu durumda Merkez Bankası uzun zamandır uygulamakta olduğu enflasyon hedeflemesi ve dalgalı kur ikilisine  her an uymak durumunda olamazdı. Tersine politika pozisyonunun günlük bazda ve her yöne değiştirebilecek kadar esneklik sahibi olması gerekiyordu. Piyasada her gün değişen yaklaşım ve spekülatif girişimler olduğu sürece Merkez Bankası da benzer tür silahlar kullanmak mecburiyetinde idi.
Yurt dışından gelen kısa vadeli ve 'halkın sıcak para' dediği türden fonlar ülkeye girdikçe oluşan kredi balonu ile mücadele etmeye karar verildi ve mevduat karşılıkları bankaların kredi genişlemesini engellemek için kullanılmaya 2010 yılı Kasım ayında başlandı. Tabii içeriye giren fonlar Türk parasının aşırı değerlenmesini de getiriyordu. Halbuki ülke kredi genişlemesi sonucu artan iç talep,  ithalat artışı ve cari denge sorunları yarattığından kurun  rekabetçi hale gelmesi de gerekli idi.  Bu nedenle Merkez Bankası döviz kurunu  ülkeyi yeniden dış ticarette diğer gelişen ülkelerle 'rekabetçi' hale getirecek adımlar atmak zorunda idi. Bu nedenle dagalı kur sistemine bıraktığı kurları da dengeye getirecek poltikalar ve müdahaleler gerçekleştirmeye başladı. Sonuçta iç talebin dengelenmesi, reel döviz kurunun dengeye döndürülmesi ve kredi artışının ve cari açık büyümesinin frenlenmesi için atılan adımlar yavaş yavaş etkili oldu.
Bu yeniden dengelenmenin faturası ise kurdan enflasyona geçişlilikle ödenmek zorunda kalındı. Bu etki kısa vadeli olacaktı çünkü  mal fiyatlarında enflasyon hızla artarken de, hizmet fiyatları oldukça stabil kalmıştı. 2011 yılında 10.45 düzeyine yükselen enflasyondaki artış  yüzde 5 kur artışndan , yüzde 2 kadar işlenmemiş gıda fiyatlarından, yüzde 1.1 kadar da artan vergilerden kaynaklanmıştı. Ama enflasyon beklentileri de düzeleme eğiliminde idi. Bir yıl veya daha uzun dönem için enflasyon beklentileri oldukça stabil durumdaydı.
Dğer taratan faiz koridoru denen ve politika faizi olan seçilen repo faizinin civarında dalgalanacak olan piyasa fonlama faizi 2010 sonu itibarı ile genelde aşağıya iner iken, Ağustos 2011 sonrasında yukarıya döndürüldü ve hatta spekülatif veya Merkez Bankası jargonunda 'istisnai' diye adlandırılan günlerde daha da yukarıya itildi Tabii mali kurumlar fonlama faizlerinin gün bazında değişmesinden hoşlanmıyorlar. Ama iç ve dış piyasa ajanlarının çoğu da  gün bazında spkülatif davranmayı da seviyorlar.

GÜN BAZINDA POLİTİKA
SONUÇTA enflasyon tersine dönmeye, düşmeye başladı, kredi balonu yavaş yavaş sönüyor ve cari denge açığı ve döviz kuru da arzu edilen yönde yumuşak inişe geçiyor. Tabii gereken dönemlerde enflasyon hedeflemesi ve dalgalı kurdan taviz vermek gerekti ve verildi de. Ama biraz insafı olan kişiler global kriz ortamında 'katılık' ve 'politikada ısrar' olamayacağını, Merkez'in gün bazında politika yapmaya çalışmasını anlayabilirler. Önemli olan, Merkez Bankasının kısa sürede dizginleri elinde tutmaya muaffak olduğu ve yeni politka yaklaşımının da başarıya ulaştığıdır. Eğer biz iç ve dış ulemanın söylediği gibi faizleri yüzde 12 düzeyine çıkarsak ve esneklikten vaz geçse idik, Brezilya gibi reel büyüme hızla düşecek, 'hard lending' gerçekleşecek, paramız çok aşırı değerlenecek ve kurla rekabet gücümüz kalmamış olacaktı. Açın Brezilya istatistiklerine bakın: petrol sorunu olmayan Brezilyanın faiz düzeyini enflasyonun iki mislinde tutarak negatif büyümeye yollandığını, Tobin vergisi gibi önlemlerin de Brezilyayı kurtaramadığını göreceksiniz.

<p>Futbol, sahaları aşıp evlerimizdeki televizyonlara, günlük  aktivitelere ve tabi ki son olarak oy

Neden PES Atarız?

Kütahyalı marangoz ahşaptan susuz ceviz soyma makinesi icat etti

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (22 Ekim 2021)

Eren-13 operasyonları kapsamında 4 terörist etkisiz hale getirildi