• $7,363
  • €8,9526
  • 436.723
  • 1536.11
24 Eylül 2012 Pazartesi

Kriz yaşamayı mı özlediniz yoksa?

Dün gazetelere baktım, canım sıkıldı. Gene popülizme batmışız. Medyada yer alan biri olarak ekonominin gereklerini vatandaşlara anlatmamız gerek ki geçmişte olduğu gibi popülizm çukurunda boğulmayalım. Bu nedenle aynı şeyleri defalarca yazacağım ki iyice anlaşılsın!
Birincisi, vatandaşlarımız bilmek zorunda ki 1980, 1994 ve 2001 krizlerinde cari denge açığımızı, yani döviz sorunumuzu kriz yaşayarak düzelttik. Yani tükettik durduk ve döviz bitti, kurlar patladı ve çatladı ve sonunda ithalat daraldı, ihracat kıpırdandı, ülke eksi büyümeye geçti ve dış denge bir süre için toparlandı. Ama hep beraber fakirleştik. Sonra zaman geçti ve krizi unutmaya ve tekrar tüketmeye ve ithal etmeye başladık. Ve tekrar krize girdik. Bu son otuz yılın özetidir.
Bugün, yeni bir yaklaşım içindeyiz. 2010-2012 sürecinde tarihimizde ilk defa kendi arzumuzla GSYİH oranı olarak tarihsel rekor düzeyinde yüzde 10 cari açık verdik. Bu açık 2011 yılı sonunda 77 milyar dolara vardı. Farklı bir şeyler yapmamız gerekiyordu!
Global krizde Türkiye 2009 yılında yüzde 4.7 daraldı. Aynen Almanya gibi. Almanya da 2009 yılında yüzde 4.7 daralmıştı. Almanya ile ortak sorunumuz ihracatımızın üçte ikisinin (aynen onların da olduğu gibi) Avrupa kıtasına olması idi. Avrupa da ABD'nin peşinden krize girmişti ve ithalatı durmuştu. Yani bizim ihracat ve sanayi üretimi çökmüştü.
Bu durumda üç şey yaptık. Birincisi ihracatı başka daha az sorunlu ülke ve bölgelere kaydırdık. İkincisi farklı ürünler ihraç etmeye başladık! Üçüncüsü ise iç talebi arttırarak, yani  iç tüketim ve iç yatırımı artırarak büyüdük. Bu tabii kendi tasararuflarımızla gerçekleşmedi. Sıcak para şeklinde içeri giren dış tasarrufları kredi olarak içeriye plase ettik. Kredi balonu yüzde 35 artış yaptı, ekonomimiz de 2010 yılında yüzde 9.5-10 arasında, 2011 yılında da yüzde 8.5 civarında büyüdü. Yukarıda belirtildiği gibi dev cari açık ve dev ithalat yaşamaya başladık.
Bu durumda büyümeyi yavaşlatmamız gerekiyordu. Kredi balonunu söndürme önlemleri aldık. Koridior politikası, günlük faiz, karşılık oranları ile para politikası freni kullanıldı. Büyüme 2011 yılı ikinci yarısından başlayarak düştü ve şu anda da yüzde üç civarında bir büyüme temposuna geldik. Cari açık da ayda ortalama 2 milyar dolara yakın bir daralma yaşamakta. Ama döviz kaçışı ve döviz kuru spekülasyonu minimum boyutta yaşandı. Türkiye ekonomik anlamda riskli durumunda algılanmıyor artık.
Bu arada Avrupalılar millet, devlet ve milliyetçilik kavramlarından federal yapı ve düşünceye geçemediklerinden AB'yi ve tüm dünyayı global boyutta risk içine soktular. Olay tersine döndü ve Avrupa ABD'yi sallamaya başladı. Halbuki krizi ABD başlatmıştı.
Bu arada tüm dünya parasal genişleme yaratıp, büyümeye çalışırken biz tam tersi, parasal sıkılaştırma yaşamak ve yavaşlamak zorunda idik. Tabii geçmişte olduğu tür krizler yaşamak istemiyorsak.
2012 yılının ikinci yarısına gelindiğinde cari denge çok daha iyi duruma gelmişti ve kredi frenini yavaşlatmak gerekiyordu. Bu da gerçekleşti.
Tabii fren operasyonunun mahzurları zaten vardı. Birincisi, son dönemde artan istihdam ters etkilenebilirdi. İkincisi, daralan ithalat ve daralan büyüme vergi hasılatını azaltırdı. Bunların ikisi de gerçekleşmeye başlamıştı. Bu durumda bütçe açığı da büyüyecekti. Bütçe açığı ve kamu borcumuzun büyümesini de istemiyorduk. Çünkü Avrupa içinde kamu maliyesi en iyi durumda olan ülkelerden biri idik. Bu da Türkiye'nin riskli görülmemesinin temel garantisi idi. Bu nedenle de vergileri bir miktar artırıp, kamu maliyesi dengesinin bozulmasına izin vermemek zorunda idik.
İşte gelen vergi dalgası bu nedenledir.
Tabii başka bir gözlükle ülkemiz yılda yüzde GSYİH oranı olarak yüzde 20-25 civarında yatırım yapmakta. Ama yüzde 15 civarında da özel tasarrufumuz var. Kamunun tasarrufları özel tarafınkinden çok daha iyi durumda. Cari denge açığı da aslında tasarruf zafiyetimizin sonucunu gösteriyor. Cari açık kadar yabancı tasarruflarını kullanıyoruz. Adına da sıcak para diyoruz.
Yani özel kesimde tekrar tasarruf etmeye başlamamız gerek. Bu da otomotiv, inşaat, beyaz eşya gibi sektörlerde talebi bir miktar kısacak. Bunun alternatifi 1980, 1994, 2001 gibi kriz yaşamaktır.
Yoksa bunu mu istiyoruz?

<p>Taceddin Kutay Kafa Konforu'nda bu hafta, 'hayatın tekliflerine karşı aldığımız pozisyonu nasıl t

'Refik'in kadar kıymetlisin hayatta...'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Muğla'da tarım alanları su altında kaldı

Diyarbakır'ın ''çılgın projesi''ndeki ilerleme üreticiyi sevindirdi